Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

BÜYÜK TARIM TEKELLERİ ,DOĞA , İNSAN SAĞLIĞI

ÜRETİCİLER VE TÜKETİCİLER….

Abdullah AYSU

Büyük şirketlerin yönlendirmesiyle, tarım kendi hammaddesi olan doğaya sırtını dönüp  bunun yerini aşırı kar hırsı ile yapılan aşırı üretime bıraktı. Bu da doğanın tahrip olmasına, insan sağlığının tehlikeye atılmasına, ekolojik dengenin bozulmasına neden oldu.

Bilindiği gibi, tohum, ilaç, gübre, damızlık, makine ve su tarımda vazgeçilemez üretim girdileridir. Olmazsa olmaz üretim girdileridir. Ama nasıl bir tohum, gübre, damızlık ve su ?

Tohum

Şimdi tohumların genleriyle oynayarak tarlaya ekilen ürünün bir daha tohum olarak kullanılamayacak (terminatör) hale getiriliyor. Üreticilerin tohum için de onlara bağımlı hale gelmesini sağlayacak bir takım uluslararası sözleşmelerin yapılması için dayatıyorlar.

Nedir bunlar?

·         Tohumculuk alanındaki çok uluslu tekeller olan Cargill, Monsanto, Novartis, Agra genetik özellikleri değiştirilmiş bitkilerin patentlerini üstlerine kaydetmenin yanında yerel ürünleri de patentlemek suretiyle tüm dünyayı egemenlikleri altına almak istiyorlar.

·         Dünya tarımını kontrollerine alan bu büyük şirketler, patenti olmayan ürünlerin pazara girmesini yasaklamaya çalışıyorlar.

Kapitalistlerin pek övdükleri "piyasa"  kendileri için özgür, az gelişmiş ülkelerin ise elini kolunu bağlayan teslim alma "piyasa"sı  olma yolundadır. Çünkü, patentsiz ürünü üreterek pazara getiren çiftçiler lisans delmiş, "hırsız" muamelesine tabi tutularak cezaevine girecektir.

Tek tip üretim yöntemlerine taşıyacak bu patent uygulaması aynı zamanda üreticilere yönelik her türlü desteklerin kaldırma dayatması ile birlikte düşünüldüğünde, küçük üreticiler -az topraklılar- topraksızlara ürettirmeyerek, önemli bir bölümünü kentlere göçe zorluyor. Büyük tarım tekellerine bağımlılık her geçen gün daha fazla artıyor. DTÖ toplantılarında  üreticilerin kendi mülklerinde büyük tarım tekellerinin işçisi/marabası olacağı sözleşmeler ülkelere dayatılıyor.

Büyük tohum şirketleri aynı zamanda kimya şirketleri ile de birleşerek  ilaç fabrikalarının da sahibi oldular.

Bitkilerin genleri ile oynamak böcek ve yabancı otları yoğunlaştırır. Sonra da onları yok etmek için ilaç kullanmak zorunluluğu doğar. Rüzgar ve arılar aracılığıyla polenler araziye dağılır. Buradan da, bioçeşitliliğin şiddetli ve kontrolsüz dönüşümü tehlikesi oluşur.

İnsan sağlığına olumsuz etkisi de şöyle olmaktadır; Örneğin, mısırın kromozomuna, böcek öldüren bir organizmanın geni sokuluyor. Mısır büyüdükçe böcek ilacını da üretmeye devam ediyor. Herhangi bir tırtıl mısır tanesini kemirdiği zaman orada hemen can veriyor. Böcek ilaçları gıdada yoğunlaşıp birikiyor. İnsan da bu zincirin son halkasındaki canlıdır.

Ayrıca bitkilerin genetik olarak değiştirilmesi için, gerekli gen olarak antibiyotik kullanırlar. Böylece antibiyotiklere karşı dirençli genler bölünerek çoğalır ve insana yansıması tehlikesi oluşur.

İlaç

Bu zararlılarla mücadelede kullanılacak ilaçlar da sözü edilen tekeller tarafından üretiliyor. Böylece tohumdan sonra ilaçta da üreticiler tekellere bağımlı hale getiriliyor. Bilindiği gibi, yeryüzünün zenginliklerini korumak için toplanan RİO Doruğu'nda  türlerin korunması için (Biodiversity) düzenlenen anlaşma metnini sadece ABD delegasyonu imzalamamıştır. Aslan Başer Kafaoğlu :[1] Çünkü; "ABD dünyaya her yıl 50 milyar dolarlık tarım ilacı satmaktadır. Amerikan yöneticileri ve delegasyonu bu gerekçelerini konferansta açıkça söylemekten çekinmemişlerdir." diyor;

Jose Bove :[2] " Birkaç yıl önce  Danimarka'da bir kişinin, cerrahi müdahale gerektiren bir sağlık sorunu olmuştu. Tedavi sırasında doktorlar kadının ihtiyaç duyduğu antibiyotiğe karşı dirençli olduğunu gördüler. Tükettiği etin içindeki antibiyotiğin kurbanı olmuştu. Öldü bu yüzden!" diyor.

