Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

FELLUCE KENDİNE YENİLMİŞTİ…

Özcan ÖZEN

Ekim ayının sonuna doğru tüm dünyada gözler, gereğinden fazla bir ilgiyle 2 Kasım’da yapılacak ABD başkanlık seçimine çevrilmişti. Seçimin sonucuyla Irak’ın geleceği arasında mutlak bir ilişkinin kurulması da ihmal edilmiyordu. Fakat bu arada Pentagon ve ABD yönetimi bu yılın başından beridir Irak’ta sürdürmekte olduğu siyasi ve askeri stratejisinin son aşaması için hazırlıklarını tamamlamış, Felluce’ye yönelik kapsamlı bir saldırı başlatmak için seçimlerin sonuçlanmasını bekliyordu. Fakat saldırının olup olmaması seçim sonuçlarına bağlı değildi, çünkü bu, genel askeri bir stratejinin parçası olmakla birlikte, bundan daha önemlisi, Amerikan sermaye sınıfının -ve hatta kendisinin Irak işgaline muhalif eden diğer ülkelerin sermaye sınıflarının- çıkarlarının bir gereğiydi.

Felluce’ye uzanan yollar

Aralık 2003’de Büyük Ayetullah Ali el-Hüseyin el-Sistani’nin seçimlerin Haziran 2004’te yapılmasını istemesinin ardından Ocak 2004’te Basra (100 bin kişi), Necef ve Kerbela’daki büyük kitle gösterileri bu talebi destekledi ve yineledi.[1] Aynı gün ABD ve Irak yetkilileri Birleşmiş Milletler’de (BM) ABD’nin Kasım 2004’de açıkladığı ve Mayıs ayında bir geçiş dönemi meclisinin seçeceği geçici hükümete 30 Haziran’da yönetimin devredilmesini öngören planı görüşmüştü. Bundan sonraki süreçte işgal güçleriyle Kürtler, Şiiler ve Sünni grup ve liderler arasındaki pazarlıklar giderek şiddetlendi ve sertleşti.[2] Birleşmiş Milletler’in de pazarlıklara katılması üzerine savaşın bitmesiyle beraber siyasal hayattan bilinçli olarak dışlanmış olan Sünni İslamcıların ve BAAS Partisi geleneğinden gelenlerin Irak siyasi mozaiğine dahil edilmesinin yolu açılmış oldu.

Genç Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu’nun Mayıs 2003’te Necef merkez olmak üzere Irak’ın güneyindeki Şii kentlerinde başlattığı silahlı mücadeleye kadar işgal güçlerine karşı silahlı direniş, Sünni nüfusun yoğun olduğu “Sünni Üçgeni” olarak adlandırılan bölgeyle sınırlı kalmıştı. Eylemler zaman zaman bu bölgenin dışına taşsa da merkez üssü değişmedi. Sadr’ın söz yerine silahla direnişe geçmesi üzerine, bu tarihe kadar bir ‘silahlı Irak direnişi’nden söz eden medya ve yorumcuların bir anda ‘Şiilerin de direnişe katıldığını’ keşfetmeleri silahlı direnişin boyutlarını kanıtlamaktaydı, çünkü ne daha önce ne de şimdi top yekun bir ‘silahlı Irak direnişi’ vardı.[3] Heyecanın nedeni Sadr’ın direnişinin, bir ay önce işgal güçleriyle direnişçiler arasında yoğun çatışmaların yaşandığı Felluce’deki şehir savaşının üzerine gelmesiydi.

31 Mart 2004 tarihinde dört Amerikalı “özel güvenlik görevlisi” Felluce’de uğradıkları saldırıda öldürülmüş ve ikisinin yanmış bedenleri bir köprünün üzerine asılmıştı. ABD birliklerinin intikam saldırısı üzerine çatışmalar 15 Nisan’a kadar sürmüş, toplam 615 Iraklı ve 83 ABD askeri ölmüştü.

Bin camili şehir olarak anılan 300 bin nüfuslu Felluce, Sünni ulemanın ve İslamcıların önemli merkezlerinden biri konumundadır. Irak İslam Partisi ve Irak’taki 3000 cami imamını bir araya getiren Müslüman Ulemalar Birliği’nin şehirde önemli bir ağırlığı bulunmaktadır. Ayrıca Amerikan yönetimi şehri, El-Kaide bağlantılı Sünni İslamcı lider Ürdün asıllı Ebu Musaf el-Zerkavi’nin üssü olarak görmektedir.

Nisan’daki Felluce çatışmaları ve Ebu Gureyb hapishanesindeki işkence gerçeği Irak içinde Sünni kesimden büyük tepki toplamasının yanında, hem Arap ülkelerinin hem de BM’in işgal güçlerinin Irak’taki politikalarına ve önceliklerine müdahale olanağı sağlamıştır.[4] ABD’nin eğittiği yeni ordu, Irak Ulusal Muhafızları’nın Felluce saldırısına katılmayı reddetmeleri üzerine bu ordunun ve Sünnilerin Irak Geçici Yönetim Konseyi (GYK) ve sonrasında oluşturulması planlanan siyasal yapılara sadakati sorgulanmaya başlanmıştı.[5] İlk bakışta işgal güçleri aleyhine gelişmelerin yaşandığı izlenimi veren bu durum onlara yeni olanaklar sunmaktaydı.

İşgal güçleri ABD ve İngiltere fırsatı kaçırmadı ve pazarlıkların yürütüldüğü eski iktidar sahipleri BAAS Partisi yöneticileriyle mevcut siyasal yapıyı paylaşmaları için Kürt ve Şii önderliklerini razı etti.[6] İlk önce eski Irak ordusunun altı generalini Irak Ulusal Muhafızları’nda görevlendirdi.[7] Paul Bremer liderliğindeki Geçici Koalisyon Yönetimi’nin 30 Haziran’da yetkilerini devredeceği GYK için Sünni bir aday arayışına gidildi. 1967-68 yıllarında Irak Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenen ve daha sonra uzun yıllar sürgünde yaşayan Adnan Paçacı son anda bu görevi kabul etmeyeceğini açıklayacaktı.[8]

Fakat siyasi bir yöneliş değişikliğinin gerçekleştiği çok açıktı. Kürtler, peşmerge birliklerinin dağıtılması ve Ulusal Muhafızlara dahil edilmesi, Şii İslamcılar da Şeriat’ın hukukun kaynaklarından biri olması gibi kazanılmış haklarında taviz vermeden eski BAAS üyelerinin ve Sünni İslamcıların bazılarının iktidar aygıtlarına dahil edilmesine razı oldular. Sonuçta Şii kesim ülkede sahip oldukları üçte ikilik nüfus ağırlığının seçimlere yansıyacağını ve iktidar olacaklarını, Kürtler ise yine yüzde 10-15 oranındaki nüfuslarıyla yönetimde pay sahibi olacaklarını ve garantiledikleri federal yapıyla, 10 yılı aşkın bir süredir kendi bölgelerinde elde ettikleri yarı bağımsız statünün korunacağını düşünüyorlardı. Durum böyle olunca Sünni kesim içinde sorun çıkaran kimi siyasi odakların yönetime ve seçimlere katılması sadece ‘işlerin daha fazla yolunda gitmesi’ için olanak sağlayacaktı. Haziran sonunda yönetim devri gerçekleştiğinde ABD ve İngiltere savaşın bitiminden bu tarihe kadar geçen 15 ayda ulaşamadığı kadar geniş bir Irak ulusal mutabakatı sağlamıştı. Üstelik İstanbul’da yapılan NATO Zirvesi’nde Irak Ulusal Muhafızları’nın eğitilmesi için bir NATO gücünün Irak’a gönderilmesi kararını da çıkarmıştı. Bir kez daha ABD-BAAS ittifakı gerçekleşmişti.

