Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

 

KERKÜK , MUSUL , USUL , USUL...

Erol TOY

 

Ne diyor, akıllarına başvurulan emekli generallerimiz?

Onun desteğindeki Kürtler, Musul ve Kerkük’teki Türkmenleri bire kadar kırsa, Amerika izin vermedikçe, biz bir adım atamayız!..

Eh !..

Anlı şanlı emekli paşalar böylesine acz ilân eylerse, 70 milyonun kendinden aptal ve ödlek olduğuna inanana gün doğmaz mı?

Zaten kaç yıldır, köşe köşeklerinden, ekran şaklabanlarına… Entel bar takıntılarından emek ve banka hortumcularına…Patron diye bildiğiyle, efendi sandığından, bahşiş üstüne aferin koparma hevesindeki maskaralar bu sözleri allayıp pullayarak gökyüzünde kuyruklu yıldız eylese hakkı.

O türün, yıllar yılıdır bazen suret-i aktan görünürce “necip millet,” ironisiyle katıldığı bir koro, sabah akşam Türkiye halkının, ne kadar aptal, cahil, bağnaz ve aciz olduğunu ispatlamaya çalışmıyor mu?

Al sana işin en bir şahin olması gereken uzmanından kanıt.

Amerika orada, burada kapı arkasında, izin vermiyorsa, parmağını bile kıpırdatamazsın.

Mübarekleri dinler yahut okurken, Osmanlı’nın “Mütareke” zabit ve memurlarını anımsamamak olasız.

Bir yerde bir şey olmak için parmağını kıpırdatmazken, ülkesi, halkı ve emekçi sınıfı için kellesini pazara süreni varın “şahinlikle” suçlayın.

Başım gözüm üstüne.

Ama önce şu bilgiyi bir not edin de, o fikri sonra ileri sürün.

Yıl 1918’dir.

ABD ve konferans Başkanı Wilson, İngiliz başbakanı Lloyd George ve Fransız Cumhurbaşkanı Poincare’nin temsil ettiği “Düvel-i Muazzama.” “Süpergüç,” ya da “Koalisyon,” Paris’te oturup Birinci Dünya Savaşını başlatmasa da, katılıp yenilmiş Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve Anadolu’nun işgalini kararlaştırmıştır.

Mondros bunun diplomatik bildirimi… İşgal gerçekleştirme hevesidir

Ve yıl 1919, aylardan Ocaktır.

Kurtuluş Savaşının güzide komutanlarından Nurettin Paşa İzmir’de Kolordu ve Garnizon Komutanıdır.

Eteği tutuşan Ege, İzmir Elhamra Sinemasında “Müdafaa-yı Milliye” Kongresi toplamıştır.

Kongre biterken, Denizli Müftisi Ahmet Hulûsi Efendi aynı Nurettin Paşa’ya; “Öyle görünüyor ki bunlar, İzmir’i Yunan’a verecek. Eğer öyleyse memleket büyük bir badireye düşecek. Ben Denizli’yi harekete geçirir, düzenlerim. Ama bütün ülkeyi kapsayacak bilgi, birikim ve deneyimden yoksunum. Bunca zamandır bizi desteklediğin için seni mutlaka buradan alırlar. Allahaşkına İstanbul’a gitme. Gel başımıza geç… Öl de ölelim. Ama ülkeyi bu badireden kurtaralım,” der.

Nurettin Paşa, 12 Mayıs’ta “azledilir.”

O gün İstanbul’a hareket eden gemiye biner.

Aylardan Marttır.

Yer Erzurum İstasyonudur.

Ordu Müfettişi, Kurtuluş Savaşının güzide komutanlarından Yakup Şevki Paşa, ordunun silâhlarını İngilizlere teslim etmiş, İstanbul’a hareket edecek trene binmek üzeredir.

“Doğu İlleri Mudafaa-yı Milliye Cemiyeti Başkanı Hoca Raif Efendi, yakasına yapışır; “Paşa gitme !.. Memleket büyük badire içinde. Yakında bir kongre topluyoruz. Bizim bilgi, birikim ve deneyimimiz bütün ülke için yeterli değil. Başımıza geç… Öl de ölelim. Bu badireyi atlatalım,” der.

Paşa, “Gözlerim rahatsız. Doktora göstermeliyim,” diye trene biner.

Aylardan Hazirandır.

Yer İstanbul, Akaretler. Anadolu’ya yetkili geçmek için her tezgâha başvuran, Mustafa Kemal Paşa’nın biraz ilerisindedir.

Balıkesir’de bir kongre toplanmış… Başa bir Paşa geçirme kararıyla İstanbul’a 3 kişilik bir kurul göndermiştir.

Kurul emeklilerden Emir Paşa’nın selâmlığına dalmayı başarmıştır.

