Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

SURİYE-İRAN ODAĞINDA YENİ HESAPLAR

Doç. Dr. İ. Yaşar HACISALİHOĞLU

Beyrut'ta eski Başbakan Hariri'nin öldürülmesiyle başlayan süreç, Ortadoğu'da hiçbir olayın birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Aslında bu durum, ABD'nin Irak işgaliyle boyutlanmıştır. Ortadoğu'nun kaotik atmosferi temel birçok olayın yörüngesinde birleşik kaplar düzeneğinde işlemektedir. Irak yeni Filistin'dir. Filistin'den Irak'a, Irak'tan Filistin'e ve tüm Ortadoğu'ya, hatta tüm Avrasya'ya yansıyanlar vardır. Abbas'ı, İsrail-ABD'nin anladığı barışa yöneltmek, aynı zamanda seçim sonrası Irak'ta umulan görüntüyü desteklemeye dönüktür. Filistin'in, hatta İsrail'in bütününün desteklemediği ''masaüstü barışın'' altı yeterince doldurulamamıştır.

Ortadoğu'nun denklemleri fazlalaşmış, birbiriyle iç içe geçen denklemler, hem aktör sayısını arttırmış, hem de daha çok karmaşıklaşmıştır. Bu çerçevede ABD, hem bölgeyi yeniden toparlamak, hem de Avrasya hedefinde sorunsuzluğu yaşamak için vazgeçemediği Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) sayfalarını yeniden açmıştır. İkinci Bush dönemi için beklenen bu çaba, birinci dönemden yansıyanların gölgesinde yeniden yürütülmeye başlamıştır. Birinci dönemden bazı derslerin çıkarıldığını söylemek mümkünse de bunlar, Washington'un ana hedefleriyle sapmalar göstermeyen, ufak yöntem düzeltmeleriyle sınırlıdır. ''Fas'tan Çin sınırına kadar 22 ülkenin sadece rejimlerinin değil, sınırlarının da değişeceğini söyleyen'' Condoleezza Rice'ın Dışişleri Bakanlığıyla başlayan ikinci dönem, yine askeri hevesler içermektedir.

ABD İÇİN AVRASYA'NIN ANLAMI

Afganistan'la başlayıp Irak'la boyutlanan, Suriye ve İran'ı da içeren ilk paket, oluşum nedenlerinin değişmezliğine bağlı olarak, ABD için vazgeçilmez hedef ülkeler olarak önemini koruyor. Bu ilk paket, BOP'un öncelikli saydığı jeopolitik odaklı güvenlik hattıdır. Avrasya egemenliğinde ön cephedir. BOP'un kapsadığı coğrafi bölge ise Avrasya'nın en kilit bölümüdür. Karadeniz, Akdeniz, Hazar havzalarını, Kafkaslar, Balkanlar, Orta Asya ve Basra Körfezini, Kuzey Afrika'yı içermektedir. BOP'un kapsamı, Avrasyalı güçlerin (özellikle Çin, Avrupa, Rusya ve Hindistan....) hareket alanına yöneliktir. Bu yöneliş Avrasyalı güçlerin yaşam alanlarını daraltmaya dayalıdır. Fas'tan Çin sınırına dek uzanan bölge içinde ABD için genişletilen Ortadoğu, Avrasyalı güçler için ekonomi-politik açıdan daraltılmaktadır.

ABD İÇİN AVRASYA;

-Ekonomi-politik egemenliğin mekansal odağıdır.

-Soğuk Savaş sonrasının jeopolitik merkezidir.

-ABD'nin muhtemel rakiplerinin topraklardır.

-Dünyanın en zengin enerji/doğal kaynakların anavatanıdır.

-Yeni ve geniş pazar alanıdır.

-Yeni mücadele sahasıdır.

BOP bu coğrafyanın en kilit bölümüne yönelmektedir. Bu çerçevede ABD'nin Suriye ve İran'a dönük son tehditleri, Avrasya'ya yönelik vazgeçilmez arzularının yörüngesindedir. Ayrıca Irak'ta henüz sağlanamamış egemenliğin kazanılmasında Suriye ve İran bağlantısının kesilmesi çabası dikkat çekmektedir.Tüm bunlara ilaveten öncelikle Suriye, ama vazgeçilmez biçimde İran ABD için çözülmesi gereken sorunlardır.

NEDEN VE NASIL?