Nisan ayında zirveye çıkan ABD askerlerine yönelik saldırılar, işgal güçlerinin Felluce’den çekilmesinden sonra hızla azaldı. Fakat Haziran ayı ile birlikte yavaş yavaş artmaya başladı.[9] Bunun başlıca nedeni işgal güçlerinin av olmaktan çıkıp avcılığa soyunmasıydı. İşgal güçleri küçük kasaba ve kentlerden başlayarak direnişin etkin olduğu merkezlerden denetimi ele geçirmeye yöneldi. Artık arkasında geniş bir ulusal mutabakat ve daha fazla taviz koparamayacak olsa da seçimlere kadar sesini çıkarmayacak bir BM vardı.

Irak Ulusal Mutabakatı Partisi’nin (IUMP) lideri İyad Allavi’nin Geçici Yönetim Konseyi’nde başbakanlığa getirilmesi ideal bir seçim olmuştu. BAAS Partisi’den pek çok Sünni üyeyi barındırmakla birlikte Irak siyasetinin ana gövdesinin dışında bulunan seküler ve liberal bir parti kimliğine sahip olan IUMP’nin başında Şii’nin bulunması av sahasının hangi köşesinden giriş yapılacağına işaret ediyordu. Şii direnişçilere başında bir Şii olan hükümetin saldırması en azından mezhepçi bir gerilimin yaratılmasına bahane olamazdı. Ayrıca saldırılara Şii direnişçilerden başlanması, sıra Sünni direnişçilere geldiğinde ‘bir Şii fesadının uygulamaya konduğu’ söylemini boşa çıkartacağı gibi ‘ülkenin her yerinde seçimlerin yapılabilmesi için düzenin tesis edilmekte olduğu’ propagandasına da meşruluk kazandıracaktı.

Önce Mukteda es-Sadr

ABD askerleri Necef saldırısına başlamadan önce, Temmuz ayında güneydeki diğer Şii kentlerinde denetimi ele geçirmek için İngiliz birliklerine yardım etti. Ağustos’a gelindiğinde ilk büyük saldırı, Necef’te üstlenen Mukteda es-Sadr’ın Mehdi Ordusu’na karşı gerçekleştirildi. Mehdi Ordusu daha ilk günde Hz. Ali Türbesi ve civarına çekilerek hem gücünü hem de niyetini belli etti. Sadr, Şiilerin kutsal mekanını yıkmaya ya da içine girmeye cüret edemeyeceklerini bildiğinden çatışmaları buraya kaydırdı. Türbenin ve kutsallığın tehdit altında olduğu söylemiyle bir Şii infialinin çıkmasını boş yere bekleyip durdu. Bir gün pazarlık bir gün çatışma halinin sonunda siyasi bir basiretsizlik örneği olduğunu kanıtlamak için olsa gerek, çok daha iyi koşullar altında yapmadığını yaparak, türbenin anahtarlarını Sistani’ye ancak köşeye sıkıştıktan sonra verdi.[10]

Sadr bu yenilgiyle de yetinmedi ve Bağdat’ın Sadr mahallesinde etkinliğini sürdürmeye çalıştı. Necef’teki çatışmaların seyri belli olunca militanlarının bir kısmını Bağdat’ta saklamayı düşünmüştü. Fakat Eylül başında sıra Sadr mahallesine gelmişti.[11] Daha önce “işgal altında demokrasi olmaz,” diyen Sadr, sözcüsü aracılığıyla “Siyasi sürece katılma fikri üzerine çalıştıklarını ve bir iki gün içinde program açıklayacaklarını ve tüm ülkede taraftarlarına silah bırakma çağrısında bulunduğunu” duyuruyordu.[12] Bununla beraber dünya kamuoyunun dikkati Beslan’daki rehine eylemine yoğunlaştığı tarihlerde hem Bağdat hem de Kuzey’deki Tel Afer kasabasında işgal güçleriyle Mehdi Ordusu arasında çatışmalar arttı.[13] Sorun Sadr’ın, işgal güçlerinin Irak hükümetinin izni olmadan Sadr mahallesine girmesinin yasaklanması ve Mehdi ordusunun silahlarını teslim etmeye yanaşmamasıydı.[14]

Sadr, köşeye sıkıştıkça kurnazı oynamak istiyordu: Daha önce Şiilerin kutsal şehri Necef’te denetim kurarak genellikle orta sınıflardan olan halkı bezdiren Sadr’ın asıl kalesi, Bağdat’ın, işsizliğin yüzde 60’lara vardığı yaklaşık 2 milyon nüfuslu yoksul Sadr mahallesiydi. 2004 başlarında bir kampanya başlatarak, özel mülklere saldıran, çanak antenleri indirten Sadr, halkı İslami kurallara uygun giymeye zorlamış ve şeriat mahkemeleri kurarak insanları gelişi güzel yargılamıştı.[15] Sadr mahallesinde alkol satan dükkanları kapatan, Batı yapımı filmlerin gösterimini yasaklayan ve fahişelik yapanlara şiddet uygulanmasını sağlayan Sadr’ın, Güney Irak temsilcisi Şeyh Abdülsetter Bahadli, Basra’da El-Havi camisindeki cuma vaazında “İngiliz kadın askerlerin erkekler tarafından köle olarak kullanılabileceğini,” söylemiş,[16] Mehdi Ordusu Bağdat’ın yakınında, büyük bir kısmı Çingene olan 10 bin nüfuslu bir yerleşimi yerle bir etmişti.[17] Bu, daha büyük planlarının bir provasıydı.

Sadr, Sünni İslamcı örgütlerle beraber Kürtlerin özerklik talebine şiddetle karşı çıkıyor ve Kuzey’de bir çatışmaya hazırlanıyordu. Necef’ten sonra Bağdat’a sıranın geldiğini gören Sadr, militanlarını Türkmen nüfusun yoğun olduğu yerlerde üstlenmeye teşvik etti.[18] Böylelikle hem silahlı gücünü korumak hem de Kürtlere yönelik saldırılarla Irak’ta ezen ulus olan Araplar arasındaki şoven mirastan siyasi rant çıkarmayı hedefliyordu. Eğer İslamcılık tutmuyorsa milliyetçilik ve şovenizm ideal bir politik araçtır. Şii mezhebinden Türkmen nüfusuyla Tel Afer kasabası Sadr’ın amaçları bakımından ideal bir mevkidi.[19] Fakat ABD askerleri bir hafta içinde Tel Afer’i yeniden ele geçirdi ve belediye başkanı atadı.[20]

Tel Afer’de ‘düzenin hakim kılınmasından’ sonra işgal güçleri ve Allavi yönetimiyle Sadr arasındaki çatışmalar durulurken pazarlıklar yoğunlaştı. 9 Ekim’de Sadr’ın yardımcısı Ali Smeysim Irak Hükümeti ve ABD güçleriyle varılan anlaşma sonucunda 11 Ekim’den itibaren Mehdi Ordusu’nun silahlarını bırakacağını açıkladı. Sonuçta Sadr, daha önce de uygulanmış olan daha kârlı bir çözümü tercih etti ve ABD ordusuna 1.2 milyon dolarlık silah sattı.[21]

Sadr ile pazarlıklar sürerken ABD ordusu eski müttefiki Ahmed Çelebi’nin lideri olduğu Irak Ulusal Kongresi’nin Bağdat bürolarını kuşatarak buraların boşaltılmasını istedi, iki gün sonra Çelebiye karşı başarısız bir suikast girişimi düzenlendi.[22] İran’a CAI’nın güvenlik kodlarını vermekle suçlanan Çelebi uzun süre Tahran’da kalmıştı. Çelebi uzun süredir, yine İran ile sıkı ilişkileri bulunan ve sahip olmadığı fetva yetkisine ancak İranlı din adamı Kasım Hairi’den alan Sadr ile ittifak kurmaya çalışıyordu. 42 küçük Şii partisini bir araya getirerek bir Şii Konseyi kuran Çelebi halihazırda seçimlere bu blokla katılmayı düşünmekte, Sadr’ı da yanına alarak siyasi yelpazede hatırı sayılır bir yer bulmaya çalışmaktadır. Sadr bu ittifak fikrini reddetmese de henüz kabullenmiş değildir.[23] Sadr’ın yardımcısı Ali Smeysim 3 Kasım’da Mücahit Radyosu’na verdiği bir demeçte “işgale karşı olan bütün partileri ve güçleri kapsayacak olan” Irak’ın Kurtuluşu için Ulusal Cephe adında bir örgüt kurduklarını açıkladı. Smeysim, Sadr’ın bütün destekçilerini Ocak 2005’teki seçimlerde Cephe’nin adaylarına oy vermeye çağırdı.[24]

