Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

PENTAGONUN MAAŞLI GAZETECİLERİ

Ragıp DURAN

Meslekdaşımız Ruşen Çakır'ın 7 Şubat ve 8 Şubat günleri Vatan gazetesinde yayınlanan iki haberi, haberle propaganda arasındaki fark ile serbest gazetecilerin çalışma koşullarına ilişkin tartışmayı gündeme getirdi.

Haberler yayınlandıktan sonra Medyatava ve Süperpoligon adlı İnternet sitelerinde, Çakır ve suçlanan dört gazeteci, görüşlerini açıklamayı sürdürdü.

Birkaç boyutu olan bu soruna soğukkanlı bir şekilde eğildiğimizde tahlillerimizi derinleştirebiliriz. Sorun tabi ki, Çakır ile suçlanan dört gazeteci arasında cereyan eden sıradan bir mesleki anlaşmazlık değil. Üstelik taraflardan biri yüzde yüz haklı ve doğru, diğeri de tamamen haksız ve yanlış değil tabi ki...

Çakır'ın eksiklikleri

Gerek uzmanı olduğu alan, gerek mesleki bütünlüğü, dürüstlüğü ve titizliği konusunda şimdiye kadar başarılı bir gazeteci profili çizmiş olan Çakır, son haberinde CNN International'i tek kaynak olarak göstermesi önemli bir eksiklik.

Pentagon, CIA ve Beyaz Saray'la ilişkileri konusunda pek de bağımsız haberciliğin timsali sayılamayacak CNN gibi, bizatihi kendisi bir medya organı olan bir kurumu, sağlıklı bir haber kaynağı olarak değerlendirmek aslında Çakır'ın düşmemesi gereken bir tuzak.

CNN International'ın Kıdemli Dış Haber Muhabiri Christian Amanpour, savaş döneminde Beyaz Saray'ın ağır baskısı ve yönlendirmesi altında kaldıklarını itiraf etmişti. Pentagon aleyhinde "Sarin Gazı" haberini yapan Peter Arnett'in CNN'den kovulması da herhalde unutulmadı.

CNN'in Irak savaşı sırasındaki yayınları bile CNN'in güvenilmez bir medya olduğunu yeteri kadar göstermiyor mu? Çakır, CNN'in Pentagon, CIA, Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray arasındaki iktidar mücadelesine alet olabileceği ihtimalini de mutlaka biliyordur.

O zaman, CNN'in böyle bir haberine, yeterli ve gerekli "doğruları" yapmadan atlamak ne kadar tedbirli bir davranış?

Sadece her gazeteci değil, her okur, herhangi bir haberle karşı karşıya geldiğinde sorması gereken ilk soru 'Bu gazete bu haberi neden yayınlıyor? Kamu çıkarı, yurttaşın bilgisini artırması için mi yoksa işin içinde başka bir amaç mı var? soruları sorulmalı.

Çakır'ın ikinci önemli eksikliği, tedbirsizliği, Pentagon'dan para almakla (Haberde kimi zaman maaş kimi zaman telif diye geçiyor) suçladığı dört Türkiyeli gazetecinin, ABD ya da Pentagon yanlısı olduğu iddia edilen haberlerinden hiç bir alıntı vermemesi.

Çakır'a göre, ABD ordusunun bir birimi tarafından desteklenen bir siteye haber göndermek , imayla belirtilse de ABD ajanı olmak için yeterli. Bu gerekçe pek ikna edici değil. Çakır, itham ettiği dört gazetecinin haberlerinden alıntılar yaparak, ABD ya da Pentagon propagandası yaptıklarını kanıtlayabilseydi haberi daha inandırıcı olurdu.

Çakır, üçüncü olarak, haberini yazmadan ve yayınlamadan önce,itham ettiği meslektaşlarının görüşünü almamak gibi bir hata işlemiş. Haberi tam olarak hazırlayabilmek için, hem siyasi ahlak hem de gazetecilik meslek ilkeleri gereği itham edilenlerin görüşü alınmalı ve yazılmalıydı.

