Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS


KAPİTALİZM ÖLDÜRÜR

Devrim ERSEZER

Dünyanın hemen her yerinde kitlesel can kayıplarına yol açan intihar saldırıları ve bombalamalar  hızla artıyor. Kapitalizmin ileri bir aşaması olan küreselleşme ile bunlar arasında bir bağ kurmak çok da zor olmasa gerek, çünkü saldırılar ve ölümler de küreselleşiyor. Peki, kapitalizm niye ve nasıl öldürüyor? Bu basit soruya cevap verebilmek için kapitalizm ile ilgili birkaç saptama yapmak mümkün:

1-) Kapitalizm, doğası gereği saldırgan, yayılmacı ve savaşçıdır; bu, kapitalizmin kendini var edebilmesi ve sürekliliğini sağlayabilmesi için bir zorunluluktur. Kapitalist sistemi yaşatan sermaye ve meta dolaşımıdır; bu da hem bunları ithal eden ülkeye hem de diğer emperyalist ülkelere saldırı anlamına gelir.

2-) Dünya, gittikçe derinleşen bir biçimde iki ayrı krizi bir arada yaşıyor. Bunlardan birincisi, dünya kapitalist sisteminin hegemonya krizi; diğeri ise yapısal, yani ekonomik krizdir. Yapısal kriz, sistemin kendi iç çelişkilerinin bir ürünüdür. Kapitalist dünya 1970'lerin başından itibaren yapısal kriz içerisindedir.

Yapısal kriz, aşırı üretim ile ilişkili olan ortalama kar oranının düşme eğiliminden kaynaklanır. Kriz, kar oranının yeniden yükselişe geçmesi ile son bulur; ancak hiçbir zaman bir önceki dönemin en yüksek ortalama kar oranını yakalayamaz. Krizlerde, sermaye merkezileşir ve küçük şirketler yok olur. 

Soğuk savaş döneminde arka planda kalmış olan hegemonya krizinin ise tek kutuplu dünyanın ilan edilmesinden sonra ön plana çıktığı; bunun da emperyal güçler arasındaki çelişkilerin derinleşmesinden ve gruplaşmaların artmasından kaynaklandığı söylenebilir.

3-) Karların en yüksek olduğu sektörlerden birisi silah sektörüdür, bu sektörde yoğun teknoloji kullanılır ve dolayısıyla sermayenin organik bileşimi (sermaye emek oranı) yüksektir. Sermayenin organik bileşiminin yüksek olduğu sektörlerde ortalama karın düşüşü daha önce ortaya çıkar. Ortalama karın düşüşü, ya artık-değer oranı arttırılarak ya sermaye ihracı gerçekleştirilerek ya da aşırı birikmiş sermaye değersizleştirilerek aşılır.

Değerlendirme

 

Çeşitli sektörlerde aşırı üretimden kaynaklanan tıkanmayı açabilmek; kuşkusuz, bu sektörlerin politik iradeyle ne ölçüde ilişkili olduğuna bağlıdır (Buradan sermayenin politik iradeyle ilişkili olmaması ihtimalinin olduğu gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır; çünkü kapitalist sistemde, devlet sınıfsal bir karakter taşıdığı için devlet-sermaye ilişkisi mutlaka vardır. Burada kastedilen bu ilişkinin derecesidir). Çünkü, kar oranının düşmesini, yukarıda sayılan yöntemlerle; ancak politik erk engelleyebilir. Küreselleşmenin  niye özellikle 1970 sonrasında merkez ülkelerce benimsendiği ve neden çevre ülkelerde de bunun benimsenmesi için baskı (politik, siyasi ve askeri) oluşturulduğunun cevabı da burada aranmalıdır. Görüldüğü gibi küreselleşmeye yüklenen birçok olumlu anlamın arkasında, kar oranlarını yükselterek mevcut sistemi kurtarma amacı yatıyor. Ancak sermayenin, küreselleşme söylemi ile meta ve sermaye ihracı gerçekleştirmesi, eskimiş teknolojileri merkezden çevre ülkelere aktarması ve de çevre ülkelerdeki ucuz işgücünden yararlanıp artı-değeri arttırmasının bile krizin aşılmasını sağlamadığı görülüyor. 

Silah sektöründe ise daha özel bir durum göze çarpıyor. Burada, kar oranlarını arttırabilmenin yolları daha az ve de yolların hepsi  aynı yere çıkıyor: Savaş. Ya emperyal ülke kendi savaşarak ya diğer ülkeleri savaştırıp onlara silah satarak ya da silahlarını eğitim ve diğer yollarla değersizleştirerek bunu gerçekleştirebilir. ABD'yi yöneten insanların yakın geçmişte büyük silah şirketlerinin ortakları veya bu şirketlerin yönetimlerinde oldukları da göz önüne alındığında Afganistan ve Irak'ta yaşanılanlar daha iyi anlaşılabilir. Yani kapitalizmin saldırgan ve savaşçı doğası ölüm yaratmaktadır. Bu, kapitalizmin silah sektöründe kar oranlarını arttırabilmesi yani sürekliliğini sağlayabilmesi için bir zorunluluktur.

Kapitalizmin doğrudan ölüm getiren bu özelliğinin dışında bir başka özelliği de dolaylı olarak ölüm getirmesidir. Çünkü kapitalizmin saldırgan ve yayılmacı niteliği İstanbul'da da yaşanan bu tip saldırıları tetiklemektedir, yani terörü kapitalizm yaratmaktadır. Bu yüzden yaşanılanlar yorumlanırken kapitalist terörü görmezden gelmek imkansızdır. Çünkü bir yerde bir saldırı var ise karşı saldırının olması da kaçınılmazdır. Asıl sorun bu karşı saldırının hangi amaçlarla yapıldığı ve ne yöne doğru evrildiğidir. Bu anlamda kabaca iki seçenek olduğu söylenebilir: Birincisi,  yukarıda da bahsettiğimiz ve masum insanların ölmesi sonucunu doğuran saldırılar; ikincisi ise bilinçli ve sistemli bir biçimde sistemin bütününe karşı bir tepki oluşmasıyla şekillenen karşı saldırılardır. Bunlardan birincisi, sistemin kendini koruma ve kurtarma mantığının bir ürünü olarak sistem tarafından yaratılan ve kollanan çeşitli grupların daha sonra sistemin kontrolünden çıkması sonucu ortaya çıkmıştır. İkinci tür karşı saldırının temelleri ise ciddi bir biçimde sistemin eleştirisine ve sınıfsız sömürüsüz bir dünya özlemine dayanmaktadır. Dolayısıyla kapitalizmin ölümcül doğasını ortadan kaldırabilecek de sadece budur. Bunun ne zaman gerçekleştirilebileceğini belirleyecek olan ise verilen bu mücadelenin yapısı olacaktır.

 

sayfa başına dön