|
YENİDEN SİYASETTE AHLAK
Dr.Ergun GÖKNEL
Okuyucularım
soracaklardır: Siyasette ahlak konusunu yazmaktan bıkmadın mı?”
Daha henüz
bıkmadım. Söyleyeceklerimin tümünü dile getirdikten sonra belki bir
ara vereceğim. Ondan sonra yeni davranışlar ve kavramlar ortaya
çıktıkça, gene devam edeceğiz.
Benim “Siyasette
ahlak” konusunda yazmamı, düşünmemi ve görüş ileriye sürmemi
yadırgayanlar ve hatta bir okuyucumun yazdığı gibi “tiksinç”
bulanlar olabilir. Bu şekilde düşünenler için söylemek istediklerimi
özetleyeyim:
İnsan Allah’ın
yarattığı tek düşünebilen, konuşabilen ve yazabilen varlık. Düşünen
bir insanın da yapabileceği en doğru şey yaptıklarını
irdeleyebilmek. Doğruları izlemek, yanlışlardan kaçmak insanoğlunun
hakim özelliği olmalı. Dünyamızda yaşayıp da yanlışları olmayan bir
insan düşünemiyorum. Yaşamı boyunca yanlış yapmamış bir insanın
varlığını iddia edenler büyük bir yanılgı içerisindedirler.
İnsanın becerisi
odur ki, yaptığı yanlışı görür, irdeler ve yeniden benzeri bir
yanlışı yapmaz. Ve hatta yapılan yanlıştan çevresinin, toplumun da
ders alması, doğruyu bulmakta yararlanması konusunda topluma
yardımcı olmaya çalışır. Bu erdeme sahip olabilen kişi yanlışlarını
açıkça söyleyen kişidir. Geçmişinde yaptıklarını inançlı bir
özeleştiri içerisinde görebilmek ve bulduğu doğruyu söyleyebilmek
insan denen varlığın en önemli özelliklerinden biridir.
İnsanlık
yaratıldığından beri kabul edilen, yerleşik ve evrensel ahlak
kurallarına uymak dışında, asırlar içinde gelişen, çağlar
ilerledikçe toplumların ahlak anlayışında yer alan ahlak kurallarına
da uymak doğru bir insan için gereklidir.
Çağdaş dünyada
iletişim o kadar hızlanmış, bilgi sahibi olmak, gerekli gayret
gösterilirse, o kadar kolaylaşmıştır ki, yetersiz bilgiden
kaynaklanan önyargı günümüzde genel kabul görmüş bir yanlıştır.
Dogmatik, katı
kuralcı, tutucu ve durağan bir düşünce sistemi içerisinde düşünen
insanlar bir kısır döngü içine kapanıp, çağdaşlaşmaktan
uzaklaşacaklardır. Aydınlanma çağını ilk günlerinden beri şahidi
olduğumuz gelişmeler ve olaylar bu düşünceyi doğrulamaktadır. Bugün
de ülkemizin içinde olduğu çıkmazın başlıca sebebi aynı kısır
döngünün kırılamamasıdır.
Şimdi esas
konumuza dönelim….
Ahlak denilince
toplumda akla gelen davranışlar nelerdir? Genelde yolsuzluk, yalan
söyleme, rüşvet, adam kayırma; ve böylece devam edebiliriz.
Yöneten-yönetilen ikilemi ile fakir-zengin farkı sosyal hayatta
dikkat çekecek kadar göze batacak hale geldikçe, genel anlamdaki
ahlak anlayışı değişerek, yukarıdaki ahlak dışı davranışların
çoğalmasını ve de doğallaşmasını getirecektir.
Toplumda
yöneten-yönetilen ve fakir-zengin çelişkileri azaldıkça diğer ahlak
sorunları da azalacaktır.
Siyasal ahlakın
temel unsurlarını saptarken olumsuzluk içeren kuralları sıralamak
bizi doğruya götürmez. Siyasal ahlakta olumsuzdan değil, olumludan
yola çıkmanın gerekliliğini kimsenin tartışmaması gerekir.
Şöyle ki:
İktidarda bulunanların ülkeye zarar vermemesi değil ülke için
faydalı işler yapması gerekir. Siyaset yapılmayan olumsuzluklarla
değil, yapılan olumlu eylemlerle değerlendirilmelidir. Siyasetçi de
toplumun olanaklarını en olumlu şekilde kullanmakla yükümlüdür.
“Yalan
söylememek” değil, “doğruyu söylemek” kural olmalıdır.
