Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

UYGARLAŞTIRMA GÖREVİ

Mehmet SUCU

Halksahnesi.org sitesi 28  Ocak 1921 de öldürülen Mustafa Suphi’nin Türkiye’de yayımlanmış tek eserine sayfalarında yer veriyor. Türkiye Komünist Partisi’nin ilk Genel Başkanı olan Mustafa Suphi ve Türkiye Komünist Partisi’nin ilk Genel Sekreteri Ethem Nejat’ın da aralarında bulunduğu 15 kişinin Trabzon açıklarında ölmesinin üzerinden 84 yıl geçmiş. Uzun süre Türkiye’de yasaklı bir isim olan Mustafa Suphi’nin ve TKP’nin belgeleri artık yavaş yavaş su üzerine çıkıyor.

Halksahnesi.org sitesinde yer alan Vazife-i Temdin başlıklı yazı için Nuri Özden şu girişi yazmış: “Vazîfe-i Temdin”, Mustafa Suphi’nin Türkiye’de yayınlanmış olan tek telif eseridir. 1912 yılında İstanbul’da yayınlanan bu küçük kitabın, Mustafa Suphi’nin biyografisinde önemli bir yeri olduğu kanısındayız.

“Vazîfe-i Temdin”, Mustafa Suphi’nin, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1912 başlarında uğraştığı en önemli siyasal ve askerî sorunu olan Trablusgarp savaşı üstüne yaptığı genel bir çözümlemedir. Ve savaşın günlük gelişmelerinin çok ötesinde, olaya tarihsel bir yaklaşım denemesidir. Bugünkü Türkçemizde “Uygarlaştırma Görevi” olarak karşılayabileceğimiz başlığı bile, savaşı değerlendirme açısının genişliğini ve derinliğini belirtmeye yeterlidir sanırız.

“Vazîfe-i Temdin”in ana tavrı anti-kolonyalist bir nitelik taşımaktadır. Mustafa Suphi, Trablusgarp’ı Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparmak isteyen İtalya’nın açıkladığı gerekçelerinin haksızlığını, tutarsızlığını ve yanlışlığını ortaya koyarken, kolonyalizm politikasının girdiği her yerde, onu uygulayanlarca ileri sürülen, “uygarlaştırma görevi”nin tarihsel olarak doğuşunu ve gelişmesini ele almıştır.

Bu kitapçığın içinden küçük bir bölümü biraz günümüz Türkçesiyle birlikte okumakta yarar var:

“Hangi cins ve ırktan, hangi muhit ve memleketten olursa olsun insanlar ya üretim ve ticaret veya çalarak ve ganimet ile yaşamda kalabilmiştir. Avrupalılar medeniyetleri kadar kuvay-ı tahribiyeleri (tahrip güçleri) ile de ilkel kavimler gibidir. Silahlarıyla toplarıyla Avrupalı, ilkel toplumlara korku telkin eder. O nedenle bu kavimlerin (ulusların) çalışarak üretim ve ticaret ile yaşamlarını sürdürmesi, savaşıp ganimet elde ederek yaşamaktan daha kolay ve daha az tehlikeli olduğunu düşünmeleri ve az zamanda emek ve işle kaynaşmaları mümkündür. Ancak bu olanağın sağlanabilmesi için Avrupalıların gittikleri yerlerde bu son kazanma yöntemine yönelmemeleri, az zamanda zengin olmak için yerlileri (yerel ulusları) mahv etmemesi, kıymetli taşlarını (Ulusal zenginliklerini) ve kemiklerini gasp edip ele geçirmemeleri, adil ve insani olmaları gereklidir. Yapılacak şey memlekette asayişi yerleştirmek, kim olursa olsun herkesin şahsi haklarının ve mülkiyetinin korunmasıdır. ...

En tuhaf olanı reform felsefesi ile büyük kıtayı medeniyet bayrağı altına almak isteyen Avrupa yücelttiği uygarlaştırma görevinin iyi uygulanmasına ait ümit ve çareleri kendinden bekliyor. Yüce ve medeni Avrupalılar bu durumda yalnız kendilerinden aşağı oldukları için diğer bölgelerde yaşayan milyonlarca insanı çöküşe (yoksulluğa) mahkum ediyor. .....  Halbuki kaybeden Avrupa halklarıdır”

Kitapçığının tümü www.halksahnesi.org sitesinde okunabiliyor. Avrupa emperyalizminin 93 sene içinde pek de fazla değişmediğini hatta uygarlaştırma görevini tüm hızıyla sürdürdüğünü düşünürsek Türkiye’de yılarca adının bile anılmasının yasak olduğu Mustafa Suphi’nin satırlarında bugüne ait çok şey var.
Cumhuriyet’ten alınmıştır

sayfa başına dön