.

 
...
...
Yararlı Linkler
E- Posta
Başvuru Kaynakları
Katkı 
Sunanlar
Arşiv

 

                                  Ana Sayfa                                          

.........

IMF'ye 18 Aralık 2000'de verilen üçüncü ek niyet mektubu:
"Tarım politikalarının reformunda,tüm dolaylı destek politikalarından 2002 sonuna kadar kademeli olarak vazgeçilmesi ve doğrudan gelir desteği sisteminin uygulanmasına geçilmesi amaçlanmaktadır".Denilmektedir.
Görüldüğü gibi ülkemiz nüfusunun yüzde 40'nı yakından ilgilendirecek olan derin yapısal değişim için üç yıl gibi kısa bir süre ön görülmekte, anlamlandırılamayacak bir acelecilikle hareket edilmektedir. Bütün bu zaman zarfında yaşanan Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleriyle programın kriz ayağı çökmesine karşın,tarıma yönelik programda duraksama gereği duyulmamış, sektördekilerin her türlü uyarı ve tepkilerine rağmen devam etmiştir.
IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla Türkiye'ye dayatılan bu model her türlü üretim ve verimlilik kriterlerinden uzak, yalıtılmış, iç karar alıcılarca üzerinde ciddi düşünülmemiş, dış karar alıcıların çıkarlarına uygun bir önerme/dayatmadır. Başka bir deyişle DGD uygulaması gelişmiş ülkelerde üretim fazlası olan ürünlerde alan veya ürün kotalarının çiftçi gelirlerinde yaratacağı gelir düşmesini giderme amaçlıyken, Türkiye'de ise kendi çiftçilerini düşünmeyen,çiftçileri tüm desteklerinden yoksun bırakacak olan, dışarıdan dayatılan, gelişmiş ülkelerin çiftçilerinin çıkarlarına hizmet edecek bir modeldir
Doğrudan Gelir Desteği (DGD) bir tarımsal destek değil, sosyal nitelikli ve giderek azaltılan bir tarımsal destek biçimidir. Gelişmiş ülkelerin uyguladığı bu sistemle hedefledikleri tarımı geliştirmeyi değil, aksine, ihtiyacının çok üzerinde olan üretimin kısılması yani tarımsal üretimin artırılması yerine tarım kesiminin gelirinin korunması amaçlanmaktadır.
57.Hükümet, doğrudan gelir desteğine geçişi kamu maliyesi üzerindeki tarımsal destekleme yükünü hafifletme amaçlı olduğunu açıklamaktadır. Ancak DGD'nin hangi kaynaktan sağlanacağı belirsizdir. Oysa ki, mevcut uygulamada, düşük faizli ama geri dönüşü olan destekleme alım kredileri verilirken doğrudan gelir desteğiyle daha büyük bir kaynak, geri dönüşsüz olarak kullanılacaktır. Bu anlamda güven vermiyor. Göstermelik bir uygulama olacağı işaretleri oldukça fazladır. Türkiye tarımı ve ekonomik yapısı içerisinde uygulanabilirliliği güç görünmektedir. Çünkü, tapu kayıtları uygun değildir. Araziler çok parçalıdır. Ürün alım satımında,girdi ve emek kullanımında kayıt sistemi büyük oranda yoktur. Bu kadar kısa sürede ve Türkiye tarımının yukarıda saydığımız bugünkü koşullarında böyle bir uyum olanaksız gözükmektedir. 
4 küsur milyon aile işletmesinin gösterdiği çok parçalılık da DGD sistemi mevcut destekleme biçimlerine ancak bir tamamlayıcı unsur olarak düşünülebilirdi. 
Bu şartlar altında söz konusu uygulama Türkiye tarımını güçlendirmez, tüketir, dışa bağımlı kılar. Üretimden caydırır, dolayısıyla üretimde düşüşlere neden olabilecektir. Çünkü; 
-200 dönümün üzerinde arazisi olanlara bu sistem gereği ödeme yapılmayacağından ,bu paradan yararlanmak için arazi bölünmesi yoluna gidilebilecektir. Böylece aile işletme sayısı artacak,arazi toplulaştırmasına değil bölünmesine hizmet edecek,(Meksika uygulamasında 1000 dekara kadar ödeme yapılmıştır.)
-Tapusu olduğu halde tarımla uğraşmayanı,kente yerleşik olanı teşvik edecek,tapusu olmadığı halde tarımla uğraşan ortakçı,kiracıları sistem dışına itebilecek,(İktidarın iddia ettiği gibi,yoksul çiftçi lehine bir uygulama değildir.)
-Hisseli arazilerde yeni hukuki ihtilaflara zemin hazırlayabilecek,
-Doğrudan gelir desteği(DGD) karşılığında destekleme alımları ve diğer tarımsal destekler kaldırılacak, sadece doğrudan gelir desteği verilecek,
-Verimlilik farkları 10 katına kadar çıkabilen Orta ve Doğu Anadolu köylüsü ile Ege-Çukurova çiftçisi de miktar bazında aynı oranda destekten yararlandırılacak,
