Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

MÜCADELENİN HUKUKU MU 
HUKUK' UN MÜCADELESİ Mİ ? (3)

Ali E. KAHYAOĞLU

Seka yazısına kaldığımız yerden devam ediyoruz; biz bu yazıyı tamamlamış olduğumuz günlerde Devlet kapatma karanını uygulamak için fabrikayı kuşatmıştı. Seka işçileri geri adım atmayarak “mücadelenin hukuku” yolunda taviz vermediler.

Seka işçilerinin fabrika kapatma kararını geri aldırmasalar bile geçici bir süre için istihdam garantisi elde edeceği, kıdem tazminatı vb akçalı haklarını en iyi koşullarda alacaklar anlaşılıyor. Hatta kamunun diğer işletmelerinde çalışma hakkı bile elde edebilirler. Kuşkusuz böylesi bir nokta çalışma hakkının kaybedildiği duruma göre olumludur; devletin tavizi anlamına da gelebilir.

Ama bu durum genel özelleştirme saldırısını, yani sınıfın örgütlü kesimine yönelmiş saldırının durdurulamadığını gösterecek; sınıfın geneli için yenilgi anlamına gelecektir.

Soruna bütünsel baktığımızda, Seka eyleminin saldırıyı durdurmak ve gerçek kazanımlar elde etmek için çok elverişli bir imkan sunduğunu söyleyebiliriz. 

Bu nedenle bu yazımızın başlığındaki üçüncü raundun kazanılması çok büyük önem taşımakla birlikte asıl önemlisi Seka Mücadelesi yenilgiyle sonuçlansa veya tersi sözkonusu olsa bile aşağıda tartıştığımız “yatay örgütlenme” imkanlarının yaratılmasıdır.

Görünen o ki bu imkanlar yaratılmazsa uluslar arası işçi hareketinin küçümsenmeyecek bir  parçası, Türkiye İşçi sınıfı özelleştirme dolayımıyla büyük bir yenilgi almış olacaktır.

Özelleştirme saldırısının toplumu argümanları pratikte ikna ediciliğini yitirmiştir; en başta özelleştirilen işletmelerin verimli olacağı, istihdamı artıracağı, gibi doğrudan sınıfı etkileyen iddialar ile bütçe açığının azalacağı, kaliteli tüketim maddeleri üretileceği, fiyatların düşeceği, hizmet kalitesinin artacağı gibi toplumun diğer kesimlerine cazip gelen iddialar pratikte iflas etmiştir.

İflasta işçi sınıfının özelleştirmeye karşı mücadelesinin büyük rolü vardır. Epeyce kayıp verilmiştir; 550’yi aşkın kamu kuruluşunda[1]  istihdam edilen yaklaşık 500 bin işçi[2]. Çalışan işçi sayısı (2004 yılında devlet işletmelerinde toplu sözleşmeye tabi olan) 170 bine gerilemiştir[3]  Bu iflasta kapitalist sistemin sorgulanmasına yönelik ögeleri aramak beyhude bir çaba olur; işçi sınıfı anti-kapitalist bir program ekseninde mücadele etmediği sürece bu mümkün değildir.

İşte halâ sınıfın bu en örgütlü, kazanımları en fazla olan işçilerin birleşik  mücadelesi ile egemen sınıfı büyük bir yenilgiye uğratmak; özgüveni yeniden kazanmak halâ mümkündür. 

Pratikteki sorun,  fabrika (veya işyeri) düzeyindeki mücadelelerin birleştirilmesidir; bu sendika  dolayımı ile sağlanabilir. İhtiyacımız sınıfın örgütlüğünün  genişlemesidir (en azından korunması) bu ise verili örgütlenme düzeyi dışlanarak değil, aşılarak gerçekleştirilebilir. Burada temel engel örgütlü işçi mücadelesinin genişlemesini kontrol altında tutma görevini sadakatle yerine getiren Sendika Bürokrasidir; bu mücadele  onu etkisiz hale getirmeksizin ve hâtta alaşağı etmeksizin mücadele başarıya ulaşamaz.

