Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

21.YÜZYILDA NÜKLEER SİLAHLANMA

Ali KÜLEBİ

Uluslararası ilişkiler daha hareketli ve karmaşık bir döneme giriyor. Bu ortamda bugüne kadar nükleer güç yeteneği olmayan bazı ülkeler adeta bu kulübe girmek için yarışıyor. Sovyetlerin parçalanmasının ardından bilim adamlarının dünyaya dağılmasıyla, özellikle Çin ve başlangıç aşamasında ondan yararlanan Kuzey Kore, nükleer teknoloji edindi. Bu ülkeler teknolojiyi İran, Irak, Suriye, Pakistan ve Libya gibi ülkelere verdi. ABD; Tayvan'ı Çin'den, Güney Kore'yi Kuzey Kore'den korumak için nükleer güce ihtiyaç hissediyor.

Avrupa'da Fransa ve İngiltere de, ABD kadar olmasa da hissettikleri tehdit algılamaları doğrultusunda sınırlı da olsa bir nükleer envanter bulundurma eğilimini koruyor. Avrupalı ülkeler, özellikle asimetrik tehditlerin yalnızca ABD ile sınırlı kalmayacağını Madrid'e yönelik saldırılarla görmüş oldu.

Dünyamız toplumlar arası siyasal ilişkilerin daha hareketli ve karmaşık olacağı bir döneme giriyor. Tek güç olma konumunu sürdürmek isteyen bir ABD, ne yaptığını bilemeyen, arayış içinde olan ve yaşlı nüfusuyla karanlık bir geleceğin eşiğinde olan AB, elindeki petrol kaynaklarını değerlendiremeyen, demokratikleşme beklentisi azalan, kendi içinde çeşitli çatışmalara ve Hıristiyan dünyası ile giderek sıkıntılı ilişkilere giren İslam ülkeleri ve ekonomik olarak geleceği pamuk ipliğine, batı dünyasında her şeyin iyi gitmesine bağlı, ani iktisadi değişimlere, problemlere açık Asya ülkeleri bu olası karmaşıklığın önde gelen aktörleri. Ayrıca, dünyayı yakın gelecekte etkileyeceği söylenen iklim değişikliklerinden doğacak ve tüm insanlığı ilgilendirecek ciddi sorunlar da olası ekonomik kargaşaya ivme kazandırabilecek ek varsayımlardır. İşte bu savların hepsi büyük ülkelerin hala askeri kuvvet muhafaza ve askeri teknolojiler geliştirmelerinin gerekliliğini gündeme getiriyor. Bu askeri güç faktörünü gerekli kılan yukarıdaki nedenlerin yanı sıra, bugüne kadar nükleer güç yeteneği olmayan ülkelerin adeta yarış halinde nükleer kulübe dahil olma ve hatta nükleer silahlarını taşıyabilecek balistik füze sistemlerini geliştirme çabalarına ağırlık vermeleri de dikkat çekici bir gelişme. Yine bu husus, büyük güçlerin yanı sıra sofistike silahlara sahip öteki üçüncü dünya aktörlerinin gelecekte, özellikle ekonomik çıkar sürtüşmelerinden doğabilecek uluslararası çatışmalarda tehdit edici boyutlarda sahnede olmalarını sağlayabilecek bir olgudur.

NÜKLEER HEVESLERE KARŞI CAYDIRICILIK

Günümüzde nükleer teknoloji edinimi bilimsel açıdan çok zor olmadığı gibi, Sovyet Bloğu'nun parçalanmasından sonra bütün dünyaya dağılan bilim adamları ile daha da kolaylaştı. Ayrıca özellikle balistik füzelerin üretiminde eski Sovyet teknolojisinden hareket le yola çıkmış olan Çin ve başlangıç aşamasında ondan yararlanmış olan Kuzey Kore, nükleer ve balistik teknolojilerini ihtiraslı bütün ülkelere ihraç etmekten çekinmediler. İran, Irak, Suriye, Pakistan, Libya iyi birer müşteri olarak hem Çin hem de Kuzey Kore'den silah ve teknoloji aldılar.