Sünni Direnişinin Kaynakları

9 Nisan 2003’te Bağdat’ın düşmesinin ardından Bağdat’ın Sadr semtinde gerçekleştirilen kitlesel gösteriler, 5 milyon civarında Şii’nin Erbain’de Kerbela’ya yaptığı hac yürüyüşü, Nasıriye ve Necef’teki kitle gösterileri, özellikle Bağdat’ın Sünni varoşlarını, Amediye, Musul ve Felluce’de Sünni ulema ve nüfusu bir hayli ürkütmüştü.[25] İslamcılık ve aşiretçiliğin kaleleri olan bu Sünni coğrafya yeni sürece hazırlanma ve müdahale etmesi gerektiğinin bilincine varmıştı. Eski rejimle beraber yıkılmasalar da iktidardan olmuşlardı ve şimdi karşılarında, iktidara oynayan kendileri dışında başka aktörler bulunuyordu. Üstelik bunları engelleyecek ve kendilerini kayıracak bir Saddam Hüseyin de yoktu.

BAAS rejimi altında kafasını kaldıramayan Musul kökenli Müslüman Kardeşler örgütü savaşın bitimiyle beraber nihayet doğum yerine dönebilmişti. Devlet mülkiyetindeki camilerde korunup kollanan Sünni vaizlerin arasına ülke dışından gelerek katılan cübbeli, sakallı gençler Bağdat, Ramadi ve Felluce’de boy göstermeye başladı. Musul’a gelenler arasında ihtisasını Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapan ve BAAS rejimiyle sıkı ilişkileri olan Ahmet Kubeysi vardı. Kubeysi, Bağdat’a giderek Geylani Külliyesi ve İmam-ı Azam camilerinde vaaz vermeye ve cuma namazı çıkışında on binlerin katıldığı kitle gösterilerini yönlendirmeye başladı. Bu gösteriler de “Ne Sünni ne Şii, İslami, İslami” sloganlarının atılmasına özen gösteriliyordu. Şiilerle ittifak arayışının yanında vatansever motiflere önem verilerek Amerikan karşıtlığına dayalı bir söylem geliştirildi. Kubeysi bir Vatansever Cephe’nin kuruluşunu ilan etti ve hemen ardından eski Müslüman Kardeşler’in devamı –Irak kolu-niteliğindeki Irak İslam Partisi kuruldu. Bir kaç gün sonra 28 Nisan 2003’te Felluce’de ilk gösteri düzenlendi ve ABD askerleriyle göstericiler arasında çatışma çıktı, 18 gösterici ölürken 60’ı yaralandı.

Gösterinin tarihi önemliydi; 28 Nisan’da Saddam Hüseyin’in doğum günüydü. Kubeysi, 26 Nisan’da İslam-Online sitesine yaptığı değerlendirmedeki sözleri gösterinin amacına işaret eder; “Bugün Saddam ortaya çıksa, onun arkasında birleşir ve işgali püskürtürüz. Ama bugün ortada dini bir otorite de yok. ABD’nin kuracağı hükümeti (kehren) dinleyeceğiz, ama İslamiyet’e aykırı davranırlarsa onları devirmekte tereddüt etmeyeceğiz.”[26]

“... bozguna uğramış rejimin üyeleri –askeri komutanlar, Cumhuriyet Muhafızları’ndan ast rütbeli subaylar ve Güvenlik ve İstihbarat Servisi’nin görevlileri de dahil olmak üzere-, kısmen değişime direnmek, kısmen onun akışını etkilemek, kısmen ABD’nden kabul görmek ve kısmen de Şii militanlığı dengelemek için,” yaratılan bu yeni Sünni örgütlenme ve ittifaklara doluştular.[27]

Maaş, rüşvet, ayrıcalık ve iktidarlarından mahrum kalanların, eski müttefikleri ABD’ye kin beslemenin ötesinde vermeye çalışacakları bir mesajları vardı: “Daha önce Kürtleri de Şiileri de biz yönettik, bize muhtaçsın.”[28]

Nitekim bu mesajın alınmasından sonra eksi rejimin iktidardaki üyelerinin yeni kurulmakta olan siyasi sürece dahil edilmesi, Kubeysi’nin inşa etmek için büyük çaba harcadığı, BAAS geleneğinden gelenlerle Sünni ulema ve İslamcılar arasındaki ittifakı parçaladı. 2004 yılının ortalarına doğru direnişin Sünni veçhesini oluşturan blokta karşı safa geçişler hız kazandı. Aslında direnişçilerin gerçekleştirdiği eylemler bir yandan da saf değiştirenlerin ya da buna niyetli olanların pazarlık gücünü arttıran bir etki de yaratıyordu. Bu durumun doğrudan sonucu işgal güçlerin yapmaya ve onaylamaya mecbur kaldığı Irak ulusal mutabakatının genişlemesi oldu. Böylelikle direnişin merkezlerine yönelik askeri harekatlar düzenlenmesinin meşruiyeti ve olanağı arttı. Askeri çözüm, “seçimler için düzen ve güvenliğin tahsis edilmesi,” propagandasıyla desteklendi.

Sünni Üçgeni

Nisan 2003’teki çatışmadan sonra başta Felluce olmak üzere, Bakuba, Ramadi, Samarra gibi Sünni nüfusun yoğun olduğu şehirler işgal güçleri tarafından hiç ihmal edilmedi ve sürekli olarak bombalandı. Bu durum işgal güçlerinin Necef’te Sadr’ın Mehdi Ordusu’na yönelik saldırıları sırasında da devam etti. Mehdi Ordusuna yönelik operasyon Bağdat ve Tel Afer’de yoğunlaştığı sırada Sünni Üçgeni’ndeki çatışmalar yoğunlaştı. Sünni direnişçiler sıranın kendilerine geldiğinin bilincinde olarak özellikle Tel Afer’de Sadr’ın adamlarıyla buluştu.[29] Suriye sınırından Irak’a giren Arap gönüllülerin Tel Afer üzerinden Türkmen-Kürt gerginliğini çatışmaya dönüştürecek bir hamle yapmaları ve bunun Arap-Kürt çatışmasına dönüşmesi işgal güçlerini çok zor bir durumda bırakacağı çok açıktı.[30]

Eylül ayında direnişçilerin artan eylemleri Sünni Üçgeni’nden taşarak kuzeydeki Kürt bölgesine sirayet etti. Eylül ayında direnişçiler 2.300’den fazla saldırı düzenlerken bunların 283’ü Ninovah, 332’si Anbar ve 325’i Selahaddin vilayetlerinde gerçekleştirilmişti.[31] Biraz daha güneye inildiğinde bu sayılar hızla azalıyordu. Bu bir tesadüf değildi. Güneydeki şehirler de denetimi yeniden sağladıktan sonra işgal güçleri yavaş yavaş Bağdat’ın kuzeyi ve batısındaki Sünni bölgede hakimiyetini yeniden kurmak istiyordu. İşgal güçleri güneyden kuzeye doğru çemberi daraltmaya çalışırken direnişçiler de kuzeye doğru çemberi kırmayı deniyordu.