ABD açısından Irak'ın işgaliyle yürütülen jeopolitik projenin jeostratejik eksenini tamamlayarak denetimini sorunsuz ve kalıcı kılmak, Suriye ve İran'ın denetimine bağlıdır. Suriye ve İran Avrasya'nın kilidi niteliğindeki jeopolitik üçgenin ayaklarıdır. Hazar-Doğu Akdeniz ve Basra körfezinden oluşan üçgenin denetimi, ABD için yaşamsaldır. Bölge ülkeleri, Irak'ın kuzeyindeki gelişmelerden rahatsızdır. Buna bağlı olarak beliren ortak tehdide karşı, ortak davranma tavrının dağıtılması için de Suriye ve İran hedeftir.

TÜRKİYE 'BOŞLUK' ÜLKE

Özellikle İran kilit ülkedir. ABD için İran; muhtemel rakip Avrasyalı güçlerin ittifak odağıdır.

Prof. T. Barnett ''Pentagon'un Yeni Haritası'' isimli yeni kitabında, dünyayı ''Küreselleşmenin İşleyen Merkezi veya Çekirdeği'' (Functioning Core) ile ''Entegre Olmamış Boşluk'' (Non-Integrating Gap) olarak ikiye ayırıyor. Buna göre ABD merkezli bakışını yansıtıyor:

''Amerikalılar, şimdiye kadar yaşadığımız 11 Eylül ve iki büyük savaş sonunda, ABD ölçüsünde başka büyük bir gücün olmadığını anlamış bulunuyorlar. Ayrıca dünyanın gerçekten ne olduğunu görmeye başlıyoruz: Küreselleşmenin İşleyen Merkezi'ne kendilerini aktif bir şekilde entegre etmiş toplumlar ile küreselleşmeye Entegre Olmamış Boşluk'un tuzağına düşmüş olanlar. Yani büyük oranda küresel ekonomiyle ve istikrarı tanımlayan kurallar dizisiyle ilişkisiz olanlar.

Bu yüzyılda tehlikeyi tanımlayan şey bağlantısız olmaktır. Bağlantısız olmak toplumları, küresel topluluktan ve kontrolünden ayrı tutarak kötü aktörlerin gelişmesine izin verir. Bağlantısızlığı yok etmek, bu yüzden çağımızın tanımlayıcı güvenlik görevi haline gelir. Aynı şekilde küresel bağlantıyı yayarak barış ve refahı dünya çapında artırırız.'' ( T.Barnett. Pentagon'un Yeni Haritası.1001 Kitap Yayınları.İst.Ocak 2005 )

Barnett'ın göre; Suriye, İran ve daha birçok ülke (bundan Türkiye'de nasibini alıyor...) entegre edilememiş boşluk ülkelerdir. Bağlantısız kalamazlar. Mutlaka çekirdeğe veya Küreselleşmenin İşleyen Merkezi'ne bağlanmalıdırlar. Aslında Pentagon'a önerilen ''mekanların özelleştirilmesi seferidir'', bağımlı topraklar yaratma çabasıdır.

Suriye ve özellikle de İran söz konusu olduğunda, ABD açısından aşılması gereken başka sorunlar da vardır. Özellikle İran konusunda başta Fransa olmak üzere Almanya, hatta İngiltere ABD'nin sert çıkışlarını onaylamayarak, diplomasi ve diyalogu öncelikli saymaktadırlar. Halen İngiltere, Fransa ve Almanya'nın İran'ın uranyum zenginleştirme programıyla ilgili başlattıkları diplomatik girişim sürmektedir. Ancak ABD bu sürece dahil olmayacağını açıklamıştır.

Böylece ABD, her ne gelişme olursa olsun İran'ı vazgeçemeyeceği hedef ülke konumunda tutmaya kararlı olduğunu göstermektedir. Ayrıca Almanya ve Fransa'yı ABD ile ilişkili diplomatik bir çaba içine çekerek, Atlantik ittifakına katkı elde edebilmenin hesaplarını yapmaktadır. Nitekim ikinci Bush dönemi, Atlantik çatlağına rağmen BOP'un ve onun en önemli adımı Suriye ve özellikle İran müdahalesinin başarı şansını hesaplamaktadır. Peş peşe Avrupa ziyaretleri, hem Suriye ve İran ısrarını içermekte, hem de Atlantik çatlağını onarmaya çabalamaktadır.