Bütün bu gelişmeler ışığında, 11 Eylül terör saldırılarından sonra her noktadan kendini tehdit altında gören ABD, soğuk savaş döneminde, temelde caydırıcı olmasından dolayı edindiği nükleer gücünü bundan böyle de bir çok nedenden muhafaza etme gereği duyuyor. Nükleer silahlar, her şeyden önce;

- Nükleer güce erişme çabasında olup, ABD'yi potansiyel olarak tehdit edebilecek ülkelere ve bunlardan gelebilecek asimetrik saldırılara karşı caydırıcı ve cezalandırıcı araçlar olarak,

- Bu tür asimetrik tehdit oluşturabilecek ülkelerin yeraltında konvansiyonel silahlarla vurulamayacak şekilde inşa edilmiş nükleer tesislerin tahrip edilmesinde,

- Nükleer güç edinimi hevesinde olan ülkelerin, bu hevesinin işin başında kırılmasında caydırıcı olarak ve,

- Amerikan nükleer gücüne eşit bir nükleer güce sahip Rusya Federasyonu ve gün geçtikçe bu çizgide kendini geliştiren Çin'e karşı denge ve caydırma mekanizması olarak ABD yönetimince gerekli görülmektedir.

GÜNEYDOĞU ASYA VE DENGELER

Çin'in nükleer gücünü geliştirme çabalarını daha da önemli kılan, dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip ve 2030'larda en büyük ekonomisi olmaya aday bir Çin'in geliştirmekte olduğu nükleer başlık taşıma potansiyeline sahip füzelerdir. Elinde 12 000 km öteye erişebilen DF-5 füzeleri bulunan Çin, bu gücü DF-31 ve Kıtalararası Balistik Füze olan DF-32 ile denizaltılardan atılabilip, değişik hedeflere yönlendirilebilir 3-4 savaş başlığı taşıyabilen JL-2 SLBM gibi daha ileri sistemlerle yenilemektedir. Güneydoğu Asya'da dengeyi korumayı amaçlayan ABD, en azından Güney Kore'yi Kuzey Kore'den ve Tayvan'ı Çin'den korumak için ciddi bir caydırıcı nükleer gücü muhafaza etmek durumundadır.

YAYGINLAŞAN KİS TEHDİTLERİ

Ayrıca halen dünyada nükleer teknoloji programları üzerinde çalışan 12 , biyolojik silahlara sahip 13, kimyasal silah edinmiş olduğu söylenen 16 ve balistik füze teknolojilerine sahip 28 ülke bulunuyor. Bütün bunların yaratabileceği potansiyel tehdit ABD'yi nükleer envanter tutmaya zorlarken, buna paralel olarak, Fransa ve İngiltere de, küçük fakat ABD'nin Sovyet Bloğu'na karşı esas almış olduğu ve taktik nükleer silahlarla konvansiyonel güçlerin birlikte kullanılmasına dayanan 'esnek mukabele' yaklaşımını sağlayabilecek nükleer envanter bulundurma durumundadır. Yine bölgese l gelişmeler ve özellikle Ortadoğu'daki düşmanlıklar birçok ülkenin kitle imha silahları ve bu kapsamda nükleer silahlar edinmesini teşvik etmektedir. Doğal olarak bu ülkelerin bulundukları bölgede gelişen, terör ve asimetrik tehdit yaratabilecek örgütler ve bunların nükleer heves içindeki devletlerden nükleer teknolojileri bir şekilde edinme olanakları şu anda ABD'yi ciddi şekilde rahatsız etmekteyse de, her halde İngiltere, Fransa ve Almanya'ya da korkulu rüyalar yaşatmaktadır. Madrit'teki terör saldırılarının 11 Eylül örneğindeki gibi yalnız ABD ile sınırlı kalmayabileceği gerçeği, Ortadoğu ülkeleri ile teröre karşı alınması gereken önlemlerde taviz verir derecede alttan alan görüntüde bir ilişki sürdüren AB ülkelerinin tavır değiştirmelerini gerekli kılmıştır. Bu olgu ve gerçek, bugün tehlikenin nereden geleceğini bilemeyen Batı ülkelerinin tamamının kabusudur. Eskiden NATO şemsiyesi altında Varşova Paktı ülkelerinden gelecek tehdide karşı önlem almış olan Batı ülkeleri ve özellikle ABD, bugün çıkış noktası ve düşman tarafı belirsiz ortamda, konvansiyonel güçlerini bu tehditlere karşı hazırlarken nükleer güç kullanma seçeneğini de göz önünde tutma durumundadır. Aynı nedenlerin bugün tersinden bakılarak Rusya Federasyonu için de geçerli olduğunu söylemek yanlış olmaz.

