Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

 

MÜCADELENİN HUKUKU MU HUKUK MÜCADLESİ Mİ ? (2)

Seka’da ikinci  raunt…

Ali E.KAHYAOĞLU

“Her yer Seka her yer direniş” işte bu slogan, şimdi Seka-İzmit işçilerinin haykırdıkları bu slogan, işçilerinin mücadele sürecinde kavramış oldukları, istikameti gösteren bu ifade ete kemiğe bürünebilirse özelleştirme saldırısını durdurmanın imkanları genişletilmiş olacaktır.

Türkiye işçi sınıfının özelleştirmeye karşı mücadelesi,  ne yazık ki bugüne kadar bir işletmenin dar sınırlarını aşamadı. Ateş düştüğü yeri yaktı. Bazen Sümerbank’ta Süt Endüstrisi Kurumu’nda Petrol Ofisi’nde olduğu gibi birbirine bağlı fabrika öbekleri olmasına rağmen “mücadelenin işletmenin sınırlarını aşmaması” kuralı işlemiştir. Şimdi Seka’da bu “kuralı” aşmanın imkanları her zamankinden daha fazladır.

Olabilir, Seka Dalaman işçileri büyük kayıplar vermişler, örgütlenmeleri zaafa uğramıştır; Seka Balıkesir örgütlenmesi dağıtılmıştır; ve Seka Aksu işçileri de deneyimlerini kişisel hatıra olarak yanlarında götürmüşlerdir. Bu işletmeler tek tek düşmüştür, düşerken en çok da Sendika bürokrasisinin birleşik mücadeleyi örgütlememesi nedeniyle diğer Seka işletmelerinden kaygılı dayanışma mesajı dışında pek bir destek görmemişlerdir.

Varsın olsun; bütün bunlar şimdi küçümsenmeyecek ölçüde telafi edilebilir…Sanayi merkezindeki genç Kocaeli Seka işçileri gösteriyorlar ki, Seka’nın yıllanmış hafızasını taşımaktadırlar. Bu mücadelede bir işletmenin dar sınırları yani Seka İzmit’in sınırları aşılabilirse, ki bu mümkündür;  özelleştirmeye karşı çok önemli bir raund  kazanılmış olacaktır.

Özelleştirme saldırısı, -daha öncede görülmüştür- icra edilmeye başladığında, yani pratikte karşı koyuş sürecinde işçilerin sloganlarının, eğilimlerinin, yaklaşımlarının sendika bürokrasinin ortaya koyduğu işletmenin kendisiyle sınırlı çerçeveyi genellikle aşmış olduğu görülmüştür.

Bu yanıyla söz konusu pratik,  bir greve benzetilebilir; şu farkla ki grev başarıya ulaşmasa bile grevde edinilen tecrübeler bir sonraki mücadeleye aktarılabilir. Bütün bu deneyler çoğunlukla “ekonomik mücadele sınırlarını” aşmayan bir çerçeveye sahip olabilir , olsa olsa bilinç sıçramasına zemin oluşturabilir. Ama unutmamak gerekir ki bütün bunlar işçi sınıfı hafızası içinde bir yer teşkil eder.

Özelleştirmeye karşı mücadele başarıya ulaşmaz ise işçiler birleşik siyasal örgütlerden yoksun olduklarına ve teslimiyetçi sendika bürokrasinin hakimiyeti devam ettiğine göre söz konusu deneyler uçup gidecektir. Çünkü deneylerin taşıyıcısı işçiler dağıtılmış, işletme kapatılmıştır. Bir kale gerçekten düşmüştür.

Özelleştirmenin asıl amacı da budur zaten;  en yüksek seviyeye sahip olan örgütlenmeleri, işçi örgütlenmelerini dağıtmak, böylece işçi sınıfının ücret, çalışma süresi, sosyal haklar, örgütlenme vb bakımdan elde ettiği kazanımları ve çok önemli bir şeyi, sınıfın hafızasını yok etmektir. Dolayısıyla sorun emek süreciyle, bu süreçte dengenin işçiler aleyhine bozulmasıyla ilgilidir.

Sorunu bu süreçten kopartmak veya -iyi niyetle de olsa-koparılmasına hizmet etmek özelleştirmeye karşı mücadeleye içerden vurulan en ağır darbe olmuştur. Hatta burjuva ideolojisinin meşrulaşmasına (kârlı işletmeler satılmasın çırpınışının, piyasayı-kârı değerli kılması gibi) hizmet etmiştir.

Bu asli amaç,  ne yazık ki özelleştirmenin yalnızca bir sonucu imiş  gibi sunulmuştur. Seka mücadelesi sürecinde de bu görülüyor.

Mücadeleyi bir işletme sınırlarına hapsetmek veya hapsedilmesine zemin hazırlayan  ideolojik yığınak hazırlamak kapitalist sistemin (ülke düzeyinde söylersek iç pazarın) bütünsel kavranışını engellemektedir; sorunun sistem sorunu olduğunu perdelemekte suçu yanlış politikalara, özelleştirmeci Hükümetlere, satınalınmış idarecilere, dürüst olmayan yağmacı sermayedarlara  yıkmaktadır; böylece anti kapitalist bir mücadele zeminini oluşturmak, daha en baştan çok güç hale gelmektedir.

Seka mücadelesinde de araya sendika bürokratları ve aydın bozuntuları girmiş, Seka’nın işletme olarak tarihsel öneminden, teknik kapasitesinden, aslında kârlı işletme olabileceğinden, ülkenin bu “güzide milli varlığından” dertli , dertli dem vurulmaktadır. Sınırlı sayıda aydın dışında emek sürecinden, anti kapitalist mücadelenin ihtiyaçlarından bahseden neredeyse yoktur.

Bereket versin ki işçilerin kararlılığı, birleşik bir mücadeleyi talep etmeleri, ve sistemi sorgulamaya yönelen sloganları, burada kapitalist sisteme ait, en sahici, en somut, en derin çatışmanın cereyan ettiğini şahitlere, yancılara, çığırtkanlara  ihtiyaç olmaksızın  göstermiştir.

Ancak işçi sınıfının geri kalan kütlesi ve toplumun diğer kesimleri Seka’da olup biteni Burjuva propagandasının dışında, yukarda sözettiğim sendika bürokratları ve aydını bozuntularının filtresinden geçirilmiş bir halde öğrenmektedir.

Asil olan işçi sınıfının bu filtrelerden kurtularak Seka’daki sesin orijinal biçimde sınıfın diğer kesimlerine ulaştırılması, anti kapitalist bir örgütlenme zemininin yaratılmasıdır. Zaten bu başarıldığında mücadele bir işletmenin dar sınırlarını aşmış demektir.

Seka mücadelesini yazılarımızla selamlamaya önümüzdeki hafta da devam edeceğiz…

 

 

 

 

 

 

 

 

sayfa başına dön