Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS


YAYIN YÖNETMENİNDEN

Ataol Behramoğlu’nun yeni yıl yazısı benim düşündüğüm yazıdan çok daha iyi olduğu için , yazmaktan vazgeçip size Ataol’un yazısını sunuyorum…
UğurCankoçak

SIRADANLAŞMAYI KABULLENMEMEK…

Yeni bir yılın ilk gününde okur karşısına çıkmak kolay değil.

Ne yazmalı, nelerden söz etmeli?

Böyle bir günde insanlar genellikle iyi sözler işitmek ister.

İçimden iyi şeyler söylemek gelmiyor.

Irak vahşeti, ardından deprem ve tsunami faciası. İnsan ve doğa el ele, sanki insanlığın sonunu hazırlıyor.

Güney Asya'daki deprem sonrasında ölçümler dünyanın kendi çevresinde dönme yörüngesinde bir miktar sapma olduğunu gösteriyor...

Bunu ölçebilen bilim, depremi önceden saptayamıyor.

Eksiklik ya da kabahat bilimde mi, yoksa bilimin kullanılış biçiminde ve onu kullanma erkine ve olanağına sahip olanlarda mı?

Facianın yaşandığı Güney Asya ülkelerindeki yoksulluk görüntüleri facianın kendisi kadar korkunç.

İnsanlık kendi değerlerine, kendi yarattığı değerlere yabancılaşmış.

''Organ nakli'' bilimin en saygın buluşlarından biri olsa gerek.

İnternet adresime gelen bir yazıda, Iraktaki Amerikan yardım misyonu içinde yer alan Amerikalı hekimlerce, ölülerden ve yaralılardan çeşitli organların alınarak Amerika'daki tıp merkezlerine pazarlandığı bildiriliyor...

Doğru mu, uydurma mı bilemem. Fakat bu ''savaş'' ın niteliği, söz konusu haberi hiç de yadırgatmıyor.

Güney Asya ülkelerinde deprem ve tsunami kurbanı çocukların kaç tanesi, yaşıyor olsalardı, zengin ülkelerdeki alıcıların ''organ'' ve ''seks'' taleplerinin kurbanı olmaya adaydılar?

Kötü bir dünyada yaşıyoruz.

Her zaman böyle miydik?

Daha mı kötüye gidiyoruz?

Kötülük insanın doğasında mı?

Kimi kez gerçekten de, her zaman karşı çıktığım bu görüşün bir doğruluk payı taşıdığını düşünmeye başladığımı itiraf ederim...

***

Öyle de olsa, bunu kabulleniş bir çıkar yol değil...

Kötülüğün, yaşamın tüm alanlarını ele geçirmesine karşı mücadele etmek gerekiyor.

İonesco 'nun ünlü ''Gergedan'' ını, yazılışından ve dilimize çevrilip oynanışından şunca yıl sonra, başta Oktay Akbal, başkaca yazar arkadaşlar yeniden gündeme getirdiler.

Aynı günlerde, biraz da rastlantıyla ( ''absurd'' tiyatro konusunda bir araştırma nedeniyle), İonesco'nun yapıtını yıllar sonra bir kez daha okumuş, simgesel anlatımın ve ''bildiri'' nin gücü karşısında sarsılmıştım.

Bu ''bildiri'' de bence de asıl etkileyici olan, insanların kötüye doğru başkalaşıma zorlanmaları karşısında boyun eğerken buldukları gerekçeler...

Ya da, bu konudaki ''yeteneklilik'' leri...

Kendilerini aldatma, sürüye katılmanın kaçınılmazlığına, hatta iyilik ve doğruluğuna ''akılcı'' açıklamalar bulma konusunda becerileri...

Böylece, kötülüğün kabullenilişiyle kalınmayıp yüceltilmesi, insanlığın bu konudaki ''beceri'' si, gerçekten de ürkütücü ve düşündürücü...

***

Yazımın başlığına dönüyorum.

''Kötü'' birden olunmuyor.

Önce sıradanlaşılıyor.

Günlük konuşma dilinden yazı diline, kavramlardan olgulara, kişisel ve toplumsal yaşamın her alanındaki yalanlar, yozlaşmalar, bozulmalar, başlangıçta karşı çıkılsa ya da tedirginlik uyandırsa bile giderek kanıksanıyor.

Sonra da benimseniyor ve yanlış doğrunun yerini alıyor.

İçimizin bir yerinde bir ses, gördüğümüz, tanık olduğumuz bir şeyin doğru olmadığını bize hâlâ fısıldıyorsa, hâlâ yeterince sıradanlaşmamışız demektir...

Hangi ortamda, hangi konumda olursak olalım, o fısıltıyı yüksek sesle dile getirmekten çekinmeyelim, korkmayalım.

Yanlış kullanıldığını düşündüğümüz bir sözcüğün, bir harfin bu biçimde kullanılmasını kabullenmemek, giderek yaygınlaşan hatanın bir parçası olmamak, o sözcük ya da harfin doğru kullanımı için çaba harcamak bile, sıradanlaşmama yolunda bir adım, belki de en önemli adımdır.

Yeni bir yılın ilk gününde okurlarımla paylaşabileceğim ''iyimser'' düşünce, tek bir insanın yüreğindeki ''sıradanlaşmama'', ''sürüye katılmama'' duygusunun bile, içinde bütün bir insanlığı yüceltecek potansiyelleri taşıyor olmasıdır...

 

sayfa başına dön