AVRUPA İKNA OLMUYOR

İkinci Bush dönemi, BOP'u yeniden dümeni kendinde olmak koşuluyla Atlantik'in yürüttüğü bir proje haline getirmek istiyor. NATO'nun İstanbul zirvesinde bu yöndeki çabalar karşılık bulmamıştı. Bu defa da benzer sorunlar yeterince aşılmışa benzemiyor. Örneğin Almanya Savunma bakanı Peter Struck, 41. Münih Güvenlik Konferans'ına rahatsızlığı nedeniyle katılamayan Başbakan Gerhard Schröder adına yaptığı konuşmada, ABD'yi NATO konusunda uyarıyor:

''Avrupa ülkeleriyle ABD arasındaki ilişkiler yeniden şekillendirilmeli ve NATO yenilenmelidir. NATO, artık Atlantik ötesi müttefiklerin stratejilerini koordine ettikleri öncelikli yer değil. Atlantik ötesi ilişkilerin geliştirilmesi hem Avrupa'nın, hem de Amerika'nın çıkarınadır. Bu durumun geçmişteki tartışmalara ve yanlış anlamalara dayandırılmaması, geleceğe yönelik olması gerekir. Hiç bir ülkenin 21. yüzyılın sorunlarını tek başına çözemeyeceğine, bu nedenle uluslararası işbirliğine ihtiyaç bulunduğuna ve bu sayede sorunların çözülebileceğine inanıyorum.'' Bu sözlere, ''Irak politikamız değişmedi. Bu ülkeye asker göndermeyeceğiz'' vurgusu da eklendiğinde, Almanya ve Fransa cephesinde bir süredir devam eden NATO ve BM rahatsızlığının yeterince giderilemediğini görmekteyiz.

BOP'u başarılı kılmak için ABD, NATO zeminini de kullanmak istiyordu. BOP'un finansmanı ve askeri gereksinimini tek başına karşılama olanağı yoktu. Bu nedenle Atlantik çatlağını derinleştirmeden, rakip olarak güçlenmediği sürece sorunsuz saydığı AB'yi BOP'a ısındırma çabası sürecekti. Böylece bir taşla iki kuş vurulacak, hem BOP için askeri ittifaka destek olacak, hem de NATO marifetiyle Avrupa'yı siyasal açıdan küresel düzeyde iddiasız tutmayı başaracaktı. Her iki amaç için de NATO geleneksel çizgisinde değişime uğrayacak, savunma refleksi saldırıya dönüşecek, etkinlik alanı Atlantik dışına taşacaktı. ABD'nin NATO temsilcisi R. Nicholas Burns'un 2003'de Prag'da yaptığı ''Yeni NATO ve BOP'' başlıklı konuşma, BOP ile NATO ilişkisini açıkça ortaya koyuyordu:

''Soğuk Savaş döneminde Batı Avrupa'yı savunmak için bölgeye devasa bir kıta ordusu yığdık. NATO Av rupa ve Kuzey Amerika'yı savunmaya devam edecek. Ancak bunu Batı Avrupa'da, merkez Avrupa'da, Kuzey Amerika'da oturarak yapabileceğimize inanmıyoruz. Kavramsal ilgilerimizi ve askeri gücümüzü Doğuya ve Güneye konuşlandırmalıyız. NATO'nun geleceği, Doğu ve Güneydir. Bu da Büyük Ortadoğu'dur. NATO'nun geleceği krizlere el koymak ve cevap vermektir. Bu Fransa, İspanya, Çek Cumhuriyeti ya da Amerika için büyük tehdit oluşturan Orta ve Güney Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yer alan ülkelerde yapılacak askeri kurtarma ya da barış gücü operasyonları şeklinde olacaktır. Hepimizin kabul ettiği gibi tehdit; terörizm, küresel terörizm ve Kitle İmha Silahları'ndan (KİS) gelmektedir.''

Tüm bu yaklaşımlara, arzulara, hedeflere karşın uzlaşmazlıklar sürmekteydi. ABD'nin 11 Eylül sonrası oluşturduğu güvenlik paketiyle (Bush doktrini ve önleyici vuruş, küresel terörizm, işgaller, rejim değişiklikleri, ...) NATO'yu uyumlandırma gayreti, NATO'ya küresel boyutlarda sadece askeri değil, ekonomik, politik, demokratik ve stratejik görevler verilmesi çabası, karşılığını tam olarak bulamıyordu.