ABD'NİN STRATEJİK KONSEPTİNDE TERÖR

Özellikle ABD tarafından yeni geliştirilen 'Soğuk Savaş sonrası konsept', nükleer ve konvansiyonel stratejik saldırı güçlerini, savunma güçlerini ve bunların gereksinimlerini sağlayabilecek yeni bir askeri altyapıyı belirlemeye önem vermiştir. Bu noktada ABD'nin, doğrudan asimetrik tehdit oluşturabilecek ülkelerden veya onların destekledikleri ter ör gruplarından gelecek tehditlere nükleer güç kullanımı dahil her vasıtayla karşılık verebilecek ve mobiliteye dayanan bir yapı ve esneklik düşündüğü ortadadır.

Nükleer silahsızlanma ile ilgili, 24 Mayıs 2002 tarihli Moskova Anlaşmasına göre, ABD ve Rusya Federasyonu önümüzdeki on yıl içinde, söz konusu anlaşmaya uyan nükleer başlıkların miktarını 2.200 civarına çekecektir. Amerikan planlarına göre 2007 yılında ABD'nin harekata hazır başlık sayısı 3800 civarında oluşacaktır. Yine bu kapsamda tek savaş başlıklı Minuteman III kıtalararası balistik füzeler muhafaza edilirken, B-2 ve B-52 stratejik bombardıman uçakları da yeni oluşabilecek çok yönlü tehditlere karşı daha 30-40 yıl hizmette kalacaktır.

Stratejik güçlerin yeni belirlenen ve terör öngören asimetrik tehditlere açık dünya koşullarında etkin olabilmesi için tehdit kaynaklarının belirlenmesi, yerinin tam olarak saptanması, düşmanın niyetinin ve kapasitesinin açığa çıkarılması gerekir. Bu da bilgi toplama ve doğru istihbaratla sağlanır. Özellikle nükleer silahların kullanılması, doğru tespitler yapılmamış olması halinde, siyasal ve sosyal alanlarda bütün dünyada sıkıntı verecek sonuçlar yaratır ve öngörülen faydadan çok zarar getireceği açıktır. Bu bağlamda, yeni stratejik konseptlerin geliştirilmesi ve muhafaza edilmesinde komuta, kontrol ve istihbarat unsurlarının eşgüdüm içinde çalışıyor olması önemlidir. Özellikle ABD'de bu yönde ciddi çalışmalar yapıldığı ve teknolojik sofistike istihbarat araçlarının yanı sıra insan unsuru esasına dayanan istihbarata (HUMINT) daha çok önem verileceği söylenmektedir. Savaş öncesi Irak'ta bulunduğu iddia edilen kitle imha silahları ile ilgili ve bu savaşı meşru kılmak için George W. Bush tarafından öne sürülen, Irak'ın Nijerya'dan uranyum satın aldığı yönündeki iddiaların sonradan bir skandal yaratırcasına boşa çıkması, istihbarat olgusunun, özellikle çok önemli kararlar alınırken ne denli önemli olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

SONUÇ

Bütün bu gelişmeler, dünyada tehdit kaynaklarının, yeri, kaynağı ve zamanı açısından belirsizlikler taşıyan yönlerinin, konvansiyonel güç anlayışıyla engellenmesinin yanı sıra stratejik ve taktik nükleer güç kullanımı ile de karşılanması seçeneğinin varlığını ve bunun için teknolojik gereksinimlerden alabildiğine yararlanma zorunluluğunu ortaya çıkarıyor. Asimetrik tehditler yalnız zayıf taraftan değil, karşı konulan gücün teknolojik nicelik ve nitelikleri açısından daha fazla olmasıyla da oluşabilir. Bu nedenle, balistik füze ve nükleer güç edinimleri asimetrik dengeyi düzeltme ve siyasal, diplomatik girişimleri destekleme açısından da önemlidir. İçinde bulunduğumuz bölge ve ilişkiler açısından bütün bu gerçeklerin ülkemiz için de söz konusu ve geçerli olduğu her halde üzerinde hassasiyetle durulması gereken konular arasındadır. *

Cumhuriyet/strateji’den alınmıştır









 

 

sayfa başına dön