Bileşik mücadeleyi yeni bir sendika veya bu türden oluşumlar için fırsat olarak değerlendirmek en hafif deyimle aymazlık olacaktır.

Birleşik bir mücadele işçi sınıfının siyasal partisinin olmadığı koşullarda nasıl oluşturulacaktır? Burada ikili bir hattı oluşturmak imkan dahilinde gözüküyor; birincisi özelleştirmeye karşı mücadele eden öncü işçilerin örgütlü oldukları sendika içinde, sendika varlığını dışlamadan özelleştirme karşı bir komite kurulmasını sağlayacak mücadeleleridir. Bu eksik, ama pratikte kısa sürede atılabilecek bir adımdır. Örneğin Seka İzmit işçilerinin örgütlü olduğu Selüloz-İş Sendikası’nda böylesi bir komite kurulsaydı diğer Seka işletmelerinin (Akdeniz ve Eski Dalaman işletmesi) dolaysız desteğinin imkanları sendika bürokrasisi aşılarak sağlanabilirdi.

İkinci adım bu komitelerin yatay bağlarının kurulmasıdır; özelleştirmenin hedefi olan, Kağıt işçileri, Enerji-Petrol işçileri, Tütün endüstrisi işçileri, Maden (kömür)  işçileri ve Şeker Sanayi sektörü  işçileri  arasında bu başarılabilir.

Özelleştirme işçilerin örgütlü varlığına saldırının adıysa,  işte aşağıdan yükselecek  böylesi bir  örgütlülüğün imkanlarının yaratılması bu saldırıyı durduracak yegâne güçtür.

Önerdiğimiz bu iki örgütlenmenin yaratılması sürecinde sendika bürokrasinin direnci önceki yıllara göre, daha kısa sürede, daha kolay aşılabilecektir. Yukarıda belirttiğimiz gibi egemen sermayenin özelleştirme gerekçelerinin foyası büyük ölçüde dökülmüştür; özelleştirmenin bizatihi sınıfa saldırı olduğunun görülebilmesi için sınıfın kararlı mücadelesi yeterli olacaktır. Seka işçilerine sunulan imkanlar ve Seka’nın hiçbir özel kuruluşa yağmalattırılmayacağına ilişkin teminatlar

Bölgedeki işçilerin özelleştirme hedefindeki işletme emekçileri sınırlı da olsa Seka’ya destek eylemleri yapmışlardır.

İzmit’te 8 Ocak’ta Seka’ya destek mitingi, Petkim işçilerinin Maliye Bakanının protesto eylemi, İzmir Limanı işçileri 2 şubat’ta iş bırakması Malatya’da Tekel işçilerinin öncülüğünde 13 şubat’ta özelleştirmeyi protesto eylemi; Malatya Tekel işçilerinin 19 şubat 2005  işyeri işgali ve yığınsal eylemi

Bütün bunlar örgütlü bir işçi mücadelesinin, bir yığın eylemine dönüşme ihtimalinin var olduğunu göstermektedir.  

Seka eyleminin “sekmeden” bu üçüncü raundu aşması… Umudumuz burada…

Gelecek yazıda Seka işçilerini selamlamaya ve özelleştirmeye karşı mücadelenin imkanlarını tartışmaya devam edeceğiz…



[1] Fabrika veya işyeri ile kamu hissesinin olduğu şirket sayısı. Kaynak Özelleştirme İdaresi Bülteni  Aralık 2004

[2] 80 sonrası yeni toplu sözleşme düzeni içinde 1984-87 döneminde yaklaşık 1 milyon olan kamu işçisi  son üç yılda 450 binin altına inmiştir. Bakınız Çalışma Bakanlığı Toplu Sözleşme İstatistikleri

[3]DPT 2005 Programı. Bu işletmelerde toplam çalışan sayısı  ise 272 bin olarak belirtilmektedir.

sayfa başına dön