Eylül’ün ilk yarısında işgal güçleri Sadr mahallesi, Tel Afer ve tabii Felluce’yi bombalarken bir yandan da hemen her şehir için şehrin ileri gelenleri, aşiret reisleri ve din adamlarıyla masaya oturmayı ihmal etmiyordu. 5 Eylül’de Latifiye’de Irak Ulusal Muhafızları ve polis ekipleri yaptıkları baskınlarda, direnişçi olduğundan şüphelenilen 500’ün üzerinde kişinin tutuklandığını ve bol miktarda cephane ele geçirildiğini açıkladı.[32] ABD Tümgeneral John Batiste’nin halkından övgüyle söz ettiği Samarra’ya işgal güçleri, yerel liderlerle Tıkrit’te varılan bir anlaşma uyarınca çatışma yaşamadan girdi. Şehir Meclisi, Ocak 2005’teki seçimlere kadar görev yapacak belediye başkanı ve polis şefi atadı.[33]

Tel Afer saldırısını bitiren işgal güçleri, Irak Başkanı Gazi Yaver’in yardımcısı İbrahim el-Caferi’nin yerel aşiret liderleriyle görüşmesinden bir gün sonra 15 Eylül’de Ramadi’ye yönelik “Kasırga Operasyonu”nu başlatıyordu.[34] Tabii Felluce’yi bombalanması hiç bir zaman ihmal edilmedi. Sünni Üçgeni’ndeki şehirlerin bir bir işgal güçlerinin denetimine girmeye başlamasıyla beraber, başta Kerkürk olmak üzere Kuzey’de Kürtlere yönelik saldırılar arttı. Bu arada Türkiye sürekli olarak ABD’yi Kerkürk konusunda uyarmaya başladı. Türkiye’ye gelen Nacirvan Barzani ve Celal Talabani soğuk ve sert karşılanırken Tel Afer dolayısıyla Abdullah Gül, ABD’ne ‘işbirliğini bitiririz’ tehdidinde bulundu.[35] Gelişmelerin kaynağı yetkililerce Kerkürk’ün nüfus yapısının değiştirilmeye çalışılmasından doğan gerilim olarak nitelendirilse de Kürtlerin kendilerine yönelik saldırılara karşı cevap vermemeleri ve güvenliği işgal güçlerine bırakmaları bir başka gerilimin doğmasına engel olmuştur.

Çember Daralıyor

Bu gelişmelerle beraber direnişçilerin eylemleri giderek artan bir şekilde Iraklı asker ve polislere yöneldi. Özellikle de güvenlik birimlerine kayıt yaptırmak için sıra bekleyenlere ve temel eğitimini almış olan acemi askerlere. Bu, bir yanıyla, bir kaç ay öncesine kadar müttefik olan eski BAAS Partisi üyeleriyle –en azından önemli bir kısmıyla- Sünni İslamcıların arasındaki bölünmeyi iyice açığa çıkaran bir hesaplaşmaydı. Fakat daha da önemlisi bir kaç ay sonra yapılacak seçimlere karşı Iraklıların giderek artan güvenini ve umudunu yansıtıyordu. Irak ordusunun giderek genişlemesi ve güçlenmesiyle beraber çatışmaların sona ereceği ve işgalcilerin Irak’ta bulunmak için bahanelerin kalmayacağı propagandası etkili olmuştu. Fakat görünüşe göre bu propagandadan en çok etkilenen, kayıt kuyruklarını görerek militan kaynaklarının kuruduğunu düşünen direnişçilerdi. Direnişçiler için çemberin daralmasına, sadece işgal güçlerinin askeri harekatları ve yerel liderlerle uzlaşma siyaseti değil, kendi eylem ve politikalarının yönü ve içeriği de neden oluyordu.

Bununla beraber kayıt kuyruklarına işgal güçleriyle beraber Geçici Yönetimi’nde ihtiyacı vardı. Yeni kurulmakta olan ordu hali hazırda sadece 95 bin askerden oluşuyordu ve yıl sonuna kadar direnişçilerle başa çıkacak hale getirilmeleri mümkün değildi.[36] İyi eğitim almamışlardı ve Iraklılarla savaşmaya da can atmıyorlardı. Haziran sonuna kadar 12 bin tam eğitimli asker yetiştirilmesi planlanırken bu sayı Eylül’de ancak 6 bine ulaşmıştı.[37] Bu gecikmenin nedeni hiç kuşkusuz direnişçilere karşı yapılacak askeri harekatlarda Irak ordusuna güvenilip güvenilmeyeceği ve ordu içinde direnişçilerle bağlantısı olan ya da direnişçilerin eylemlerinden politik rant çıkarmak peşinde olanların tasfiye edilmesiyle ilgiliydi. Nitekim eğitim anlayışı ve yöntemi değiştirilmiş, bazı birlikler dağıtılmıştı. Nisan ayındaki Felluce direnişinden sonra şehir, eski Irak ordusu generallerinden Muhammed Latif komutasındaki eski BAAS Partisi üyesi, Cumhuriyet Muhafızları personeli ve eski gönüllü ordusu askerlerinden oluşan 1.600 mevcutlu Felluce Tugayı’na bırakılmıştı. Çift taraflı çalışan tugayın Irak Ulasal Muhafızlar’ından iki subayı kaçırmaları ve birinin kafasını kesmelerinden sonra varlığını sürdürmesi imkansızdı. Tugayın dağıtılması sıranın Felluce’ye gelmekte olduğunun bir başka işaretiydi.[38]

Seçim Şantajı

Allavi yerel yöneticilerle pazarlıkları sürdürürken seçimleri bir koz olarak kullanıyordu: “Bir sebepten dolayı 300 bin kişi teröristler öyle istedi diye oy atmayacaksa, açıkçası bu 25 milyonun oy atmasını değiştirmez.”[39] Mesaj Felluce’ye yönelik olmakla birlikte, kimi çevrelerce bu şehrin dışlanması sağlanmaya çalışılıyor ve seçimlerin iptal edilmeyeceği ilan ediliyordu. Müslüman Ulemalar Birliği başkanı Harit el Dhari, “bu şartlar altında özgür ve adil seçimlerin yapılmasının zor olacağını,” kabul ederken, birlik üyesi Şeyh Abdul Settar Abdul Cabbar, ‘seçimlere karşı çıkmamakla beraber aday göstermeyeceklerini, direnişçilerin karşı taraftan uzatılmış bir el bulamadıkları için kendilerini meşru gördüklerini ve Allavi’nin Sünniler ile köprüleri yeniden inşa etmesinin yolunun yabancı askerlerin ülkeden gideceği tarihi belirlemesi,’ olduğunu söylüyordu.[40]

Amerikan varlığının sona ermesini tercih ettiğini söyleyen Ayetullah Sistani ise ‘seçimlerin ertelenmesinden ve artan Şii nüfusun sandığa ve kurulacak hükümetteki temsile yansımamasından, ayrıca şu an hükümette yer alan ve işgal güçleriyle işbirliği içindeki partilerin demokratik süreci gasp etmelerinden endişe duyduğunu, haklı çıkması halinde seçimleri gayrı meşru ilan edeceğini,’ bildirdi.[41] Allavi ve Bush alelacele seçimleri ertelemenin söz konusu olmadığını açıkladılar. Sistani tarafların hepsine ayrı ayrı göndermelerde bulunarak seçimleri ve Şii temsilini garantilemişti. Parçalanmış Sünni kesimdeyse İslamcılar işgal güçleri karşısında yalnız kalmıştı ve kısa sürede onların da arasında bölünme yaşanacaktı.

Felluce’ye Yaklaşılırken

Zerkavi’nin grubu Tevhid ve Cihad’ın ruhani lideri Şeyh Ebu Anas el-Şami’nin ABD saldırısında ölmesi, Irak Ulusal Muhafızları’nın Diyala sorumlusu –eski BAAS üyesi- Korgeneral Talip el-Lahibi’nin direnişçilerle ilişki kuran askerlerini engellemediği gerekçesiyle tutuklanması Geçici Yönetim ve işgal güçlerinin kararlılığını gösteriyordu. Nitekim Allavi’nin “Felluce’de siyasi bir çözüm başarılı olmayacaksa pek yakında askeri çözüm olacaktır,”[42] sözlerinin ardından 3 Ekim’de Samara, Felluce ve Ramadi’ye saldırıldı.