-Hiç arazi kullanmadan veya az kullanarak,meraya dayalı hayvancılık yapanlar bu uygulamadan hiç yararlanamayacak, 
-En önemlisi de,IMF ve Dünya Bankası istiyor diye dekara 10 milyon lira DGD karşılığında;
a)Desteklemelerin tamamı kaldırılacak,
b)Girdi sübvansiyonları kaldırılacak,
c)Destekleme alım yapan kuruluşlar özelleştirilecek,
d)Tarımsal kredi faizleri yükseltilecek,
e)Taban fiyat uygulamalarından vazgeçilecek,
Dekara 10 milyon vereceksin karşılığında çiftçinin hayat damarlarını keseceksin buna da Tarımda Reform! yapıyorum diyeceksiniz. Buna "ağza bir parmak bal çalma" bile denilemez... 
Kısaca,köylülükten çiftçiliğe geçişin önünü tıkayan irrasyonel bir uygulamadır. Bu uygulama ve diğer uygulamaları ile Türkiye'yi kendi kendine yeterlilikten çıkaran iktidarlar,şimdi de üretim ve verimlilikle hiçbir bağını kurmadan DGD'ini uygulamaktadırlar. Türkiye çiftçisinin ihtiyacı sonucu oluşmuş bir uygulama değil,kökü dışarıda bir politikanın ihtiyacı sonucunda Türkiye'ye dayatılmıştır. Yabancıların ihtiyacıdır. Eloğlu istiyor diye yapılmaktadır. Aldatmacadan başka bir şey değildir. 
2000 yılında Karadeniz'deki pilot bölgedeki uygulama sonucunun verilerine göre 5-10 dönümlük arazi için çiftçiler alacakları desteğin ilk taksitleri olan 25-75 doları almak üzere başvuruda bulunmaya bile gerek görmemişlerdir. Kaldı ki,dekar başına DGD tutarının tedricen aşağıya çekilmesi,bazı ürün ve bölgelerin dışlanması ve birkaç yıl içinde DGD'nin tümden kaldırılması gündeme gelebilecektir. 
Türkiye'deki tarımsal işletmelerin yüzde 68'i 50 dönümün altındadır.30 dönüm araziye sahip bir çiftçinin doğrudan gelir desteğinden dolayı alacağı dekar başına 10 milyon lira yani, ortalama olarak ödenecek olan 300 milyon liralık bu komik rakam ile 1 yıl yaşayabilmesi mümkün mü? Ne dersiniz? Bu nedenle verilen açlık parasıdır,diyoruz.
Doğrudan Gelir Desteğinin ülkemizde tek başına düşünülüp, uygulanması halinde;
-DGD karşılığında tarıma yapılan tüm destekler ve girdi sübvansiyonları kaldırılacaktır.
-Sahip olunan arazi bazında yapılacak ödemelerden en büyük payı yine toprak ağaları almaya devam edecektir.
-Kadastronun geçmemiş olması, kayıt sisteminin olmaması sağlıklı olarak gerçekleştirilmesini olanaksızlaştıracaktır.
-Üretimle bağı kopartılmış bir DGD sistemi ile ülkenin ihtiyacı olan üretim planlaması gerçekleştirilemeyecek, engellenecektir.
-DGD sisteminde yük vergi mükellefleri üzerinde olacağı için, tarım dışı kesimler ile tarım kesimi haksız, gereksiz ve yanlış olarak karşı karşıya getirilecektir.
-DGD sistemi ile hazinenin yükü azalmayacak, artacaktır.
-DGD sisteminde müdahale kurumlarına gerek olmadığından, KİT'ler özelleştirilecek bundan da üretici ve tüketici olan büyük bir halk kitlesi zarar görecektir. 
Tarımda reform değil, çiftçiyi yok edecek uygulamalardan birisidir. Tek başına düşünülüp, uygulanmasından vazgeçilmelidir. DGD mevcut destekler ile birlikte ek destek olarak verilmelidir. 
Doğrudan gelir desteği pilot proje uygulamasına, Ankara-Polatlı, Adıyaman-Merkez ve Kahta, Antalya-Serik ve Manavgat, Trabzon-Sürmene ve Akçaabat ilçelerinde başlanmıştır. 2001-2002 yılında tüm ülke genelinde uygulanması taahhüdü verilmiştir.
57.Hükümetin Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp,Dünya Bankası kökenli Devlet Bakanı Kemal Derviş'e karşı çiftçi yararına gibi görünen çıkışlarında samimi olup olmadığına gelince...
PRO. Dr. Tayfun Özkaya'ya göre "Dünya Bankası,Tarım Bakanlığı bünyesindeki Tarımsal Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü'nün kuruluşuna büyük katkılarda bulundu. Yıllardır, tarımsal ürün desteklerinin kaldırılarak doğrudan gelir yöntemine geçilmesi için lobi faaliyetlerini bizzat yürüten, Tarım Bakanlığı bünyesindeki bu enstitüdür." diyor... (Bakınız: Işık Kansu, Cumhuriyet, 4 Haziran 2001 'Ankara Kulisi' köşesi.)
Bir de... böyle bir, 2002 Yılı Tarım Bütçesi!...
Bir başka aldatmaca!... bu sayfanın devamı



önceki sayfa

İ

N

A

D

I

N

A