Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

PANDORANIN KUTUSU
Ergin YILDIZOĞLU

Irak seçimlerinin, ülkeyi demokrasiye bir adım daha yakınlaştırmadığı kesin. Ancak, bu seçimlerle başlayan süreç, mantıksal sonuçlarına kadar gidebilirse, Pandora 'nın kutusu açılmış ve bu kutudan çıkan ruhlar da Ortadoğu'da yeni siyasi krizlere yol açmaya başlamış olacaklar.

Bir el çabukluğu marifeti

ABD, İngiliz medyası, ülkemizdeki taklitleri, ''seçimler oldu ya.. öyleyse demokrasiye doğru bir adım daha..'' , diyerek el çabukluğuyla seçimleri demokrasiyle özdeşleştirmeye çalışıyorlar. Bu eğer bir salaklık değilse, Gobbels 'in yöntemiyle (bir yalanı yeterince tekrarlarsanız gerçeğin yerine geçebilir) kurgulanmış ve ABD işgalini mazur göstermeyi amaçlayan bir propagandanın maşası olmaktan başka bir anlama gelmiyor. Bir seçim, gerçekleşme koşullarına bağlı olarak, demokratik bir rejime de açılabilir, Bonapartist, hatta faşist iktidarlara da. Bir ülkede işgal varsa, halkın üzerinde, kendisine yabancı bir ''ötekinin'' iktidarı var demektir. Buradan ne özgür seçimler çıkar ne de demokrasi.

Diğer taraftan, ABD, Irak seçimlerine, bağımsız uluslararası gözlemcilerin gelmesine izin vermedi. Nasıl verebilir di ki? Ukrayna'da seçimler, Irak'ta yaşananların binde birini bile oluşturmayan nedenlerle iptal edilmedi mi? Aramızda kalsın ama, ben ayrıntılı bilgiler geldikçe, bu seçimlerin aslında bir ''düzmece'' olduğundan şüphelenmeye başladım: Belli birkaç yerde birkaç sandık, düzmece kuyruklar, adı var, ama aslı var mı yok mu belli olmayan adaylar, TV kanallarının çekim yapabilecekleri birkaç sandığın önceden saptanması vb... Düşündükçe, bu seçimin, aslında en fazla ABD işgalinin, Irak halkında yarattığı acıları biraz daha kabul edilebilir kılmaya yarayacak bir ''fantezi'' olduğuna daha çok ikna oluyorum.

Fantezi ve müstehcen

Ancak, bir ''fantezi'' nin işlevini sürdürebilmesi, varlık nedeni olan ''vaadinin'' , gerçekleşmeden, korunmaya devam edilmesine bağlıdır. Her ''fantezi'', ''gerçekten'' yaşanmaya başlandıkça, bir müstehcenliğe dönüşmeye başlar. Bu ''seçimler'' etrafında oluşturulan ''kazanan iktidar olacak'' fantezisinin de şimdi artık, hızla müstehcen bir oyuna dönüşmeye başlaması kaçınılmaz.

ABD 2003 yılında Irak'ı işgal ettiğinde, gündeminde genel seçimler yoktu. Sömürgeleştirmeye başladığı Irak'ın ''anayasasını'' , eliyle seçeceği insanlara yaptıracaktı. Ancak gelişerek 200 bin savaşçıya ulaşan direniş hareketi, Şiilerin en radikal kesimiyle, Sünnilerin ABD'ye karşı birleşme tehlikesinin belirmesi, Şiilerin dini lideri Sistani' nin ısrarı, ABD'yi bu seçimleri kabul etmeye zorladı. Şiiler, kendi içlerinde önemli çatlaklar olmasına karşın seçimlerin iktidarı getireceğini varsayarak bu oyuna katıldılar. Ancak, Şiilerin radikal dini liderlerinden Muktada el Sadr , ''işgal altında yapılacak seçimlerin meşru olamayacağını'' savunmaya devam etti.

Şimdi seçimlerden sonra, ABD'nin, Irak'ta iktidarı kimseye, üstelik de petrol kaynaklarının üzerinde oturan Şiilere vermeyeceği kesinleştikçe Şii bloku da bütünlüğünü korumakta zorlanacak. Böylece, radikal Şii kesimlerin direnişe geri dönmesi, Şii-Sünni ittifakının yeniden gündeme gelerek direnişi genişletme olasılığı güçlenecek. İkincisi, bu seçimlerle başlayan süreç eğer Şiileri bir biçimde iktidara yakınlaştırır, örneğin otonom bir bölge oluşturmalarına yol açarsa, Ortadoğu'nun görüntüsü de hızla değişmeye, çok daha kaotik bir biçim almaya başlayabilir.

Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Körfez ülkelerinde güçlü Şii azınlıklar var. Bahreyn'de Sünni bir azınlık Şii bir çoğunluğun üzerinde oturuyor. Bunlar da benzer talepler ileri sürmeye başlayabilirler. Dahası, Şiilerin yaşadığı bölgeler Suudi Arabistan ve Irak birlikte değerlendirildiğinde, dünyanın en zengin petrol rezervlerini içeriyor. Bunlara İran'ı da eklersek Şiilerin, bağımsızlaştıkları takdirde, dünya ekonomisinin ''can damarlarını'' ellerinde tutabileceği görülür.

Eğer, Irak'ta bir Şii devleti/otonom bölgesi oluşursa, Ürdün Kralı'nın deyimiyle İran, Irak Suriye, Lübnan, birlikte bölgedeki tüm dengeleri altüst edebilecek bir ''Şii hilali'' oluşturacaklar. Yukarıda değindiğim Sünni iktidarlar böyle bir jeopolitik oluşuma asla izin vermek istemeyecek, engellemek için, el altından Irak'taki direnişi desteklemek de dahil, ellerinden geleni yapacak gibi görünüyorlar. Diğer taraftan, İran 'ın etkisinin, bu ''Şii hilali'' üzerinden, giderek Ortadoğu'nun tüm enerji kaynaklarına doğru genişleme olasılığını ABD de kabul edemez. Bu sürecin bir ABD- İran çatışmasına açılmaması neredeyse olanaksız. Irak'ın kuzeyine, seçimlerin Kerkük, Musul etkisine, son haftalarda Türkiye'de artan diplomatik trafiğe hiç değinmedik bile. Bunları da göz önüne alınca ''fanteziden'', ''müstehcenliğe'' geçiş süreci çok daha iyi görülebilir sanırım.

Cumhuriyet’ten alınmıştır

sayfa başına dön