Paşa anımsanmaktan hoşnut, kurulu sonuna kadar dinler.

Ve sözleri biter bitmez;

“Defolun evimden baldırı çıplaklar,” diye celâllenir. “Ben siz gibilerin sözüyle Padişahımız efendimizle, Düvel-i Muazzama’ya isyan mı ederim? Görev ve emir verilirse ordu başında gelir, hepinizi bire kadar kırarım.”

Bozgun halinde kovulan Kuvvay-ı Milliciler, kapının önünde; “Hangi eşek bizi bu alçağa getirdi,” diye birbirine girer.

Çıkar pazarında köçeklik kolay da, iş ciddileşip can pazarı kuruldu mu salt petka yetmez, çap da gerekli deyip geçelim mi?

Geçelim !..

Nasılsa bunun üstünden 85 yıl geçti.

Her ne kadar atamız sayılsa da, o zamanın yoksul, yoksun Anadolu halkı gökten zembille inmiş… Ulusal Kurtuluş Savaşını kazandıktan sonra o zembile binip tekrar göğe çekilmiştir diyen şavalağa daha taze bir örnek.

Yıl 1974, aylardan Temmuz’dur.

Yunanistan’da Albaylar Cuntası vardır. Nikos Sampson’la EOKA Kıbrıs’ta darbe yapmış… Enosis ilân etmiş, Türk kırımı başlatmıştir.

İngiliz üsleri Kıbrıs’ta… ABD 6. Akdeniz Filosu, Ege sularındadır.

Kocatepe’nin batışındaki elektronik örtü benimse, gözüm çıksın !..

Ama onların topuna karşın TSK Kıbrıs’a çıkıvermiştir.

Hadi o da 30 yıl öncenin dünyaya kapalı bir toplumun, Süpergücün gücünden habersiz ilkel, barbar bir aptallığıdır.

Tam 31 yıldır, bir türlü çözülemeyen bir sorunu başımıza saran o kararı alanlar da, uygulayanlar da yer ile yeksân olmuştur !..

Hadi 30 bin Kürt kardeşimizin ölüp tek Türk kardeşimizin burnunun bile kanamadığı(!) PKK olayı nedeniyle “Önder APO”yu da boş yere tutuk-ladığımızı varsayalım. Ne olsa demokratikleşmede Kürt kardeşlerimize en az AB ölçüsünde borçlu sayılırız.

Bütün unutkanlıkla özürlü bellekler için 1 Mart 2003’e ne buyrulur?

İktidar Partisinin başı Washington’da söz vermiştir (?!)

Hükümet, “ülkesine konuşlanmış yabancı askeri çıkarmak amacıyla kurulmuş Meclis’e, yabancı asker konuşlandırma tezkeresi sunmuştur.

Ve tezkere reddedilince “Düveli Muazzamasından,” hükümet-i muazedesine kadar, eşekten düşmüş karpuza dönmüştür.

He mi?         

Öyleyse AB adayından, Nobel adayına…

Amerikan şahininden, Avrupa güvercinine.

Medrese ulâmasından, medya ukalâsına, sözüm sizedir.

Gelin şu satırlar boyunca, eğri oturup doğru konuşalım.

Siz dahi, içinizin derin bir köşesinde, yöneteni kim ve ne olur olsun, çıkarlarına dokunulduğu zaman Anadolu’nun emekçi halkının “hürp” diye kalkacağına… Ve “Süpergücünden, zalim hiçine,” Allah yarattı demeden sopa çekeceğine inanıyorsunuz, değil mi?

Bana değerse diye korkmakta haklısınız.

İş gitgide ciddileşiyor.

Çünkü, hiçbir koloni, bölgesinde başat devlet olamaz.

Olamayınca da, sömürgeciyle elele kendi halkını sömürmekten başka yol bilmez. Ama yüklenilen borç kamburu ile sapır sapır saçılan yolsuzluk irini o yolun tükendiğine işaret.

Şimdi sıra, çatır çatır göğüs çatlatan “ihracat”, madalyalarında.

Çünkü geçmişin hesabı başka halkları sömürmeden ödenmez. Bunun da yolu tek. Dünyada olamıyorsan, bölgende başat olacaksın.

Ve senden gerinin hammadde kaynaklarına el koyacaksın.

Öyle olunca da sen kaçınsan, çıkarına dokunduğun bırakır mı?

Bırakır diyen, ne kadar zahmetse emperyalizmle antiamperyalizm kuramlarını yeniden gözden geçirsin.

Ve lütfen yanlışımı düzeltsin.

Yayın yönetmenimiz kuramsal polemiğe bayılır.

Sonuna kadar sayfa açacağına eminim.

 

sayfa başına dön