3.000 ABD ve 2.000 Irak askerinin katıldığı harekatla Samarra direnişçilerden “temizlendi:” 125 Iraklı öldü, 85’i yaralandı. Sıranın Felluce’ye geldiğinin farkında olan direniş grupları ittifak oluştururken Şiilere karşı mezhep saldırıları düzenleyen Zarkavi’yi uyarıyorlardı.[43] Allavi Felluce’ye saldırmak için sabırsızlanıyor ve ABD’ye baskı yapıyordu. Fakat ABD’de 2 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerini riske atmamak için beklendi. Bununla beraber “hem askeri baskı sopası hem de siyasi katılım havucu” hiç bir zaman esirgenmedi.[44]

Direnişçi gruplar özellikle Musul’daki etkinliklerini ve örgütlenmelerini artırmaya çalışırken eylemlerinde giderek Kürtleri, Hıristiyanları ve entelektüelleri hedef almaya başlamıştı. Bununla beraber yaklaşmakta olan seçimleri için pek çok yeni ittifak ve parti kuruluyordu. 25 Ekim’de Ahmed Kubeysi’nin lideriğini yaptığı Birleşik Ulusal Hareket seçimlere katılma niyetinde olduğunu açıkladı.[45] Sünni kesimde bölünme sürerken şeçimlere katılma eğilimi güçlenmişti.

Güneydeki bir İngiliz zırhlı birliğinin kuzeye ve Musul’daki ABD zırhlı tugayının güneye kaydırılması, Rumsfeld’in Bahreyn toplantısında koalisyon güçlerinden asker ve destek istemesi, Felluce’de barış görüşmelerini yürüten Halid el- Cumali, Felluce polis şefi ve diğer yetkililerin tutuklanması, direnişçilerin –besbelli ki içerden istihbarat alarak- acemi erlere ve polis karakollarına saldırılarının artması ve tek tek polislerin ve askerlerin evlerinden alınarak öldürülmeleri karşısında işgal güçlerinin Irak güvenlik birimlerinde temizliğe devam etmesi ve Ortadoğu ve Avrupa devletlerinden Irak’ta gerilimin artmasına yönelik herhangi bir tepkinin ya da diplomatik mesajın gelmemesi artık görüşmelerin olmayacağı, Felluce ve Ramadi’ye yönelik kapsamlı bir saldırının gerçekleştirileceğine işaret ediyordu.

İnfaz

ABD’deki başkanlık seçimlerinin ardından Felluce kuşatma altına alındı ve halka şehri terk etmeleri çağrısında bulunuldu. Zırhlı birliklerle çevrelenen ve sürekli hava bombardımanına uğrayan şehrin kuşatmasına 10-15 bin ABD askeri ve 2 bin Irak Ulusal Muhafızı katılmıştı. Irak’ta ABD’nin 135 bin, İngiltere’nin 8 bin askerinin bulunduğu düşünülürse bu önemli bir sayıydı. Bu sayı aynı zamanda Felluce’de olduğu tahmin edilen 2.000-3.000 direnişçi sayısını teyit ediyordu.[46]

Zırhlı araçlar desteğindeki 6.500 ABD ve 2.000 Ulusal Muhafız piyadesi harekete geçmeden önceki hava saldırısı, önce nokta hedeflere yöneldi, sonra da 900 kilogramlık bombaların kullanıldığı ağır bombardımana dönüştü.[47] Bombardımanla, direnişçilerin kurduğu pek çok tuzak ve savunmaya uygun mevkiinin tahrip edilmesi ve militanların dağıtılması hedeflenmiş olmalıdır. Nitekim ABD subayları direnişçiler arasındaki iletişimsizliğe dikkat çekmişlerdir.[48]

İşgal güçleri şehrin içinde kendilerine ateş edilen her evi tank ya da helikopter desteğiyle yerle bir ederek ilerledi. Daha ilk gün, en çok çatışma bekledikleri Culan mahallesini boydan boya geçerek şehri ikiye bölen geniş bulvar üzerindeki hastane ve polis merkezini ele geçirdiler. Kendilerine savunması kolay bir üs kurduktan sonra yeniden şehrin içine dağılıp ve ev ev arama yaparak ilerlemeleri fazla riskli olmayacaktı. Direnişçilerin gruplar halinde şehrin güney mahallerine kaçmaya zorlanması ve orada yalıtılması, geride kalan iki üç kişilik grupların ele geçirilmesini kolaylaştırdı. Bundan sonrası yıkım ve katliamdı. 16 Kasım’a gelindiğinde işgal güçleri (18 Kasım) 1.600 direnişçiyi öldürdüklerini 1.000’den fazlasını sağ olarak ele geçirdiklerini açıkladı.

 Direnişçiler savaşı yaymak ve bir Kürt-Arap çatışmasını alevlendirmek için civar şehirlerde ve özellikle Musul’da polis karakollarına ve Kürt parti ve kurumlarının binalarına saldırılar düzenledi. Onlarca yerel yönetici ya da siyasetçiye karşı saldırılar düzenledi. Zaten Ekim sonuna doğru eylemleri Musul ve Kerkürk’e kaydırmışlar ve bu saldırılar için hazırlıklar yapmışlardı.[49] Fakat ne Kürtler ne de yerel Arap nüfus karşı saldırıda bulunmadı ve savunmada kaldı. Karakollara baskın düzenleyip –çoğu danışıklı dövüş olduğundan Musul polis şefi hemen görevden alındı- kamyonetleriyle sokaklarda tur atan eylemciler yerel halktan destek görmediler. Karakol basmanın ve sokak hakimiyetinin adli bir vaka olmaktan öteye gidemediğini ve halkın eylemlerine destek vermediğini, aksine sadece korkuttuğunu anlayan eylemciler bir kaç saat sonra yok oluyorlardı. Felluce’de umduklarından kolay bir başarı elde etmekte olduklarını gören işgal güçleri, Musul’dan destek için gelen zırhlı birliği geri gönderdi ve ayrıca Suriye sınırındaki birlikleri bölgeye hareketlendirdi.

Felluce şehir savaşı, işgal güçlerinin Irak’ta 2003 yılında neredeyse hiç bir ciddi direnişle karşılaşmadan ne kadar kolay bir zafer kazandığını göstermektedir. İşgal güçleri daha önce Irak’ta böylesine bir muharebe yaşamamıştı. Saldırıdan önce Amerikalı komutanlar da Umr Kasr’ı değil Kore, İo Cima ya da Hue muharebelerini hatırlıyorlardı.[50]

Seçime Felluce’den gidilir

Felluce’de böylesine bir yıkımı ve katliamı gerçekleştirmeye muktedir olan işgal güçleri, direniş karşısında daha önce neden böylesine bir kararlılık göstermemişlerdi? 9 Nisan 2003’te Bağdat’ın düşmesinden sonraki dönemde direnişin başlamasıyla şehirlerin içine dahi girmeyen işgalciler nasıl oldu da böylesine bir saldırıya cüret ettiler? Çünkü direniş cephesi iyice bölünüp parçalanmış, yaklaşan seçimler dolayısıyla iktidardan pay kapma derdinde olan eski iktidar sahiplerinin uzlaşma siyaseti hakim kılınmış ve işgalciler -başlarına daha fazla dert açılmaması gerekçesiyle de olsa- bir ulusal mutabakatın kurulması için çabalarında başarılı olmuşlardı.

Felluce saldırısı karşısındaki tepkiler de en az savaşın başlamasından önceki gelişmeler gibi Irak’taki siyasal yelpazesindeki yeniden konumlanış ve direnişin Sünni veçhesindeki BAAS geleneğinden olanlarla Sünni İslamcılar –hatta bunların da kendi- arasındaki bölünmeyi ve ulusal mutabakatın ne kadar güçlü ve geniş olduğuna işaret eder.[51]

Nisan 2004’teki Felluce saldırısı üzerine Sünni kesimin üç güçlü politikacısı, 3 milyon kişilik bir aşiret lideri olan Gazi Maşel el-Yaver, laik siyasetçi Adnan Paçacı ve Irak İslâmi Partisi’nin yönetimdeki temsilcisi Haşim el-Hasani Geçici Yönetim Konseyi’nden istifa edecekleri tehdidinde bulunarak, Bush yönetimini dördüncü gün sonunda kuşatmayı kaldırmaya ve Felluce halkının istekleri doğrultusunda çözüme zorlamışlardı.[52]

Bugün ise Yaver, devlet başkanıydı ve Allavi, Felluce saldırısı için onun ve hükümetin onayını almıştı.