Atlantik'in iki yakası arasındaki çatlağın derinleşmesinden rahatsızlık duyanlar vardı. Başta çok uluslu şirketler (ağırlıklı G-8 şirketleri) olmak üzere bazı Batılı strateji çevreleri, Batı çıkarları açısından bu çatlağın büyümesini sakıncalı görüyorlardı. Aile içi uzlaşmazlık ve uyum sorunu biçiminde yansıyan Atlantik çatlağının, şu an için ciddi kopmalar yaratmayacağı sanılıyor. Bunun için aile bağlarının kuvvetli olduğu düşünülüyor. Özellikle çok uluslu şirketler, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve NATO gibi Batı çıkarlarını koruyan örgütler, aileyi birbirine kenetleyen bağlar olarak algılanıyordu. Ancak yine de sorun ciddiye alınmalıydı. Esası aile içi miras bölüşüm kavgasına benziyordu ve tarihte bu tür kavgaların da acı sonuçları vardı. Yeni siyasal atlas nasıl ve kim tarafından çizilecekti? Her şey bu sorunun yanıtında saklıydı. Avrupa (Almanya-Fransa) yaşam alanını daraltan projelere karşı çıkıyordu.

Aile içi çelişkilerden, aile dışı görülen aktörlerin üstelik aileyi hedef alabilecek biçimde yararlanmaya çalışması, aile çıkarlarının hatırlanmasına yol açıyor, ortak kaygılar beliriyordu. Bu yüzden kendini aile reisi olarak gören ABD'nin aileyi hedef alan düşman tarifi yapması gerekiyordu. Sorun da burada düğümleniyordu. Bu tarif henüz aile fertleri tarafından inandırıcı düşman olarak algılanmıyor, aile reisinin aileden çok kendi çıkarlarıyla uyumlu bir düşman tarifi yaptığı düşünülüyordu.

Konu Suriye ve özellikle de İran olduğunda, Almanya ve Fransa için ABD'nin tehdit tanımı, ekonomi-politik çıkarları daraltıcı nitelikte. ABD'nin NATO üzerinden Almanya ve Fransa'yı zorlaması, BOP zeminini ekonomik çıkarlarını yeterince hesaplayabilme olanağı tanımadan benimsemelerini istemesi, Atlantik çatlağını besliyor. Almanya ve Fransa bu durumdan rahatsız. Onlar için ABD seçimleri, kırılan Atlantik çizgisinin onarılmasına yönelik önemli bir fırsattı. Ama ikinci Bush dönemi başladı ve beklentiler tamamen karşılanmadıysa da, kapıların tamamen kapanmadığı, ABD'ye nasıl davranılacağının hesapları yapılmaya başlandı. Tam bu noktada ABD'nin Suriye ve İran ısrarı; Atlantik çatlağıyla Avrasya potansiyelleri arasına sıkışmış olan Almanya ve Fransa için bıçak sırtı.

Bir yanda gelişen Rusya, Çin ve İran ilişkileri, öte yandan inişli-çıkışlı seyrini koruyan ABD ilişkileri. Suriye ve İran üzerinden ABD, aslında Almanya ve Fransa'yı biran evvel tercih yapmaya zorluyor. Bu bağlamda İran kilit ülke. İran üzerinden bir yandan Almanya-Fransa'nın Avrasya ile bağı zayıflatılacak, öte yandan Rusya ve Çin ile İran odağında muhtemel buluşmalar zedelenecek. Ayrıca 70 milyonluk İran, çekirdeğe (Barnett'in) bağlanmış olacak. Ancak bu ABD tarafından kolayca başarılacak bir hedef değil. İran düğümü, Irak'la karşılaştırılmayacak kadar karmaşık, bir o kadar da zor. Çok denklemli. Jeopolitik konumu, coğrafi derinliği, toplumsal dokusu, tarihsel birikimi, köklü devlet geleneği, nüfusu, askeri gücü ve nükleer birikimi, uluslararası ilişkileri İran'ın kendine olan güveninin yapıtaşları.

ABD diplomatik yollarla İran'ı sadece nükleer açıdan denetleyebilir. Ama ABD için asıl hedef, nükleer silahı olmasa da, İran'ın çekirdeğe bağlanmasıdır. ABD'nin bugünkü çabası, hemen değilse bile gelecekte İran'a müdahale edebilmeyi zorlaştıracak bir nükleer donanıma sahip olmasını engellemektir. İran için ise güçlü bir nükleer donanım ABD müdahalesini engelleyecek en güçlü kalkandır.

Görünen o ki, Ortadoğu'nun geleceği, geçmişindeki izlerle örülmeye çalışılmaktadır. Paylaşılan, parçalanan, sömürülen, baskıya ve şiddete bağımlı kılınan , ağlayan ve ağlatan bir Ortadoğu.

 

sayfa başına dön