Gübre

Gübrede zaten bağımlılık var. Makineleşmeden sonra toprağın gereğinden fazla kazılması sonucu toprak besleyicilerini (yararlı mikroorganizmalarını) kaybetmeye başlar. Bu kayıp yoğun sentetik gübre (kimyevi-suni) kullanılarak giderilmeye çalışılır. Kullanılan gübrenin toprağa iyi karışmayan ve bitki tarafından alınmayan bölümleri akarsulara, yer altı sularına ve göllere karışır. Bu suları kullanılamaz duruma getirir. Sularda nitrit birikimine neden olur. Bol sentetik gübrenin kullanılması haşere ve yabancı otları çoğaltır. Ekilen ürünleri de bunlardan kurtarmak için ilaç kullanma zorunluluğu doğar. İlaç kullanımı nedeniyle bir yandan ürün maliyeti artarken diğer yandan doğa için faydalı bir çok böcek ölür. Bu zehirli böcek öldürücü ilaçlar da gübrede olduğu gibi, yağmur suları ve tarımsal sulamalar ile yer altı sularına karışır, suları kullanılamayacak duruma sokar. Bu durum insan sağlığını, hayvan sağlığını ve bitki sağlığını doğrudan etkiler.    

İnsan Sağlığı

Kapitalizmin aşırı kar hırsı ile yöneldiği aşırı üretim sonucunda tohumlarla  oynama (genetik) çalışmaları insanların ağız tadını da bozdu, sağlığını da. Domates ve yumurtada başlayan kalite ve tat bozulması zamanla diğer ürünlerde de uygulanmaya başlandı. Gıda üretimini yapaylaştıran hormonlar kullanmak suretiyle hayvanların doğal ritim ve evrelerini gözeten yöntemlerden giderek uzaklaşıldı.

Françoıs Dufour:[3] "...Tohum tekelleri büyük şirketler, bitkilerin doğal "programlarını" değiştirdiler. Bitkilerin genomuna[4] müdahale ettiler. Genleri kromozomlar taşıyor. Bu işin prensibi, doğrudan müdahale ile bitkiye yabancı olan -ama istenilen özelliğe sahip-bir geni bu bitkinin kromozomuna yerleştirmektir. Bazı bilim adamlarının söylediğine göre, bitkisel, hayvansal, insani olmasından bağımsız, bu genleri hiç sorunsuz birbirine karıştırabilirmişiz. Hedeflenen "iyileştirici" ölçütleri izleyerek, bitkiyle hayvan, insan ile keçi evlendiriliyor. Böylece bir kolera bakterisinin geni yoncada, tavuğunki patateste, alabalığınki sazanda,tütününki marulda, insanınki domateste bulunabiliyor..."

Büyük şirketlere AB ülkeleri halklarının direnmesi sonucunda ambalaj üzerine "Bu besin genetik yöntemler ile değişmiş bir besindir" diye yazılması kabul ettirilmiştir. Ancak büyük tarım tekelleri ABD'den aldıkları destek ve güç sayesinde üretimlerine devam etmektedirler. Genetik ve hormonlu üretim yasaklanamamıştır. İnsan sağlığı ve doğa bir avuç büyük tarım tekelinin kar hırsına-para hırsına feda edilmektedir.

Tüketiciler

Bütün girdilerin üretim ve dağıtımının tekellerin kontrolünde olması maliyetleri artırdığı için tarımsal ürünün fiyatı artar. Tarımda maliyetlerin artmasına bağlı olarak başta gıda olmak üzere tarıma bağlı nihai malların fiyatları da artar. Bu özellikle dar ve sabit gelirli kesimi, zor durumda bıraktığı gibi, insanların çocukları ve torunları için ödünç aldıkları dünya da yok edilmektedir.

 

O halde ne yapmalıyız?

Üretmeliyiz. Üretirken istihdam olanaklarını sürdürmeli hatta artırmalıyız. Ve bütün bunları yaparken doğayı koruyarak yapmalıyız...

Sağlıklı toprak, sağlıklı bitki, sağlıklı hayvan, sağlıklı insan ve sonuç olarak sağlıklı bir çevreyi hedefleyen bir sistemi, doğayı kirleten-yaşanılmaz kılan, insan sağlığını tehdit eden, istihdam olanağını azaltan, sadece büyük tarım tekellerinin kar hırsına göre düzenleyen (WTO, TRIPS, GATS) sisteme karşı korumalıyız.

Bu dünya bizim değil, kapitalistlerin de değil. Unutmayalım ki, üzerinde yaşadığımız, korumak zorunda olduğumuz dünyadır. Hiçbir kural, hiçbir anlaşma onu yok etmeyi haklı kılamaz. Yaşanılır kılmaya ve yaşanılabilecek bir halde bırakmak üzere korumaya mecburuz.

Ve... Açlık; her türlü işkence gibi  insan hakları ihlali olarak görülmeli, algılanmalı, ıskalanmamalı!


 

[1] Bakınız: Kafaoğlu A.B. - "Tarım" s.38. Kaynak Yayınları

[2] Jose Bove- Françoıs Dufour, "Dünya Satılık Değildir"  s.87-İletişim Yayınları-2001

[3] Bakınız: Jose Bove- Françoıs Dufour ,"Bu Dünya Satılık Değildir" s.89 -İletişim Yayınları -2001

[4] Genom: Bir bitkiyi oluşturan  genlerin bütünüdür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

sayfa başına dön