“Geçici hükümetin barışçıl çözüme ulaşmaya çalıştığını fakat başaralı olamadığını,” söyleyen Paçacı, “barışçıl bir sonuç için müzakerelere devam edilebileceğini umut etmekle beraber Felluce’nin hükümetin denetimine geçmesinin şehrin sakinlerinin de seçimlere katılmasını sağlayacağını,” belirtiyordu.

Hassani ise altı ay öncesine göre çok farklı düşünüyordu: “Biz bu yerdeki sorunları güç kullanmadan çözebiliriz önerisini dile getiren bir tek parti işitmedim.” Partisi hükümetten çekilen Hassani sanayi bakanlığı görevinde kalırken partisinden istifa etti. Irak İslâmi Partisi lideri daha geçen hafta Ocak’ta seçimlere katılmak niyetinde olduklarını açıklamıştı.

Öncelikle işgal güçleriyle direnişçiler arasındaki pazarlıklarda arabulucu olan –ki direnişçiler arasında da temsil ediliyorlar[53]- Müslüman Ulemalar Birliği saldırının hemen ardından seçimleri boykot edilmesi çağrısında bulundu. Fakat bu çağrıyı destekleyen olmadı. Birlik üç ay sonraki seçimleri boykot etmenin Felluce direnişçilerine bir yararının olmadığını geç de olsa fark etti ve bu kez genel grev çağrısında bulundu. Ertesi gün, Ramazan Bayramı’ydı.

Yenilginin nedeni sadece askeri değildir

Vietnamlılar Amerika’ya karşı savaşırken cesaret ve azimlerinin yanında her zaman -en azından yenilmeyecekleri kadar- SSCB ve Çin yardımı bulunuyordu. Filistinliler hiç yenilmeyen İsrail ordusuna karşı Beyrut’ta 88 gün direnirlerken kimsesiz bir ulusun kurtuluş umudunu canlı tutmak için ölürlerken Arafat’ın diplomatik manevralarına boyun eğmişlerdi.

Felluce’deki İslamcı direnişçilerin, düşmanın 1960’lare, 1980’lere göre kıyaslanmayacak derecede gelişmiş savaş teknolojisine bir gün dahi direnmeleri beklenemezdi. Tek şehirde ne ulusal kurtuluş savaşı ne de cihat kazanılamazdı. Yenilmeye mahkum oldukları bir savaşı sürdürürken öldüler. Fakat çok daha önceden yenilmişlerdi:

Daha anayasa taslağı tartışmaları sırasında, BAAS rejimini Irak’a sunduğu modernizm ve bireysel hak ve özgürlük kırıntılarını dahi çok görerek, Şii İslamcılarla işbirliği içinde nüfusun yarısını oluşturan kadınların oy hakkını ellerinden almaya kalkıştıkları için yenilmişlerdi:

Türkiye’de yürürlüğe konmak istendiği gibi zina yapan kadınların hapse atılmasıyla dahi yetinmeyerek, onları boyunlarına kadar toprağa gömüp taş atarak kafalarını parçalamayı daha adaletli buldukları için yenilmişlerdi.

Daha uzun ve geniş olanların karşısında hiç bir işe yaramayacaklarını bildikleri kalaşnikovların gölgesinde elde ettikleri iktidarlarını, sadece aynı silahlara sahip olmayan insanlara keyfince yasaklar buyur etmek için kullanmakla yetinmeyerek, kız ve erkek çocuklarının okullarda karma eğitim görmelerini Irak’ta çözülmeyi bekleyen yegane acil sorun olarak görüp, bu duruma son verilmemesi halinde çocukların cezalandırılacağını ilan ettikleri ve bir kaç gün sonra da Bakuba ve Latifiye’de çocuklara saldırıp onları ölümle buluşturdukları için yenilmişlerdi:[54]

Bağdat’ın en fakir semtlerinden el-Emel’e su sağlayacak bir pompa istasyonunun açılış törenine bomba yüklü iki araçla gelerek, bir tek  ABD askerinin burnunun dahi kanamadığı patlamada 37’si çocuk 41 Iraklıyı öldürdükleri için yenilmişlerdi:[55]

İşgal güçlerinin soydaşlarına, din kardeşlerine Ebu Gureyb hapishanesinde işkence yaptığının ortaya çıkmasının tüm dünyada işgale onay veren ya da sessiz kalanları dahi öfkelendirdiği ve tiksindirdiği bir anda, gururla yayınladıkları bir adamın kafasının kesilmesine ait müstehcen görüntüler karşısında işgale karşı çıkanların bile “işkence kafa kesmekten daha iyidir,” diyen Rumsfeld ile hem fikir olmalarına ve ahmaklar seçeneği olan “terörizme karşı işgale” onay verilmelerine katkı sundukları için yenilmişlerdi:

Hıristiyanlara, Keldanilere, Yezidilere, Irak’taki tüm dini cemaatlere diledikleri gibi ibadet edebilecekleri ve kültürlerini devam ettirebilecekleri bir toplumu el ele yaratmaları için çağrıda bulunmak yerine ibadethaneleri bombaladıkları için yenilmişlerdi:

İslamiyet’in en büyük düşman olarak gördükleri ABD’ye ve Hıristiyan Batıya karşı tüm dünyadaki Müslümanları cihada çağırırken “sapkın” bir mezhepten olmakla suçladıkları Şiileri katletmeyi hariçten bir görev olarak üstlendikleri için yenilmişlerdi:

Irak’ın işgaline karşı bütün Müslümanları cihada çağırırken, kendi dininden ve mezhebinden olan Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı olduğunu kabul edip onları işgal güçleri karşısında tarafsızlaştırmakla kalmayıp, ayrılma haklarını da tanıyarak on yılların eşitsizliğini bir kereliğine olsa dahi tersine çevirmeye cüret etmedikleri için yenilmişlerdi:

Ezen ulustan olmanın ayrıcalıklarının kaybedilmesi telaşı içinde bir ümmetin ilan edilmemiş hakimi postundan sıyrılarak ezen ulusun apoletlerini omuzlamayıp, şovenizmin kılıçlarını savura savura Arap-Kürt çatışmasını işgale karşı mücadeleye yeğ tutukları için yenilmişlerdi:

Irak sınırları içinde bulunan dine, mezhebe, etnisiteye ve ulusallığa dayalı toplulukları, siyasi grupları ve bireyleri kapsayacak bir önermeler bütünlüğünün taşıyıcısı olan siyasal hattı oluşturmak yerine sadece kendi kafalarında olan tartışılmaz doğruları insanlara dayatmalarından dolayı yalnız kaldıkları için her şeyden önce kendilerine yenilmişlerdi.

“ABD liderliğindeki işgalden beridir olup bitenler tarafından tekrar tekrar doğrulandığı gibi Irak tarihi, halkın birliğinin, din, mezhep, etnisite ya da ulusal kimliğe dayalı farklılıklardan daha güçlü olduğuna işaret eder. Pazar günü bir üst düzey Kürt subayla Felluce’yi kuşatan güya ABD komutasındaki Irak kuvvetinin, şehrin işgal planlarının kendini belli etmesi üzerine yarım saat içinde çekip gitmeleri, bunu (bir kez daha) gözler önüne ser(miş)ti.”[56]

Felluce’deki savaşçıların cesaret ve yürekliliklerinden kimsenin şüphesi olamaz. Onlar bir şehri savunmaya değil şehit olmaya ant içmişlerdi. İşgale karşı mücadele etmenin ilk şartı ölümü göze almaktır, tıpkı emperyalizme karşı mücadelede olduğu gibi. Fakat bu asla yetmez. Önemli olan ölmeden önce içimizdeki şovenizmin hayat damarlarını kesmektir. Aksi taktirde şovenizmin kör ettiği gözlerimizin önünde emperyalizmin kazanmamaya devam ettiğini asla göremeyeceğiz.


