Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 


KAPİTALİZM VE MEDYA

Devrim ERSEZER 

Kapitalizm, kendi doğası gereği, bir yandan kendi sonunu hazırlarken bir yandan da bu sonu geciktirmeyi hedefleyen çeşitli ideolojik araçlara başvurmaktadır. Temel amaç sistemin meşruiyetinin tehlikeye girmemesidir. Bu araçların temel özelliği, gerçekleri ve yaşanılanları gizleyerek veya bunları farklı şekilde aktararak, var olanın alternatifsiz olduğunu insanların kafasına kazıyarak egemen olan ideolojinin varlığını sürdürmesini ve yayılmasını sağlamalarıdır. Böylece de yaşanılanları gör(e)meyen, sorgulamayan, düşünmeyen, itaatkar, sadece tüketen bir insan tipi yaratılmış olur ve sonuç olarak da sistemin yeniden üretimi sağlanır.  

Bu anlamda, sistemin yeniden üretiminin sağlanması için medyanın çok önemli bir fonksiyonu vardır. Popüler medya, olaylar arasındaki ilişkileri birbirlerinden kopararak, soyutlamalar yaparak, yaşanılanları ve gerçeklikleri görmezlikten gelerek, insanları uyuşturup aptallaştırarak, insanların kendilerini başkalarına göre çok daha iyi durumda olduklarını düşündürerek, acıma duygularını kabartarak görevini yerini getiriyor. Var olan sorunları ya bireysel sorunlara veya bireysel kurtuluşlara indirerek ya da çok soyut biçimde genellemeler yaparak veriyor. Seks ve şiddet duyguların azdırıcı yayınlar yapıyor. Sonuç olarak da mevcut sistemin tökezlemeden varlığını sürdürmesini sağlıyor.  

Medya, bir yandan insanların ne yaparlarsa yapsınlar varolan koşullardan kurtulamayacaklarını ve yaşanılanların çözümünün olmadığını vererek insanları umutsuzlaştırıyor; diğer yandan da bir anda ünlü ve zengin olan insanları göstererek insanların potansiyel tepkilerini azaltmayı amaçlıyor. Televizyonlar ve gazeteler, çok kötü koşullarda yaşarken zengin olan insanların başarı hikayeleriyle dolu. Bu başarı hikayelerinde iş adamları da şarkıcılar da var ve bunlar medyaya göre başarılı insanlar. Herkesin başarılı veya zengin olabileceği bir sistemde de tek yapılması gereken çalışmak! Peki, elindeki tek gücü emekleri olan ve fazlasıyla çalışan fakat yoksulluk seviyesinde yaşayan milyonlarca insanının durumunu kim açıklayacak? Varolan medyanın tabi ki bunu açıklaması zaten beklenemez. Bu durumda medya ancak çok daha kötü durumda insanları göstererek "bakın sizin durumunuz kötü ama beterin beteri vardır, siz yatın kalkın halinize şükredin" vurgusunu önemle yapar. Böylece düşük ücretle çalışan milyonlarca insan sesini soluğunu çıkarmadan kendi haline şükreder. Çünkü onların, arka kapıda bekleyen ve sayıları milyonları bulan işsizler ordusuna katılma olasılıkları vardır. Medya, ayrıca, şans oyunları ve yarışma programlarıyla da milyonlara umut dağıtır! 

Ve haber programları giderek tek tipleşir. Onlarca özel televizyondan izlediğimiz haberlerin hepsi aynıdır aslında. Bu programlarda sistemin bütünlüklü eleştirisinden ve gerçek çözümlerden özellikle kaçınılır. Örneğin 1. Körfez Savaşı'nın başlangıcı ve Irak'a binlerce füze düşmesi CNN ağzıyla bütün televizyonlar tarafından bir havai fişek gösterisine benzetilebilir. Burada ölen ve bu koşullarda yaşamını sürdüren insanların ise hiçbir önemi yoktur medya için...Veya demokratik haklarını kullanarak alanlarda tepkilerini koyanlar anti-demokrat olmakla ve ideolojik davranmakla suçlanır. Ama aslında, bilinçli bir şekilde ideolojik davranan bizzat medyadır. Medya ideolojilerin öldüğünü önemle her fırsatta vurgularken aslında tek bir ideolojinin olması gerektiğini savunur, o ideoloji de kapitalizmdir.     

Reklamlarla, insanlar yalnız olmaya, farklı olmaya, üstün olmaya, yok etmeye (tüketmeye) itilir ve bu duygular çok sistemli bir biçimde özendirilerek sermaye kutsallaştırılır. Reklamlarda, güzel hanımlar ve yakışıklı beyler kullanılarak toplumun büyük bir kısmı hiçe sayılır. Böylece, giderek birbirlerine yabancılaşan ama tek tipleşen insan tipi ortaya çıkar.   

Magazin programları da düşünmeyi, sorgulamayı, okumayı ve sevgiyi bir kenara itip; kavgaları, düzeysiz aşkları, sahtelikleri över. Nüfusun çok büyük çoğunluğu, nüfusun yüzde biri bile olmayan insanları izleyerek mutlu olur. Onların hayatlarını çok yakından takip edip, yaşadıkları her şeyi öğrenmek ihtiyacı duyarlar. Kendi hayatlarını unutup onların hayatlarına giriverirler. Onlar için uygun şeyin ne olup olmadığını düşünüp, üzüntüleriyle üzülüp, mutluluklarıyla mutlu olurlar. Yedikleriyle karnı doyar, eğlendikleriyle eğlenir, giydikleriyle giyinir.... bir insan daha ne isteyebilir ki...

                                                                            

 
sayfa başına dön