Ne var ki, Çakır bunu yapmış olsaydı, büyük bir ihtimalle haberin Vatan'da yayınlandığı şekliyle değeri büyük ölçüde düşecekti. Çünkü itham edilen 4 gazeteci, haberlerinde ABD propagandası yapmadıklarını sadece mesleki bir faaliyet sürdürdüklerini açıklamış olacaklardı.

Propaganda ile haber

Propagandanın önemli niteliklerinden biri de, habere oranla gayri meşru ve habercilik ilkelerini çiğnemesi nedeniyle, gizliliktir. Propaganda amaçlı yazı (Haber, yorum) yazan hiç bir meslektaş, kendi adıyla yapmaz bunu.

Haberle propaganda arasındaki iki temel farka da mutlaka bakmak gerekir:
- Haber propaganda ise kasıtlı olarak yanlış bilgiyi içerir.
- Haber yazan muhabir, yazdığı haberden herhangi bir çıkar elde etmemelidir, propaganda yapan kişi ise, yaptığı propaganda ile kişisel, grupsal ya da siyasal bir çıkar kazanma güdüsüyle hareket eder.

Çakır, haberlerinde bu denetleme/doğrulamayı da yapmamışa benziyor.

ABD propagandası yapan onlarca kalem

'Para', 'maaş' 'telif' sözcükleri de sanki gelişigüzel kullanılmış. Bir gazeteci herhangi bir medyaya haber yazdığı zaman tabi ki para alacak. Bundan daha doğal ne var? Kuşkusuz para karşılığı yapılan haberle, yazdığın haberin karşılığı olarak para almak farklı şeyler.

Ama yine de çok emin olmadan görüşünü almadığımız meslektaşları böyle "Kiralık Katil" gibi göstermek pek şık değil. Üstelik itham edilen gazetecilerin açıklamalarına göre, haber başına telif ücreti olarak aldıkları paranın miktarı da, uluslararası alandaki geçerli ve yaygın telif ücretlerinin bir miktar altında.

Parayı bir kenara koyarsak, Türk basınında ABD ve savaş propagandası yapmış onlarca kalem var. Kimisi belki de içten inanarak, ideolojik tercihleriyle bunu yaptı, onları da hem gazetecilik ilkeleri hem de siyasi ahlak açısından eleştirmek gerekmez mi?

Çakır'ın itham ettiği dört gazeteci, her halükarda Türkiye medya manzarasında öyle isimleri bilinen, geniş ve sadık bir okur kitlesine sahip ünlü köşe yazarları filan da değil.

Bence düz muhabirlik yapanlardan çok, kendisini kamuoyu önderi, yönlendiricisi olarak takdim edenlerin yazıları ortada iken, bu tür teferruatla uğraşmak da Çakır'ın inandırıcılığını zayıflatıyor. Propaganda yapmak isteyen Pentagon, bu işlerin tekniğini ve raconunu herhalde bizden daha iyi biliyordur.

İçerik ve içeriğin yayınlandığı platform

Gelelim itham edilen dört gazeteciye: Mustafa Azizoğlu ve Vahit Bora tekzip metinleriyle tutumlarını açıklayıp suçlamaları reddetti.

Çakır'ın itham ettiği diğer iki gazeteci, Fatih Baran ve H. Ahmet Yılmaz'ın herhangi bir açıklamasına rastlayamadım. Baran ve Yılmaz'ın da (Takma isim kullanmıyorlarsa) bu suçlamaya artık bir şekilde yanıt vermesi gerekir.

Bu dört meslektaş, İnternet sayfasında açıkça ABD ordusunun bir birimi tarafından finanse edildiği yazılı bir siteye haber/yorum göndermekle haberle propaganda arasındaki farkı görmezden gelmiş, habercilik ilkelerine yeterli titizliği göstermemiş ya da bilinçsiz davranmış oluyor.