 

[1] Anthony Shadid, “Shiite March for Election in Iraq,” Washington Post, 20 Ocak 2004. Neela Banerjee “Iraqis Seek Election and a Local Trial For Hussein,” New York Times, 20 Ocak 2004.

[2] Eylül 2003’te Irak için bir anayasa taslağı hazırlamak üzere kurulmuş olan Anayasa Hazırlık Komitesi’nde seçimlerin bir an önce yapılması konusunda sert tartışmalar yaşanmış ve Şii üyeler dışındakiler seçimin aleyhinde oy kullanmıştı. Seçimlerin hemen yapılması halinde Irak İslam Devrimi Yüksek Meclisi’nin (IİDYM) başı çektiği İslamcı Şii partilerin, üçte ikilik Şii nüfus oranı dolayısıyla seçimi kazanmaları işten bile değildi. Sistani’nin sert çıkışı aslında Şiilerin tepkisini sönümlendirmek içindi; Sistani Birleşmiş Milletler’den (BM) seçimlerin Haziran ayında yapılmasını istedi. BM seçmen kütüklerinin hazır olmadığını ve seçimlerin bu tarihe yetişmeyeceğini bildirdi. Sistani bu cevabı büyük bir sükunetle karşıladı, tabii Şii partiler de. Bu hamleyle Sistani, bilinçli olarak, Sünnilere siyaset kapısını aralıyor ve onlara zaman kazandırıyordu.

[3] Bununla beraber Şiilerin de yekpare bir blok oluşturmadığı ve Sadr’ın Şiiler arasında dini ve siyasi bir ağırlık ve öneminin olmadığı, sadece onurlu bir aile ismi taşıdığı, fakat yetki ve itibarın babadan oğula geçmediği bir Şii dünyasında yaşadığı, yetki ve itibar bakımından Şiiler arasında daha büyük ağırlığı bulunan amcalarının dahi onun karşısında oldukları görmezden gelindi. Daha da önemlisi binlerce iyi eğitimli gerillası olan ve ABD tarafından terörist eylemlere karıştığı gerekçesiyle Irak muhalefet toplantılarına dahi davet edilmeyen Davet, Munazeme, Irak İslam Devrimi Yüksek Meclisi gibi Şii örgütlerin neden silaha sarılmadığı merak edilmedi.

[4] Bush, Mısır ve Ürdün ziyaretlerinde özür dilemiş, Şaron’a desteği kesmişi Irak konusunda Arap ülkelerinin desteğini almaya çalışmıştır. Sünni kesime göz kırpılması tepki yaratmış, Şiilerin ihmal edilmemesinin altı çizilmiştir. BM’in Irak Özel Temsilcisi Lahtar Brahimi’de Haziran sonunda yönetimi devralacak Irak hükümetin planladığı gibi teknokrat ve Arap olmasını sağlayacak fırsatı bulmuştu. Fuad Ajami, “Irak’ın Öfkesi,” Finansal Forum, 13 Mayıs 2004.

[5] “ABD’li tümgeneral direnişçilerin Irak ordusuna sızdığına işaret ederken, ‘Bu güçlerin yüzde 10’u son şiddet olayları sırasında ABD birliklerine karşı eylemlere katıldı. Yüzde 40’ı ise korkudan işi bıraktı,’ dedi.” Radikal , 23 Nisan 2004.

[6] Savaşın bitmesi ve işgalin tamamlanmasının ardından benzer bir girişime valilik atamalarında kalkışılmıştı. Fakat yerel halkın eski BAAS Partisi’nden isimlere tepkisi üzerine işgal güçleri geri adım atmak zorunda kaldı. Pek çok kenttin valisi sık sık değişti. Faleh Abdul Cabbar, Irak’ta Şii Hareketi ve Direniş, Agora Kitaplığı, Haziran 2004, sf;xxiii. Sadr, BAAS mensuplarının ordu ve diğer devlet kurumlarında göreve getirilmesine karşı çıkarak GYK’nin sessizliğini eleştirdi. Gündem, 2 Mayıs 2004. Bunun üzerine Bremer’den baskılar geldi ve Sadr silahlı direnişe mecbur kaldı.

[7] Radikal, 23 Nisan 2004. Çatışmaların ardından Felluce’nin denetimini eski Cumhuriyet Muhafızları generallerinden Kasım Muhammet Salih komutasındaki Irak Ulusal Muhafızlarına devredildi. Bir hafta sonra komutanı değiştirildi ve yine bir eski ordu generali Muhammet Latif’i atandı. Finansal Forum ve Radikal, 4 Mayıs 2004.

[8] Radikal, 28 Haziran 2004. GYK’nin önemli bir kısmı Irak ordusu ve polis teşkilatını dağıttıktan sonra Güvenliği sağlayamadığı için ABD’yi eleştiren Gazi Maşel Yaver’in devlet başkanı olmasını istiyordu. Radikal, 1 Haziran 2004. Brahimi de Sünni aday ve Sünni ağırlıklı bir hükümet istiyordu.

[9] Nisan ayına kadar günde ortalama 20 saldırı yapılırken Nisan’da bu sayı 100’e kadar çıktı. Haziran başında 40’ın altına inmişti. Sonrasında yavaş yavaş artan sayı Ağustos’a girilirken 80’e çıktı. Eylül’de ise asker kayıpları son 7 ayın en düşük seviyesindeydi. Referans, 25 Eylül 2004.

[10] Sadr anlaşma metinin altına el yazısıyla, “Bu isteklerin hepsi Merce-i Taklit’ten gelmiştir. Bunları minnet duygularıyla hayata geçirmeye hazarım,” notunu düştü. Radikal, 28 Ağustos 2004. Bu bir anlamda anlaşmanın sorumluluğunu Sistani’ye yükleme çabası gibi görünse de metinin tonu, bir zamanlar işgale karşı yorumda bulunmadığı gerekçesiyle Büyük Ayetullahı  ‘sessiz Havza’ olmakla suçlayan Sadr’ın onun karşısında diz çöküşünün ifadesiydi. Sessizlik suçlaması dini kabullere göre büyük bir aşağılamadır; din adamının yozlaştığına, korktuğuna ve dolayısıyla din karşıtı olduğuna işaret eder.

[11] İşgal güçleri 28 Ağustos’da Sadr mahallesine girmişti bile. Birgün, 29 Ağustos 2004. Bu Mehdi Ordusu’nun Necef’ten Bağdat’ta kaydırılmasına karşı bir önlemdi.

[12] Radikal, 1 Eylül 2004. Zaten Necef anlaşması da Mehdi Ordusu’nu, seçimlere giden mevcut sürecin bir parçası olarak kabul ediyordu. Radikal , 28 Ağustos 2004.

[13] Radikal, 05 Eylül 2004. Tel Afer olayları ilk başta Türkmenler ile işgal güçleri arasında bir çatışma olarak verildi. Fakat bu, her nedense  ‘direnişe Türkmenlerin de katıldığı’ şeklinde yorumlanmadı.

[14] Radikal, 8 Eylül 2004.

[15] Faleh Abdul Cabbar, Irak’ta Şii Hareketi ve Direniş, Agora Kitaplığı, Haziran 2004, sf;xxxviii.

[16] Finansal Forum, 8 Mayıs 2004.

[17] Clive Bradley, “Can socialists cheer al-Sadr,” Soldarity, Volume 3 No:57, 2 Ekim 2004, sf;7.

[18] A.g.e, sf;7.

