Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

KENDİM İÇİN DEĞİL,
HALK İÇİN “SOSYAL ÜCRET” İSTİYORUM…

Ali E.KAHYAOĞLU

Asgari ücret % 10 artışla net 350 milyon TL olarak belirlendi. Kuşkusuz işçi sınıfı hareketinin geriye çekildiği koşullarda asgari ücretin daha yüksek bir düzeye çıkmasını beklemek gerçekçi olmazdı.

Bu yıl da beyan, yazılı açıklama, toplantı tarihi bildirme, toplantı tutanaklarına muhalefet şerhi düşme şeklinde gayet “demokratik bir ortamda” geçen asgari ücret belirleme sürecinin serencamı Türk-İş Başkanı Salih Kılıç’ı üzmüş.

Kurul toplantılarına devlet vakarı içinde dahil olan “en büyük işçi kuruluşu” Türk-İş’in Başkanı Salih Kılıç “…sükutu hayale uğradık. Açlık sınırının altında bir rakamdır…[1] açıklamasını yapmış. Sayın başkan bu görüşünden bir gün önce de “..Açlık sınırının altında belirlenen bir asgari ücretin sosyal ücret [ne demekse?] olma özelliği yoktur”[2] şeklinde konuşmuş…

Halkın çıkarlarını korumakla mükellef bir “sivil toplum kuruluşunun” başkanı olduğunu aklından çıkarmadığı anlaşılan DİSK’li Süleyman Çelebi de “ Halka sürpriz yapanların günün birinde halkın yapacağı sürprizlere  hazırlıklı olması da gerekiyor”[3] buyurmuş.

İşçi sınıfının tamamını dolaysız olarak ilgilendiren bir konuda bile sendika bürokratları sızlanmayı geçmeyen tutum alabiliyorlar; çaresizlik rolü oynayarak, ellerinden geleni yapmış oldukları sanısını yaratmaya çalışıyorlar

Bakınız Toplu sözleşmeler iki yılda bir müzakere edilerek, sonucu gidilir. Asgari ücret ise yılda en az bir kez müzakere edilmek, belirlenmek zorundadır. Son yıllarda olduğu gibi yılda iki kez müzakere edildiği de olur. Hatta 1987’den bu yana 2003 yılı hariç yılda iki kez belirlenmiştir.

Bu durum sendika bürokratları için iyi  bir olanak olamaz mı? İşte size son yıllarda yakıştırılan pek de yakınmadığınız, “ücret sendikacılığı” yapmak için büyük fırsat… Bari ücret sendikacılığı alanınızı genişletiniz…

Ama zannediyorum bu faaliyet pek itibar getirmez, hatta sıkıntınızı artırabilir. Son yıllarda sıkça kullandığınız “dar gelirliler” veya “çalışanların” gözleri önündeki sızlanmalarınız gözden düşmenize, eğer sendika kongreleri yaklaşıyorsa birkaç delegenin oyunu yitirmenize bile neden olabilir.

Belirtmelim ki, sendika bürokrasisi ne işyeri veya sektör toplu sözleşmelerinde, ne de asgari ücret müzakere sürecinde tabandan gelin bir zorlama olmadığı sürece sızlanma sanatını icra etmekten, ve her iki süreci birbirinden ayırmaya ustaca  gayret etmekten vazgeçmeyecek görünüyor.

Şu bir gerçek; 1963’ten bu güne asgari ücret süreci işçi sınıfının tepkisinin örgütlendiği bir mecraya sahip olamadı. Sendikalarda örgütlü işçi sınıfı, asgari ücret müzakerelerinde habersiz bir rol üstlendi. Genel kurullarda, temsilci toplantılarında, mitinglerde yer yer gündeme gelse de asgari ücretle ilgili “genelleşen bir talep” haykırılamadı…

Sendika bürokrasinin ekmeğine yağ süren, sessiz, dağınık, adeta ilgisiz kalmaya, hayır!

Asgari ücret müzakerelerine önümüzdeki dönem yeniden örgütlenme vesilesi olarak hazırlanmak pekala mümkündür; sendika bürokrasisinin devlet vakarını bozarak, asgari ücret sürecini sınıfın ihtiyaçları etrafında yeniden-örgütlemek için ilk iş herhalde sendikalarda örgütlü işçilerin müdahalesi olacaktır.


 

[1] Dünya 29 Aralık 2004

[2] 28 Aralık 2004 cnbc-e

[3] Cumhuriyet 30 Aralık 2004

 

Asgari ücret müzakerelerine önümüzdeki dönem yeniden örgütlenme vesilesi olarak hazırlanmak pekala mümkündür; sendika bürokrasisinin devlet vakarını bozarak, asgari ücret sürecini sınıfın ihtiyaçları etrafında yeniden-örgütlemek için ilk iş herhalde sendikalarda örgütlü işçilerin müdahalesi olacaktır.

 

 

sayfa başına dön