Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

KATILIM ÖNCESİ EKONOMİK PROGRAM

ERİNÇ YELDAN

 

Katılım Öncesi Ekonomik Programı (KEP) geçen hafta içinde yayımlandı. Avrupa Birliği'ne aday ülkelerce her yıl düzenli olarak yayımlanması beklenen KEP, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı'nın koordinasyonu altında, bakanlıklar ve bazı resmi kuruluşların katkılarıyla hazırlanmıştı.

KEP, 2007'ye değin bir süre içerisinde ekonomik büyümenin yıllık yüzde 5 oranında sürdürülmesini, enflasyon oranının ise dönem sonunda yüzde 4'e düşürülmesini hedeflemektedir. KEP, 2004-2007 döneminde ''başta sürdürülebilir borç yükü hedefine uygun (milli gelire oran olarak yüzde 6.5) faiz dışı fazla olmak üzere, sıkı maliye politikaları uygulayacağını'' taahhüt etmekte; gelir politikasının önceliklerinin ise ''kısa dönemde uygulanan makroekonomik programda hedeflenen dezenflasyon politikalarıyla uyumlu olacağını'' vurgulamaktadır. KEP'e göre: ''Kamu hizmetleri yerelleşme kapsamındaki yerel idareler tarafından sağlanacak.. (ve) kamu sektörünün üretim içindeki rolü azaltılırken düzenleyici ve denetleyici rolü geliştirilecektir.''

Öncelikle KEP'in ana başlıklar olarak vurguladığımız hedeflerinin hiçbirinin yeni olmadığını belirtmemiz gerekmektedir. KEP'in özellikle büyüme, FDF ve kamu sektörünü yerelleştirme altında parçalayarak ekonomik etkinliğini kısıtlamayı amaçlayan hedefleri, IMF programının doğrudan bir yansıması görünümündedir. Nitekim söz konusu rakamsal hedeflerin birçoğu IMF'nin daha 2001'de yayımladığı raporlarda net olarak belirtilmiş idi. Hatta burada bir adım daha ileri giderek, söz konusu raporlarda dile getirilen, ancak KEP içinde değinilmeyen faizler üzerine yapılan IMF varsayımlarını da hatırlatabiliriz: IMF programının varsayımlarına göre reel faiz oranı 2005 ve 2006 için yüzde 18 düzeyinde olacaktır. Dolayısıyla, Türkiye ekonomisi program süresince yüksek reel faize bağımlı ve bunun olası kıldığı sıcak paraya dayalı büyüme ortamında çalışmaya devam edecektir.

****

Ancak KEP içinde geçen makroekonomik hedefler arasında ideolojik bir aşırı iyimserlik altında hazırlanan ve gerçek dışı varsayımlara dayanan unsurlar da göze çarpmaktadır. KEP 2004-2007 döneminde istihdamın 1.650 milyon kişi artmasını öngörmekte ve işsizlik oranının 2005'te yüzde 9.8, 2007'de de yüzde 9.3 olacağını tahmin etmektedir. KEP bu tahminlerini, ''öngörülen büyüme ve yatırım artışlarına'' bağlamaktadır. Oysa, ekonominin sıcak paraya dayalı spekülatif bir büyüme konjonktürü içinde bulunduğu 2002 sonrası dönemde, istihdam artışı sınırlı kalmış ve ''işsiz büyüme'' özellikleri göstermiştir. Nitekim KEP, raporun 4. sayfasında ''2002'den bu yana devam eden yüksek büyüme eğiliminin istihdama yeterince yansımadığını'' ifade ederek bu görüşümüzü paylaşmaktadır. Dolayısıyla, ekonominin 2003 ve 2004'te sırasıyla yüzde 5.9 ve yüzde 9.8 büyüdüğünün tahmin edildiği bir ortamda sınırlı kalan istihdam artışlarının, 2007'ye değin daha düşük (yüzde 5) büyüme varsayımları altında birdenbire bir istihdam patlamasına yol açması beklentisi çok gerçekçi gözükmemektedir.

İkinci olarak, ekonomik büyümeye kaynak oluşturan talep unsurlarının incelenmesinde önemli çarpıklıklar görülmektedir. KEP öngörülerine göre 2004, 2005 ve 2006'da örneğin, dış tasarrufların (dış açıkların) düzeyi milli gelirin, sırasıyla, yüzde 4.6, yüzde 2.7, yüzde 2.4 olarak verilmiş iken stok artışlarının yüzde 8.2, yüzde 5.6, yüzde 4.2 düzeyinde seyredeceği öngörülmektedir. Dış kaynak girişinin neredeyse 3 misline ve özel sermaye yatırımlarının üçte birine (2004'te yarısına) ulaşan böyle bir stok biriktirme temposunun neden ve nasıl gerçekleşeceği ve moda deyim ile, piyasanın hangi rasyonalitesine dayandırılmakta olduğunu öngörmek mümkün değildir. 1990-94'te yıllık bazda yüzde -1.2, 1995-99'da da yüzde 0.2 düzeyinde olan stok artışlarının, 2004 sonrasında birdenbire milli gelirin yüzde 8'ine fırlaması olsa olsa bir istatistiki hata sorununu çağrıştırmaktadır. Nitekim değerli araştırmacı Selim Somçağ uzun süreden beri bu sorunu dile getirmekte ve aynı konu Korkut Boratav 'ın iki hafta önceki köşesinde de vurgulanmakta idi.

Son olarak, KEP reel tüketim artışlarının 2005-2007 arasında yüzde 3.3 olarak son derece sınırlı bir artış göstereceğini öngörmektedir. KEP raporunun çok açık ifadesiyle ''çalışanların reel gelirlerinde önemli bir artışın öngörülmemesi'' ve ''tüketimi sınırlayıcı faktörler nedeniyle söz konusu dönemde, tüketimin büyümeye katkısının azalması'' beklenmektedir.

Dolayısıyla, IMF programının bir uzantısı olan KEP raporunun tasarladığı 2005-2007 Türkiye'sinde, emekçilerin reel gelirlerinde -en iyimser olasılıkla- herhangi bir artışın söz konusu olmayacağı ve kamu hizmetlerinin parçalanıp etkinsizleştirilmesinin amaçlanmakta olduğu açıkça görülmektedir.


 


 

sayfa başına dön