Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

 

HÜKÜMETİN ZİGZAGLARI

Cumhuriyet

AKP hükümetinin AB ve Kıbrıs konularında ''zikzakları'' , Türkiye'nin dış politikada tutarlı bir çizgi izlemesini güçleştiriyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , daha önce yaptığı, ''Kıbrıs'ta çözüm olmadan Rum yönetimini tanıma adımı atmayacakları'' açıklamasından geri adım attı. Erdoğan, Safranbolu'da, Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ''AB çerçevesinde'' tanıyacaklarının ilk net sinyalini verdi. 3 Ekim'de AB ile müzakerelere başlamak istediklerini belirten Erdoğan, ''AB'ye 1 Mayıs'ta üye olan ülkelerin gümrük birliğiyle ilgili tanınması konusunda atılması gereken adımı attığımız anda bu işi bitiririz'' açıklamasını yaptı.

17 Aralık kararını değerlendiren AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkanende ve Almanya Başbakanı Gerhard Schröder , Türkiye'den istenen bu adımın ''fiili tanıma'' anlamına geldiğini açıklamışlardı. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ise Erdoğan'ın kendilerinden Meclis'i tanıma konusunda ikna için zaman istediğini, kendisine bunun için süre verdiklerini söylemişti.

Tezlerden vazgeçiliyor

Türkiye'nin, Kıbrıs adasının tümünü temsil etme iddiasında olan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma yönünde adım atması, KKTC'nin egemenliğini destekleyen tezlerinden vazgeçmesi anlamına geliyor. Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla AB'ye iletilen ve kayda geçirilen itirazlarla yapılan açıklamalar da sonucu değiştirmiyor. AKP hükümeti döneminde AB ve Kıbrıs konularında gerilemeyi gösteren önemli tarihler şöyle:

16 Nisan 2003: Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de aralarında bulunduğu 10 aday ülke Atina'da AB ile ''Katılım Anlaşması'' imzaladı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül , Atina'ya giderek imza töreninin ardından gerçekleştirilen akşam yemeğine katıldı. Ankara ise Türkiye'nin Katılım Anlaşması'nı ''hukuken ve siyaseten'' kabul etmediğini açıkladı. Türkiye'nin itirazlarının, AB Komisyonu'na ve üye ülkelere gönderildiği bildirildi.

Meis Adası'ndaki toplantı

3 Mayıs 2003: Meis Adası'nda yapılan AB Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda Kıbrıs Rum yönetimi de ''katılımcı ülke'' olarak yer aldı. Dışişleri Bakanı Gül de toplantıda yerini alırken Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ''bu durumun Türkiye'nin Kıbrıs politikasında bir değişiklik anlamına gelmediği'' bildirildi.

1 Mayıs 2004: Aralarında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de bulunduğu 10 yeni üye AB'ye resmen kabul edildi. Dublin'deki törene katılan Başbakan Erdoğan, tanıma tartışmaları için ''Rumu tanımıyorum deseniz ne olacak? Biz dünya gerçekleriyle çatışmayı düşünmüyoruz'' dedi. Dışişleri Bakanlığı ise aynı gün yaptığı açıklamada, adada iki halk ve otorite olduğunu, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türklerini temsil etmediğini bildirdi. Türkiye'nin itirazları, AB Konseyi ve üye ülkelere iletildi.

Anayasaya imza atıldı

29 Ekim 2004: AB Anayasası, 25 üye ülkenin liderlerinin katıldığı törende İtalya'nın başkenti Roma'da imzalandı. Burada Türkiye'yi temsil eden Başbakan Erdoğan ve Gül, öteki aday ülkeler gibi AB Anayasası'na ek senede imza koydular. AB Anayasası'nda Kıbrıs'ın ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' adıyla temsil edilmesi ve Rum lider Papadopulos 'un da anayasaya imza koyması ''tanıma'' tartışmalarına neden oldu. Bu kez Başbakan Erdoğan, Roma'dan dönüşünde yaptığı açıklamada, bunun Kıbrıs Rum yönetimini tanıma anlamına gelmediğini, AB'ye bu konuda ''ek mektup'' verdiklerini açıkladı. Türkiye'nin AB nezdindeki daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp 'in, Ankara'nın Rum yönetiminin Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla üyeliğine itirazlarını ve Kıbrıs'a ilişkin görüşlerini AB Konseyi'ne gönderdiği ve ''kayda geçirdiği'' öğrenildi.

Daha ağır ifadeler getirildi

17 Aralık 2004: AB Komisyonu, 6 Ekim'de açıkladığı rapor ve tavsiyede Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de gümrük birliği kapsamına alacak ek protokolü imzalamasını istedi. Hükümetin buna karşı girişimleri zayıf kaldı. Bunun üzerine 17 Aralık kararında Kıbrıs konusunda beklentiler Türkiye'nin önüne daha ağır ifadelerle konuldu. 17 Aralık kararında, Türkiye için serbest dolaşım gibi alanlarda kalıcı koruma önlemlerinin yaşama geçirilebileceği de kararlaştırıldı.

Hükümet, Brüksel'de yapılan görüşmelerde bu ifadenin tümüyle metinden çıkarılması konusunda ısrarcı olmadı. AB liderleri, bu ifadeleri yumuşatan bir değişiklikle yetindi. Erdoğan ve Gül, Ankara'ya döndükten sonra da kararı savundular. Dışişleri Bakanlığı ise 23 Aralık'ta AB'ye ilettiği ''notayla'' , sınırlama içermeyen ve ayrımcılık içeren önlemlerin Türkiye tarafından kabul edilemez olduğunu iletti.

 

sayfa başına dön