“İnsanları
öldürmemek” değil, “insanları sevmek” kural olmalıdır.
“Adam çalıyor
ama, helal olsun iş de yapıyor.” Söylemi ne kadar aykırı bir düşünce
ise; “Adam çok dürüst, dolayısıyla iş de yapamıyor.” Söylemi de o
kadar aykırıdır. Siyaset ahlakında, hem dürüst ve doğru olunacak
hem de olumlu iş yapılacaktır.
Bu örnekler çok
sayıda çoğaltılabilir.
Siyasette ahlak
sahibi olmanın ilk koşulu siyasetçinin fikirlerine, düşüncelerine ve
ilkelerine sahip olmasıdır.
Bu ne demektir?
Açıklayalım….
Ülkemizde fikir,
düşünce ve ilkeler siyasi partilere göre değil, bu partilerin
bulundukları yere göre belirlenmiştir. Kısaca, bir partinin
iktidarda veya muhalefette olmasına göre düşünceleri gelişir ve
belirtilir. Muhalefette herhangi olumlu bir düşünceyi ileri süren
siyasi parti iktidar olunca birdenbire eleştirdiği fikirlere sahip
çıkmaya başlar. Son on yılda bu oluşumun örneklerini iç ve dış
siyasette o kadar çok gördük ki, burada tek tek örnek vermeyi
gereksiz görüyorum.
Bazı düşünceler
ve ilkeler her zaman muhalefette ileri sürülür ve savunulur. Bazı
düşünce ve ilkelerde de her zaman iktidarda doğru bulunur ve
uygulanır. Daha bugüne kadar muhalefetteyken öne sürdüğü düşünceleri
ve uygulamaları iktidara gelince yürürlüğe koyan bir siyasi partiye
rastlanmadı dersek, büyük bir yanlış yapmamış oluruz. 1950, kısmen
1960 ve de 1980 yılındaki iktidar değişiklikleri bu tespitin
dışında bırakılabilir. Her üç durumda da Türkiye’de olağanüstü
koşullar hüküm sürmüştür.
Bu durumda ileri
sürülen düşünce ve ilkeler değil sadece bunları söyleyen insanlar
yer değiştirmektedir. Muhalefettekiler iktidara gelince, düşünceler
geride kalmakta ve iktidardan muhalefete geçenlerce
benimsenmektedir. Bunun da adı demokrasi olmaktadır.
Demokrasi
kavramının bu anlayışla temsil edilemeyeceği bir gerçektir.
Türkiye’deki siyasal ahlak dışı hareketin en koyusu ve birincisi
işte bu davranış şeklidir. Yıllardır halka söylenen bu yalan siyasal
yozlaşmanın temel unsurudur.
Türkiye
siyasetinde “istifa” kavramı var mıdır? Bu kavram işler mi?
Cevabı hemen
verelim: Kesinlikle Hayır!....
Siyasi ahlakın
iyi kötü uygulanabildiği ülkelerde “istifa” sözcüğünün bir değeri
vardır. Siyasetçilerin onurlarını korumak için son sığındıkları olgu
“istifa”dır.
Türkiye’de
düşünce aykırılığından veya başka bir sebeple bulunduğu mevkiden
istifa eden kaç siyasetçi hatırlıyorsunuz?
Ben, ancak iki
kişi sayabiliyorum.
Birincisi, DYP
Milletvekili iken, Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden dolayı
Milletvekilliğinden istifa eden Murat Sökmenoğlu.
İkincisi ise,
Başbakan Turgut Yılmaz’la düşünceleri uyuşmadığı için Devlet
Bakanlığından istifa eden Mehmet Ali İrtemçelik.
Peki aksi için
bir örnek gösterebilir miyiz?
Evet!...
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın yaptığı ihale sonuçlarının
önceden bilindiğini ispatlayan Milliyet Gazetesi yayını üzerine
bakanlık bu ihaleleri iptal etmişti. O tarihteki Bayındırlık Bakanı
Onur Kumbaracıbaşı, “Aynı ihbar bana da gelmişti. Ama iş acele
olduğu için ihaleleri yaptırdım” açıklamasını yaptı. (15 ve 16 Mayıs
1993 tarihli Milliyet Gazetesi).
Nerede istifa
müessesesi?
Bir Bakan
ihaleye fesat karıştırıldığını bildiği halde, “iş aceledir”
gerekçesi arkasına sığınarak, hileli sonuçları ilan ediyor. Ve
koltuğunda oturmaya devam ediyor.
Siyasette ahlak
anlayışı nerede kaldı? |