Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS


 

BİR ‘İHANET’ İTİRAFI !..

Korkut BORATAV

Başbakan Tansu Çiller 27 Kasım 1994'te Türkiye'yi parlak bir geleceğe taşıyacak sihirli anahtarın özelleştirme olduğunu ilan ediyordu:

''Önümüzdeki altı yıl içinde özelleştirmeden elde edilecek kırk milyar dolar sayesinde, bir milyon iki yüz bin kişiye yeni iş kapısı açılacak; 511800 kadın müteşebbise kişi başına 80 milyon TL'lik risk sermayesi verilecek; kamunun borçlanma gereği her yıl yüzde 1.5 azalacak; 2001'e kadar tarımda kişi başına sübvansiyon 48.5 dolardan 117 dolara çıkacak; besicilere hayvan başına sıfır faizli beş milyon TL (o günkü kurla 137 dolar) kredi açılacak; küçük sanayici için 106700 yeni işyeri oluşturulacak; hastanelere 50800 yatak eklenecek; iç borç 1999'da sıfırlanacak...''

Hayali ve tahmini sayılar arasında dört işlem yaparak parlak bir gelecek tablosu oluşturan bu demeci, İlter Ertuğrul 'un Biz Vatan Hainliğine Devam Ediyoruz Hâlâ başlıklı kitabından (Ümit Yayıncılık, 2004) aktardım.

Bu demeçten bugüne on küsur yıl geçti. Tansu Çiller'i izleyen tüm başbakanlar, hükümetler aynı saplantıyla özelleştirmeyi savundular; pervasızca uyguladılar.

Sonuç ortadadır. Özelleştirmeli yıllar, Türkiye'ye Tansu Çiller'in parlak tablosunu değil, bol miktarda yozlaşma, yolsuzluk taşıdı; kamu yönetiminin çürümesine katkılar yaptı; sicilleri karanlık insanlara satılan kamu bankaları, buharlaşan milyarlarca doların ardından yeniden devlete döndü.

Tansu Çiller'in ''Son sosyalist devleti yıkıyoruz'' diye açtığı bayrağın bugünkü takipçisi, ''Babalar gibi her şeyi satacağım'' sloganının sahibi AKP'dir.

***

Son yirmi yıl boyunca, kendi malını sahiplenmeyi, ihya etmeyi ısrarla reddeden; gelip geçen tüm hükümetler aracılığıyla kamu mallarını ''ne pahasına olursa olsun elden çıkarmaya kararlı'' olduğunu dünya âleme ilan etmiş bir devlet, nasıl oluyor da, 2005 yılında bu işte hâlâ tam başarı sağlayamamıştır?

Bu durum, özelleştirmeye karşı başarılı ve etkili bir siyasi muhalefetin varlığıyla açıklanamaz. Büyük partilerden hiçbiri seçimlere, ''Özelleştirmeye son'' veya ''Bozuk özelleştirmelerde yeni baştan kamulaştırma'' türü sloganlarla girmediler. İktidara geldiklerinde tam gaz özelleştirmeci oldular; muhalefetteyse ''Bu işi yanlış değil, doğru yapın'' çağrısıyla sınırlı sembolik bir eleştirinin ötesine gitmediler.

Öte yandan, tabandan gelen etkili bir halk direnmesinin gerçekleştiği de söylenemez. Elbette topun ağzındaki KİT emekçileri ve sendikaları, sıra kendilerine geldiğinde direnmeye çalıştılar. Ne var ki ''Biz de özelleştirmeye karşıyız, ama...'' türü bir söylemi; hatta zaman zaman ''Bize satın'' çağrısını benimseyen sendikaların sayısı da az değildir. İşçi konfederasyonlarının muhalefeti sembolik kaldı. Özelleştirmenin durdurulmasını siyasetin merkezine taşıma çabası gerçekleşmedi.

Bu durumda tekrar sormak gerekir: Nasıl oldu da özelleştirme hâlâ tamamlanamadı?

***

Bu sorunun bir yanıtı, İlter Ertuğrul'un yukarıda sözünü ettiğim kitabında var: 1982 Anayasası iş çevrelerinin aktif katkısıyla hazırlandığında, özelleştirme sermayenin gündemine henüz girmemişti. O yılların TÜSİAD Başkanı Ali Koçman , ''Bizim KİT'lerin mülkiyeti üzerinde bir talebimiz yoktur'' diyordu. Birkaç yıl sonra özelleştirme furyası, Türkiye'de hukuki altyapıdan yoksun olarak ve anayasa, kanun, hukuk ve usulden bihaber insanlara, yani ''Özal'ın prensleri'' ne emanet edilerek başlatıldı.

Böylece özelleştirmeye karşı çok etkili bir hukuk mücadelesi verme imkânı doğdu. İlter Ertuğrul bu mücadelenin ön saflarında KİGEM'in genel sekreteri olarak yer aldı. Yargıya taşınan sakat, hukuk dışı uygulamaların pek çoğunda yürütmenin durdurulması ve iptal kararları alındı. İşçilerin, sendikaların başvuruları nedeniyle açılan dava dilekçelerinin bir bölümü İlter Ertuğrul'un kaleminden çıktı. Sonunda, yargı süreci özelleştirmeyi durduramadı ama, önemli ölçüde yavaşlattı.

***

KİGEM'in, Mümtaz Soysal 'ın, İlter Ertuğrul'un çabalarını, ülkenin yüce çıkarlarını çiğnemek, neredeyse ihanet olarak nitelendirenler oldu.

İlter de Biz Vatan Hainliğine Devam Ediyoruz Hâlâ başlıklı kitabında, bu ''ihanet'' sürecinin; özellikle de idari yargıda ve Anayasa Mahkemesi'nde özelleştirme yasalarına ve uygulamalarına karşı sürdürülen mücadelelerin öyküsünü anlatıyor. Bu öyküyü, parlamenter siyasetin dalgalanmalarını da içeren anlatımlarla renklendiriyor.

Günümüzde benzeri az kalan bir ''dava insanı'' olan İlter Ertuğrul'un kaleminden çıkmış bu ilginç, öğretici kitabı okurlarıma salık veririm.

Cumhuriyet ‘ ten alınmıştır.


 

sayfa başına dön