Çakır bu konuda bence haklı. Ne var ki, esas yargıyı, 4 gazetecinin yazdıklarını inceledikten sonra vermek gerekirdi. Bu yazılarda, kasıtlı bilgi/olgu hatası var mı, haber kılığında propaganda yapılmış mı? Yarım-gerçekler dörtte bir propagandaya bulanmış mı?

Kenarda kıyıda kalmış, 3-5 kişinin izlediği İnternet sitelerini küçümsemek doğru olmaz. Ama çok daha geniş etki ve yaygınlığa sahip olan büyük gazete ve televizyonlarda "Kim ABD'yi savundu, kim savaşa karşı çıktı?" sorusu daha cazip, daha manşetlik bir konu değil mi?

Fon meselesi

Çakır, kendi gazetecilik kıdemini, serbest gazeteci olarak faaliyet gösterirken uyguladığı sistem ve ilkeleri yazıya dökerek, gereksiz bir şekilde kişisel polemiğe girişiyor.

Süperpoligon'da yayınlanan Çakır'ın görev yaptığı TESEV'in de resmi bir ABD kurumundan fon aldığı yolundaki bilgi, tartışmayı iyice alt düzeylere çekip kişiselliğe döküyor.

Çünkü, bu fon, destek, bağış alma meselesinde, milliyetçi önyargılar ve ilkesizlik nedeniyle, herkes birbirini gelişigüzel itham edebiliyor.

Oysa ki, gerek haberle propaganda arasındaki tayin edici farkı ayırdedebilmek gerekse serbest ya da kadrolu gazetecilerin çeşitli medya organlarına katkılarını düzenleyen ilkeler tartışılsa sorun bu kadar karmaşık görünmeyecek.

Uluslararası alandaki deneyimleri göz önünde tutacak olursak, gazeteci olsun, gerçek anlamda bir Sivil Toplum Kuruluşu olsun şu ilkelere sahip çıkarsa sorun daha net anlaşılabilir:

1- Hakiki bir gazeteci ile gerçek anlamdaki bir STK, hiç bir devlet, hükümet ya da bir ülkenin resmi kuruluşundan fon, bağış, destek almaz ise, başı çok fazla ağrımaz. Özel gibi görünüp aslında resmi olan fon sağlayıcılar gazeteci ya da STK'yı aldattığı için fon alana bir sorumluluk yüklemez.

2- Fon veren kurumla alınan fonla yapılan iş arasındaki doğru bağlantı itibarıyla, tayin edici olan yapılan iştir. Kamu ya da yurttaş çıkarını, özgürlüğü, demokrasiyi, basın özgürlüğünü...vs... amaçlayan projeler ve sonuçları, fonu sağlayan kurumdan daha önemlidir. Ayinesi iştir kişinin...

3- Gazeteci açısından, haberin ya da yorumun yayınlandığı medyanın, sitenin mülkiyeti, yönetimi önemli olsa da, sözkonusu medyada ya da sitede yayınlanan haber ya da yorumun içeriğinden daha tayin edici değildir. Tayin edici olan gazetecinin iç tutarlığıdır. Bunu saptamak için de, gazetecinin her zaman her yerde haber ya da yorumunu kendi gerçek adıyla yayınlamasına ve yazdığı haber ve yorumlardaki iç bütünlüğüne bakılabilir.

Her şeye rağmen, Çakır'ın haberleriyle başlayan tartışma, haber/propaganda, haber/para, bağımsızlık/Amerikancılık, serbest gazeteci/medya konularını gündeme getirmesi açısından olumlu. Kişisellik ve tutkulardan uzak durup, ağacı görüp ormana gözlerimizi yummazsak, mesleğimiz açısından kazançlı çıkabileceğimiz bir tartışma
sayfa başına dön