Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

 YAYIN YÖNETMENİNDEN 

Yıllardır Türkiye’nin değişmeyen ve önemini hemen hiç kaybetmeyen sorunu “Devletin Güvenlik Güçleri” sorunudur . Güvenlik Güçleri yurttaşları potansiyel suçlu olarak görmekte ve o nedenle de adeta düşman karşısındaymış gibi davranmaktadır . Bu durum ülkemizin hemen her yerinde  ve her zaman diliminde aynıdır . Sırtına üniformasını giyen “Güvenlik Gücü” (Asker , sivil , polis , Jandarma hiç fark etmeden) derhal ali kıran – baş kesen olmaktadır . İş bu kadarla kalsa bir çözümü yolu bulunabilir ; Konuyu çözümsüzleştiren aslında yöneticilerdir . Yani siyasiler ve üst kademe bürokratlarıdır .  Güvenlikçilerin yasa dışı bir eylemleri olup da basına yansırsa şayet , o zaman , en fazla bir , ikisi hariç gelmiş , geçmiş tüm İçişleri Bakanları adeta çarktan çıkmış gibi hep aynı şeyi söylemişlerdir : “Güvenlik güçlerimizin çabası her türlü taktirin üzerindedir” . Bu klişeyi kim ne zaman yazmış ve içişleri bakanının önüne koymuşsa o yıllarca hep orada kalmış ve hin-i hacette tekrar edile gelmiştir .

10 Aralık günü tüm dünyada “İnsan Hakları Günü” olarak kutlanır . Türkiye’ de de kutlanır .

9 Aralık günü sendikalarının kapatılması istemiyle açılmış olan davayı izlemek için toplanarak kapatmayı protesto eden öğretmenler polislerce biber gazı sıkılarak , coplanarak dağıtılmışlardır .

11 Aralık günü “Yaşama hakkının ilk ve en önemli insan hakkı olduğunu”  vurgulamak ve Taksim-Tünel arasında el ele tutuşmuş insan zinciri yapmak isteyenlere Taksim-Galatasaray arası yasaklanmış ve tam teçhizat giyinmiş ellerinde biber gazı püskürten silahlar kalkanlar ve coplarıyla binlerce polis yığılmıştır . Görenleri herhalde İstanbul’u düşman istila etmiş dedirtecek bu yığınağa kim neden gerek görmüştür ? Bunun bir izahı varsa o da yurttaşları korkutarak , ürküterek  bir daha böyle bir gösteriye kalkışmalarını engellemektir… Oysa ki ,polis , insan zinciri yapmayı amaçlayanların bir tek yetkilinin bile “eyleminiz yasaklanmıştır” demesiyle derhal dağılacaklarını geçmiş eylemlerinden çok iyi bilmektedir . Yani sizin anlayacağınız maksat “Üzüm toplamak değildir”…

10 Aralıktan kısa bir sıra önce de Mardinin Kızıltepe ilçesinde ayaklarında terlikleriyle baba oğul sırtlarından ondan fazla kurşunla vurularak “Güvenlik güçlerince” öldürülmüştür . Yapılan ilk açıklamada “silahlı çatışmada ölü ele geçirildikleri” söylenmişse de sonradan “bölücü terör örgütü üyesi oldukları” için öldürüldükleri söylenmiştir .Yani , “Bölücü terör örgütü” ne üye olduğu güvenlikçilerce iddia edilen bir yurttaş “Güvenlik gücü” tarafından sokak ortasında sırtına onüç kurşun sıkılarak öldürülebilir . Bu olay ne ilktir ne de son . Bu olay doğuda da vardır , batıda da kuzeyde de güneyde de . Bu olay Türkiye’de Kürdün de , Türkün de , Çerkezin de , Lazın da velhasıl ırk , din ,dil ,mezhep farkına bakmazsızın tüm yurttaşların başına gelebilir . Nitekim şimdiye kadar çok sayıda gelmiştir .

Yıllarca önce , İran sınırında , kaçakçılık yaptıkları gerekçesiyle 33 Kürt kökenli yurttaş askerlerce öldürülmüş , daha sonra olay TBMM’ne taşınmış ve sorumluluğu üslenen orgeneral Mustafa Muğlalı yargılanmaya başlamış ve cezaevinde ölmüştür . İşte bu olay “Devletin Güvenlik Güçleri” tarafından çok sık gündeme getirilmiş ve adı da konmuştur :”Muğlalı Sendromu” …12 Eylül cuntasının başı Kenan Evren Genel kurmay başkanıyken ve Ülkenin her yerinde sıkı yönetim varken olayların durdurulamamasına “yetki azlığını” neden olarak göstermişse de işin aslının “Muğlalı sendromu” olduğu sonradan ortaya çıkmıştır . Cunta , Anayasayı ve diğer yasaları hazırlarken malul oldukları sendromu hiç unutmamış ve yurttaşın başta yaşama özgürlüğü olmak üzere tüm özgürlüklerini “Güvenlik Güçlerinin” ellerine bırakmıştır . Ve ne yazık ki 12 Eylülden sonra gelen hiçbir iktidar 12 eylül anayasasını toptan ele alıp değiştirememiştir .   

Anayasayı değiştirmek şöyle dursun tak tersi bir uygulama yaparak güvenlik güçlerini tam anlamıyla ali kıran baş kesen durumuna getirebilecek uygulamalar yapmıştır . Hakkında ,işkence , yargısız infaz iddiaları çoğalan polisleri vali , genel müdür yapmış dahası milletvekili ve hatta bakan yapmıştır .

En azından Orgeneral Mustafa Muğlalı gibi yargılanması gereken onlarca kişi aramızda muteber yurttaşlar olarak yaşamakta ve ayrıca da yüklüce bir emekli maaşı da almaktadır ,hele bazıları ,üstelik devletin güvenlik güçlere tarafından korunmaktadır . Bazıları da hala ,  valilik gibi , görevlerine devam etmektedir .

Güvenlik Güçleri o kadar kendi güçlerine güvenmektedirler ki Cağaloğlu-Sirkeci-Eminönü güzergahında “Kahrolsun İnsan Hakları” sloganlarıyla gösteri yapabilmişler ; Ellerinde silahlarıyla Vatan caddesinde yürümüşler ve zamanın içişleri bakarı için “o.. .çocuğu” diyebilmişlerdir . ve ne hazindir ki olaydan kısa bir süre sonra içişleri bakanı görevden ayrılmıştır …

 “Devletin Güvenlik Güçleri” yurttaşların düşmanı değil güvenliğini sağlayıcı bir kurum haline getirilmeden Türkiye’nin hiçbir sorunu çözülemez . Güvenlik güçleri iktidarların , bürokratların güvenliği için değil yurttaşların güvenliği için var olmalıdır .

sayfa başına dön