[19] Türkiye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan, Tel Afer ile ilgili resmi açıklamayı yapacaktı: “İlgili askeri ve sivil kurumlara bölgedeki kaynaklardan ulaşan teyit edilmiş bilgi ve istihbarata göre, Sadr’a bağlı direnişçilerle ABD askerleri arasındaki çatışmalar Tel Afer bölgesine sıçramıştır.” Birgün, 9 Eylül 2004.

[20] Radikal, 14 Eylül 2004.

[21] Radikal, 12-13 Eylül 2004.

[22] Birgün, 29 Ağustos 2004 ve Radikal, 2 Eylül 2004.

[23] Edward Wong, “Bickering Iraqis Strive to Build Voting Coalition,” New York Times, 7 Kasım 2004.

[25] Faleh Abdul Cabbar, Irak’ta Şii Hareketi ve Direniş, Agora Kitaplığı, Haziran 2004, sf;23.

[26] Mustafa Özcan, “Irak’ta Direnişin İslami Veçhesi,” Irak Dosyası II, Tarih ve Tabiat Vakfı İstanbul 2003. sf;181. 2004 Temmuz’unda Saddam Hüseyin ilk kez mahkemeye çıkarıldığında Sünni Üçgeni’ndeki şehirlerde Saddam yanlısı gösteriler düzenlenirken güneyde Şiiler idam edilmesi için sokakları dolduruyordu. Radikal ve Referans, 3-5 Temmuz 2004.

[27] Faleh Abdul Cabbar, Irak’ta Şii Hareketi ve Direniş, Agora Kitaplığı, Haziran 2004, sf;24. Kubeysi’nin Sünni-Şii ittifakı çağrısı yüksek makam sahibi Şiiler tarafından bir tuzak olarak algılandı ve sert bir karşılık gördü. Kubeysi, Jay Garner ile baş başa görüşmüştü, buna karşılık BM delegeleriyle görüşen Sistani ise Geçici Koalisyon Yönetimi’nin görüşme teklifini kibarca geri çevirmişti.

[28] Sömürge valiliği sona erdikten sonra Paul Bremer, Irak’ta orduyu dağıtmakla hata yaptıklarını söyledi. Birgün, 6 Temmuz 2004.

[29] Sünni direnişçilerin varlığı Pentagon’daki bir yetkili ve Tel Afer’deki ABD’li komutan tarafından onaylanıyordu. Yasemin Congar, “Tel Afer’de Ne Oldu?” Milliyet, 14 Eylül 2004 ve Radikal, 14 Eylül 2004. Ayrıca Ensar el-Sünni Ordusu’nun lideri Abu Abdullah el-Hasan, Hairi ve Kubeysi’nin fetvalarının takipçisi olarak gördüğü Sadr ile ilişkisinin samimi dostluk şeklinde nitelendirerek Mehdi Ordusu ile beraber çalıştıklarını söylüyordu. Fakat diğer Şii örgütleri İran’ın maşası olmakla suçlamayı ihmal etmeden. rferl.org/reports/iraq-report/ 10 Eylül 2004.

[30] Faik Bulut’ta bu noktaya dikkat çekerek pek çok gücün farklı Kerkürk politikalarının gerçekleştirilmeye çalışıldığını söylüyor. Bianet, 13 Eylül 2004. Ayrıca yanı günlerde Kürt yetkililere yönelik yoğunlaşan saldırılar için; ntvmsnbc.com, 13 Eylül 2004.

[31] James Glantz-Thom Shanker, “Iraq Study Sees Rebels’ Attacks as Widespread,” New York Times, 29 Eylül 2004. Felluce saldırısının olduğu dönemde 120 olan günlük ortalama saldırı sayısı 80’e düşmüştü. Bir önceki ay saldırı sayısı 1.500 olarak hesaplanmıştı. “İs it getting safer?” Economist, 9 Eylül 2004.

[33] Patrıck Cockburn, “Disappointment in Samarrah?” Counterpunch, 9 Eylül 2004 ve New York Times, 8 Eylül 2004, Radikal, 10 Eylül 2004. Çok geçmeden Samarra, Cockburn’u hayal kırıklığına uğratmayacaktı.

[35] Radikal, 8-13-14 Eylül 2004. Dışişleri, istihbarat ve askeri yetkililerin Genelkurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ’un ev sahipliğinde yapılan Irak toplantısında, Kürt gruplarının ABD ile işbirliğinin terör tehlikesini arttırdığı belirtiliyordu. Radikal, 19 Eylül 2004.

[36] Eric SchMitt-Steven R. Weisman, “U.S Conceding Control Regions of Iraq,” New York Times, 8 Eylül 2004.

[37] Rajiv Chandrasekaran, “Demise of Iraqi Units Symbolic of U.S Erros Rebuilding Hindered by Past Mistakes,” Washington Post, 25 Eylül 2004. Almanya, Belçeka, İspanya ve Fransa’nın karşı çıkması ve katkı sunmamasına rağmen NATO’nun Irak güvenlik görevlilerini eğitmek için görevlendirdiği subay sayısının 50’den 300’e çıkarması bu kez işin sıkı tutulmasına çalışıldığını gösteriyordu.

[38] rferl.org/reports/iraq-report/ 16 Eylül 2004. Daha önce de Saddam döneminde Samarra’nın güvenlik şefi olan Serhan Ahmed Halef yanındaki 25 kişiyle beraber Kerkük’te yakalanmıştı. Radikal, 7 Eylül 2004

[39] Radikal, 14 Eylül 2004. Keza ABD Savunma Bakanı Rumsfeld’de ülkenin dörtte üçünde ya da beşte dördünde seçim yapmanın hiç yapmamaktan iyi olduğun söyleyerek “hayatta hiç bir şeyin mükemmel olmadığını” belirtecekti. Referans, 25 Eylül 2004.

[40] Reuters, 15 Eylül 2004.

[41] Dexter Filkins, “Top Cleric is Said to Fear Voting in Iraq Be Delayed,” New York Times, 23 09 2004.

[42] Radikal, 29 Eylül 2004.

[43] Radikal, 5 Ekim 2004.

[44] Noah Feldman, “ırak’ta Seçimler İçin Erken”, (NYT, 24 Eylül 2004) Radikal 28 Eylül 2004.

[46] Sivil kayıpların düşük gösterilebilmesi için sayı biraz abartılmış da olabilir.

[47] “6.500 American G.I.'s and 2,000 Iraqis on Attack,” New York Times 9 Kasım 2004.

[48] “Violence Breaks Out Elsewhere in Iraq as Insurgents Seek New Fronts,” Washington Post 11 Kasım 2004. “Falluja forces find hostage killing houses,” Guardian 11 Kasım 2004.

[49] “Rebel Fighters Who Fled Attack May Now Be Active Elsewhere,” New York Times, 10 Kasım 2004. Felluce’deki direnişçilerin biri saldırıdan önce liderlerinin militanların yarısına şehir dışına çıkmalarına karar verdiklerini söylüyordu. 7 Kasım’da Irak’ın tamamında direnişçiler 130 saldırı düzenlendi. “6,500 American G.I.'s and 2,000 Iraqis on Attack,” New York Times 9 Kasım 2004.

[50] “Fighting Around Fallujah Intensifies,” Washington Post, 8 Kasım 2004.

[51] “Winning in Fallujah, losing elsewhere?,” Economist, 10 Kasım 2004.

[52] “Sunni Party Leaves Iraqi Government Over Falluja Attack,” New York Times  10 Kasım 2004.

[53] Şeyh Abdul Vahab el-Canabi Müslüman Ulemalar Birliği üyesi Felluce’de öldü.“Fighting in Falluja rages amid confusion,” aljazeera.net, 11 Kasım 2004.

[54] Radikal, 16 ve 19 Eylül 2004.

[55] Radikal, 1 Ekim 2004.

[56] Sami Ramadani, “Falluja's defiance of a new empire,” Guardian, 10 Kasım 2004. Bu yazının çevirisi 15 Kasım 2004 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı. Alıntı yapılan iki cümle çeviride yer almıyordu.

 

sayfa başına dön