Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

 

 KORSAKOF HASTALARINI BEKLEYEN TEHLİKE

“TEDAVİSİ BİTMEDEN”

 Burçin BELGE 

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan (TİHV) Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Ümit Şahin, 19 Aralık cezaevleri operasyonunun dördüncü yılında, operasyonun ve F tipi cezaevlerine karşı sürdürülen ölüm orucu eylemlerinin tutuklu ve hükümlüler üzerindeki etkilerini anlattı.

TİHV’nın ölüm orucu eylemleri nedeniyle sağlık sorunları yaşayan 560 tutuklu ve hükümlünün tedavisini üstlendiğini hatırlatan Şahin, tedavi sürecinin sürdüğünü, sayıları azalsa da yeni başvurularla karşılaştıklarını söyledi.

Vakfa başvuranların çoğunun sağlık sorunları nedeniyle Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nun 399. maddesine göre, “ceza ertelemesi” ile tahliye olduğunu hatırlatan Şahin, “erteleme süresinin dolduğu” gerekçesiyle yeniden tutuklamaların başladığını da vurguladı.

Şahin, yeniden tutuklananlar arasında hastalığı çok ağır durumda olan ve tedaviyi sürdürmesi gerekenlerin de bulunduğunu belirtti ve “Sağlık nedenleriyle çıkartılan bir kişinin, bu sorunları ortadan kalkmadığı halde, neden tekrar içeri alındığını anlamak mümkün değil” dedi.

Şahin, bianet’in sorularını yanıtladı:

TİHV’nın faaliyetleri neler?

TİHV, işkencenin önlenmesine yönelik çalışıyor. Tedavi ve rehabilitasyon projesinde; tahliye olan tutuklu ve hükümlülerin işkence sonucunda ve cezaevi koşulları nedeniyle ortaya çıkan hastalıklarının tedavi ve rehabilitasyonunu üstleniyor ve koordine ediyor. Dökümantasyon projesiyle de raporlar aracılığıyla, insan hakları ihlallerini belgeliyor.

19 Aralık operasyonunun ardından TİHV’na ne tür başvurular oldu?

19 Aralık operasyonundan sonra, operasyondan kaynaklanan yaralanmalarla karşılaştık ve bunların tedavisi süreci başladı.

Çok ağır düzeyde yanıklar, doğru tedavi edilmediği için sakatlıklara neden olan çok sayıda kırık vakası ile karşılaştık. Bu kırıkların çoğu ateşli silah yaralanmalarına, bomba ve şarapnel isabet etmesine bağlıydı. Bu nedenle yürüyemeyen, elini ve kolunu kullanamayan başvurularımız var. Bunların ameliyat ve rehabilitasyon süreçleri hala devam ediyor.

Bu yanık vakalarından bir tanesine yaptırdığımız ameliyat sayısı onu geçti. Ayrıca, bu başvuruların bazılarının psikolojik tedavileri de sürdürülüyor.

Ölüm oruçları sürecinde de TİHV, sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilen tutuklu ve hükümlülerin tedavilerini üstlenmişti. Vakfa toplam kaç başvuru geldi? Ne tür rahatsızlıklarla karşılaştınız?

Bugüne kadar toplam ölüm oruçlarıyla ilgili başvuru sayısı 560. Sadece İstanbul temsilciliğine 390 başvuru yapıldı. Bunların önemli bir bölümü halen takip ediliyor.

En çok ne sorunları var? Ölüm orucuna bağlı genel beslenme eksikliği ve özellikle B1 vitamini eksikliğine bağlı sinir sistemi hastalıkları var. Bunların arasında Wernicke-Korsakoff hastalığı en ağır olanı.

Bu hastalıkta, denge bozukluğu, yürümeye ve hatta ayakta durmaya engel olacak düzeyde olabiliyor. Ayrıca göz bozuklukları, kaslarda istemsiz kasılmalar, hafıza kaybı, öğrenme ve belleğe kayıt bozukluğu, el ve ayaklarda uyuşma ve yanmalar, yanan ayak sendromu gibi yakınmalar ortaya çıkıyor.

Eğer Korsakoff hastalığı geliştiyse, bunun iyileşme şansı yok. Korsakoff bir psikoz. Beyinde hücre ölümüne bağlı olarak kalıcı hafıza kaybı ve kayıt bozukluğu ile duygulanım bozukluklarına yol açıyor.

Bazı başvurularımız geçmiş yaşantılarını bütünüyle unutmuş durumda ve her şeyi baştan öğrenmeleri gerekiyor. Yeni öğrendikleri şeyleri kaydetmede büyük güçlük yaşıyorlar, insanları tanımada, kendi ihtiyaçlarını gidermede bütünüyle dışa bağımlı bir yaşantı sürdürüyorlar. Bu bağımlılık, hem bu tür öğrenme ve hafıza ile ilgili nedenlerle, hem de bir çoğunda başta denge olmak üzere yürümeyi ve diğer fonksiyonları etkileyen fiziksel hastalıklar nedeniyle gelişiyor.

Tedavi sürecinde ne gibi gelişmeler görülüyor?

Geçtiğimiz 2-2.5 sene içinde bu başvuruların bir kısmında rehabilitasyon ve vitamin takviyesiyle düzelmeler görüldü. Hafıza ve öğrenme gelişmeye başladı. Hiç ayakta duramayan bazı başvurularımız yardımlı da olsa yavaş yavaş yürümeye başladılar. Ama, bir kısmı hala çok ciddi desteğe ve tedaviye ihtiyaç duyuyor. Vakıf olarak da hem rehabilitasyonlarını hem de psikiyatrik desteği sürdürüyoruz.

Sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilen tutuklu ve hükümlülerin tedavi masraflarını devletin üstlenmediği sıkça söylendi. Bu hastalıkların tedavi sürecini TİHV’nı etkiledi mi?

Çok fazla ameliyata ve uzun süreli rehabilitasyon çok pahalı. Ölüm orucu mağdurlarının da tedavi süreçleri çok uzun süreli olduğundan ve ilaçları da çok pahalı olduğu için süreç vakıf için maddi açıdan ciddi bir güçlük yarattı.

Sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilen tutuklu ve hükümlülerin bir bölümü yeniden tutuklanmaya başladı. Oysa özellikle wernicke-korsakoff hastalarının iyileşmelerinin mümkün olmadığı söyleniyor. Tutuklamalar tedavi sürecini nasıl etkiler?

Başvuruların büyük bir çoğunluğu sağlık sorunları nedeniyle CMUK 399’a göre ceza ertelemesi ile tahliye oldular. Fakat son zamanlarda altı ay dolduktan sonra bazı başvuruların tekrar tutuklandığını, cezaevine konduğunu görmeye başladık. Bunlar arasında gerçekten hastalığı çok ağır durumda olan, bütünüyle dışa bağımlı olan, tedavi almaya devam etmesi şart olan hastalar var.

Örneğin Tekin Yıldız. Ağır durumda bir Wernicke hastası. Son iki yıldır egzersiz yaparak bir miktar fonksiyonel durumunu geliştirdi. Destekli olarak yürümeye başladı; ama halen bütün günlük yaşam aktivitelerinde başkalarına bağımlı durumda. Tamamen normale dönmesini de beklemediğimiz bir hasta. Cezaevi koşullarında tedavisi kesilecek, psikolojik olarak olumsuz etkilenecek, sosyal destekten yoksun kalacak. Bu da durumunun kötüleşmesi sonucunu getirebilir. Sağlık nedenleriyle çıkartılan bir kişinin bu sorunları ortadan kalkmadığı halde, neden tekrar içeri alındığını anlamak mümkün değil.
F tipi cezaevlerinin tutuklu ve hükümlülerde fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkların oluşmasına neden olacağı söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

F tipi, izolasyon, havalandırma koşullarının kötü olması, sosyal ve kültürel imkanların azlığı, sosyal ortamın daraltılması ya da tamamen ortadan kaldırılması nedeniyle psikolojik sorunlara neden olur. Biz F tipi cezaevinin insan haklarına uygun olduğunu düşünmüyoruz. 

KORSAKOF HASTALARINI BEKLEYEN TEHLİKE 

Bir yıl önce sağlık nedeniyle tahliye olan gazeteci Mustafa Benli, Adli Tıp Kurumu'ndan "iyileşti" raporu verilirse yeniden cezaevine gönderilecek.

Şubat 1998'de tutuklanarak hapse gönderilen "Hedef" dergisi eski sahibi ve yazı işleri müdürü Mustafa Benli, "Wernicke-Korsakoff Sendromu" teşhisi nedeniyle tahliye olduğu cezaevine yeniden girme endişesi yaşıyor.

"Wernicke-Korsakoff"a yaklandı

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (CMUK) 399. maddesi gereği 17 Ocak 2003'te tahliye edilen gazeteci, "örgüt üyeliği"nden verilen 12 yıl 6 ay hapis cezasının kalan bölümünü çekmek için yeniden hapse gönderilebilir.

Yeniden tutuklanırsa gazeteci, İnfaz Yasası'na göre 4 yıl 9 ay daha hapis yatacak.

Tedavisi süren gazetecinin, bilinç kaybı, kol ve bacaklarda uyuşma ve şişme gibi birçok şikayeti bulunuyor.

İyileşemedi ama tekrar tutuklanabilir

Edirne Cumhuriyet Başsavcılığ, 16 Ocak 2003'te, Adli Tıp Kurumu raporuna dayanarak gazeteci Benli'yi bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi'nden tahliye etme kararı aldı. Savcılık kararında, Adli Tıp Kurumu'nca Benli'ye, "Wernicke-Korsakoff Sendromu" tanısı konduğu belirtildi. Benli'nin, "iyileşene kadar" tedavisinin sürmesi gerekiyor.

Mustafa Benli, uzun süredir sürdürdüğü ölüm orucuna 9 Nisan 2001'de son vermişti. Gazeteci, F Tipi Cezaevi inşası ve bu cezaevlerine nakilleri protesto etmek amacıyla Ekim 2000'den itibaren başlatılan ölüm oruçlarından 20 kilo kaybetti. Benli, tedavi için Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanasi'ne kaldırılmıştı.

Ankara 2 No'lu devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), 10 Kasım 1999'da gazeteciyi 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırmıştı.

Basın davaları düştü

Gazeteci Benli'ye açılan birçok basın davası, Aralık 2000'de yürürlüğe giren Şartlı Af Kanunu uyarınca üç yıl süreyle askıya alınmıştı. Kanunun üzerinden üç yıldan fazla bir süre geçmesi nedeniyle gazetecinin bu basın davaları da düşmüş oldu.

Gazetecinin avukatı Hasan Erdoğan, 24 Ekim 2000'de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurmuştu. Benli, uluslar arası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün derhal serbest bırakılması için çağrı yaptığı gazeteciler arasında yer alıyordu.

 

 
sayfa başına dön