Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

 

KÜRESELLEŞME Mİ ?

EMPERYALİZM Mİ ? 

Korkut BORATAV

Yazının başlığındaki soruyu, bence, ''gerekince küreselleşme, gerekince emperyalizm'' diye geçiştiremeyiz. Zira, bu iki terim, aynı olguya iki karşıt bakış açısını temsil eder. İnceledikleri olgu, ulus devletlerin ötesinde, ''bir bütün olarak'' içinde yaşadığımız dünyadır. Ancak, iki yaklaşım arasındaki paralellik burada son bulur.

Uluslarüstü sisteme veya dünya ekonomisine bakışınızı ''küreselleşme'' terimiyle onun perspektifi içinde başlatırsanız, esas olarak ''pembe gözlükleri'' takmış olacaksınız. Bu gözlükler, size, işlevsel bir işbölümü içinde bütünleşen, öğeleri arasında birbirini tamamlayan karşılıklı etkileşimlerin başat olduğu, gereksiz çarpıklıklardan arındırıldığı takdirde değişimin ve gelişimin kimseye zarar vermeden gerçekleşebileceği (yani, potansiyel olarak herkesin kazançlı çıkabileceği), özünde ahenkli olan bir dünyayı algılatır. Ve belki de en önemlisi, bu doğrultudaki değişimlerin kaçınılmaz olduğunu düşündürür.

Aynı nesnel olgulara, yani uluslararası ekonomik ve siyasi ilişkilere, dünya sistemine ''emperyalizm'' perspektifi ve söylemi içinde bakmaya başladığınızda, kavrayışınız değişecektir. Bu kez, dünya sistemini kutuplaşmış, hiyerarşik bir yapı içinde algılayacaksınız. Sistemin kutuplarının çıkar birliği içinde değil, sömürü, kaynak aktarımı ve uzlaşmaz karşıtlıklar içinde ilişkilere girdiği dikkatinizi çekecektir. Sistemin öğeleri arasında karşılıklı bağımlılık değil, uluslarüstü sermayenin ve metropol devletlerinin, ''diğerleri'' , özellikle de çevrede yer alan halklar üzerinde oluşturduğu egemenliği; yani tek yönlü bağımlılık ilişkilerini gözleyeceksiniz. Bu, zaman zaman şiddetin de belirleyici olduğu ve çelişkiler üzerine inşa edilmiş bir dünya algılamasıdır.

****

Bu iki karşıt söylemden bugünlerde hangisi itibarda? Soruyu siyaset çevreleri bakımından ele alırsanız, Batı dünyasında, iktidar ve ana muhalefetleri ile tüm siyaset çevrelerinin ve onların denetimindeki uluslararası kuruluşların küreselleşme söylemini elbette sahiplendiklerini göreceksiniz. Bu doğaldır. Ancak, son çeyrek yüzyıl içinde dünyada meydana gelen değişimlerden çok zarar gördüğü ileri sürülen yoksul ülkelerde dahi, siyaset çevrelerinin, küreselleşme söylemine gönüllü olarak veya çaresizlik içinde teslim olduklarını görüyoruz. ''Çaresizlik içinde teslimiyet'' , örneğin küreselleşme gündeminin uzantısı olan neoliberal politikaları, istemeyerek de olsa uygulamak zorunda kalan azgelişmiş ülke yöneticileri için geçerlidir. Üstelik bunlardan bazıları, bu politikalara karşı oluşan halk tepkisi sayesinde iktidara gelmiş olsalar dahi bu durumları da ya emperyalizmin varlığını ve gücünü ya da küreselleşme sürecinin kaçınılmazlığını ortaya koyan kanıtlar olarak yorumlayabilirsiniz.

''Hangi söylem itibarda?'' sorusunu iktidar ve ana muhalefetlerden oluşan siyasi güçlerin dışında yer alan fikir ve eylem dünyasına, ''aydın kamuoyları'' diyebileceğimiz çevrelere odaklaştırırsak, son beş yıl içinde dünyaya giderek eleştirel bir perspektifle bakan akımların, tepkilerin yaygınlaştığını gözleyeceğiz. Ancak, burada da kullanılan söylem, eleştirinin içeriğini belirleyecektir. ''Küreselleşme'' söylemi içinde geliştirilen tepkiler, eleştirel yaklaşımı, ''kaçınılmaz, ancak olumsuz etkileri de olan bir sürecin, zararlarını azaltmak, yararlarını arttırmak'' gündemi ile sınırlı kılacaktır. Zira ''kaçınılmaz'' görüldüğü andan itibaren ''küreselleşme'' olsa olsa düzeltilmek üzere eleştirilir; mümkünse düzeltilir; ancak onunla mücadele edilemez.

Buna karşılık ''emperyalizm'' reddedilebilecek bir durumdur. Onunla temelden mücadele edilebilir. Kazanmak, yenilmek veya belirsiz sonuçlar söz konusu olabilir; ancak bu mücadele ''emperyalizmin düzeltilmesi, reformu'' gibi bir gündem taşıyamaz.

****

Günümüzde giderek yaygınlık kazanan ''küreselleşme karşıtı hareketler'' e bu açıdan bakmak gerekiyor. Bu hareketlerin bir kanadı, ''başka bir dünya mümkündür'' sloganındaki gibi, sistem dışı çizgilere yöneldiğinde dahi, bunu ''küreselleşme'' terimine takılıp kalarak; adeta ''emperyalizm'' terimini kullanmadan antiemperyalizm yaparak gerçekleştiriyor.

Muhalif hareketlerin bir kanadı ise ''küreselleşme'' söyleminin sınırlarını gözeterek ''majestelerinin muhalefeti'' işlevini üstlenmiş görünmektedir. Köktenci muhalifler IMF/Dünya Bankası/DTÖ'nün kapatılması çağrısını başlatırken ılımlı eleştiriciler bu kuruluşların üçüncü dünyaya uygulattığı politikaların ''ıslahını'' istemekle yetiniyorlar. Ve bu politikalarda, örneğin, yoksulların daha fazla gözetilmesini, artan katılım ve saydamlığı, yolsuzlukla mücadeleye öncelik verilmesini öneriyorlar. Bu sınırlı gündem ile Dünya Bankası tarafından pazarlanmaya başlayan ''yeni kuşak'' neoliberal reformlar arasında yakın bir benzerlik oluştuğu da dikkati çekmektedir.

İki hafta sonra Hindistan'da Dünya Sosyal Forumu toplanacak ve özünde emperyalizm/küreselleşme ikilemince temsil edilen bu iki çizgi karşılaşacak. Dikkatle izlemeyi sürdüreceğiz.  


     

 
sayfa başına dön