|
Ç i m d i k
Yeni Moda
Renkli basın ve ekranın ardındaki parababaları televolelerden bıktı galiba.
Arabeskle, baldır bacak teşhirini genel kültürle takviyeye başladılar...
Allahtan sanatı ve sanatçıyı anlama yetenekleri hiç gelişmemiş.
Değerlendirmeye akılları... Eleştiriye kültürleri... Kendilerine benzetmeye paraları yetmediğinden, o ona şöyle... Bu buna böyle dedikodusuna, kocaman sayfalar... İzlenebilir saatler ayırıyorlar.
Çağımız reklâm çağı ya !..
Aklı başında bilinenler de onların değirmenine su taşımakta yarışıyor.
Doğru düzgün bir romanı, (Madam Bovary) 70'inden sonra okumuş Aziz Nesin'in 50'sinde okuduğu romanlara düştüğü... Birer mizah parodisi sayılacak notlar ilham vermiş olmalı. Atilla İlhan daha revnaklısına çanak tuttu.
Bilgi Yayınevi'nin editörüyken aldığı yazar mektuplarını yayınladı.
İlgi görmüş olmalı ki, Hilmi Yavuz'la Orhan Pamuk gündeme geldi.
Rejim muhalifliğiyle, ülke muhalifliği, epeyce kafayı karıştırdı.
Şimdi gösteri sırası Haldun Dormen'le, Ali Poyrazoğlunda.
Dormen Tiyatrosu ekonomik krizden mi, yönetenin başarısızlığından mı kapandı ? Sorusuna hemen herkes cevap yetiştirmekte.
Tutalım her ikisi de doğru.
Sonucu değiştirir mi ?
Okunmayan her kitap... Yasaklanan her oyun... Kapanan her tiyatro, sanat ozonumuzda yeni ve kapanmaz bir kara deliktir.
Açan alkışlanacağına, deliği yamamaya uğraşmak daha insanca değil mi ?
Ne dersiniz ?
Koroda Yeni Solistler
Türkiye'de hükümetler iki yolla değişir.
Bunlardan doğal olanı, seçim... Doğal sayılanı darbedir.
Seçimle değişime baktığımızda, ya anayasal süre dolar... Ya Meclis karar alır. Seçime gidilir. Meclis çoğunluğunu sağlayan hükümet kurar.
Darbelerse, istikrar önlemlerinin belli bir birikime ulaştığı dönemlerde, pastayı bir an önce paylaşmak isteyen parlamento içi muhalefet yükselir. Buna kıymeti harbiyesi ne kadar bilinmez ama, parlamento dışı muhalefet katılır. Dehşetli bir koro, yeri göğü inletir. Azınlık hükümeti lime lime doğranır.
Askerler önce muhtıra verir.
Hükümet diretirse, yönetime el kor. Diretmez de çeker giderse, hükümet değişikliği gerçekleşir. Hem de günümüzde ortalıkta dolaşan bini bir para senoryoların hepsini kapsayacak biçimde.
Bu kez hükümeti oluşturanlar, seçim sonucuna göre hem mecliste, hem toplumda çoğunluğa dayanıyor. Yâni iş sıkı.
Parlamento içi muhalefet, evlere şenlik. Mollalar eşekten düşmüş karpuz. DYP lideri Tansu Çiller muhalefetin anası.
Asker galiba yıllardır bindirildiği dolabı çevirenleri açık seçik gördü. Onca gürültüye karşın kös dinlemekle kalmıyor, dolapçıları teşhir ediyor.
Parlamento dışı muhalefetin gümbürtüsü çevik kuvvete takılmazsa, demokratik uyumda ilerlemeye örnek sayılıyor.
Ve herkes yutkuna yutkuna çözülmeye başlarken, Atlantik kıyılarından esen bir yel, yangını körüklüyor.
Financial Times'in Almanya baskısına göre, IMF yeni kredi diliminin serbest bırakılması için Başbakan Ecevit'in istifasını isteyecekmiş !..
Ne güzel !..
Sonunda koronun assolisti ortaya çıktı.
Bakalım Türkiye seyircisi aryalarını beğenecek mi ?
Allah Rızası İçin 1 Milyar Dolar
Bizim büyük patronlar istikrar önlemleri çarığı... Yâni sokağa attıkları emekçilerle dargelirlileri sıkarken pek bir efeleniyor... 25 milyar dolarlık devlet desteği olmazsa, sokakları işsiz ve aşsızlarla dolduracaklarını söylüyorlardı.
Sokaklar işsiz ve aşsızlarla doldu. Ama destek olmadı.
Yeni bir senaryoyla, ortaya çıktılar.
Teknisyen hükümet kurulsun... Devlet desteği 15 milyar dolar olsun.
Stoklar erimek üzereyken, pazarlık biraz daha gevşedi.
Bakanlıkların sayısı azalsın. Devlet 10 milyar dolarla kıyak çeksin.
O da olmadı. Stoklar bitti. Yeniden üretim olmaz... Üretilen yüksek fiat yüzünden satılmazsa, iflâsın ucu göründü.
Sonunda hacizler kapıya dayanmaya başladı.
KDV azaltılsın... Sigorta primleriyle, vergi taksitleri ertelensin... Ve Allah rızası için 1 milyar dolarcık olsun sadaka verilsin çıtasına gelindi.
İşte böyyük Türkiyenin böyyük patronlarının encamı budur.
Halâ bunları yel değirmeni sanıp doktrin döktürenlere helâl olsun.
Atamadıkları... Sulta kuramadıkları... Altını oyamadıkları bir hükümetin önünde ne hale geldiklerini göre göre, post peşinde koşanların vay haline.
Alsınlar da hayrını görsünler, demez misiniz ?
Berin Nadi de Gitti
Osmanlı kulluğuna doğup Cumhuriyet yurttaşlığına evrilmiş son değerlerden biri daha 91 yılı geride... Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sahipliğini Cumhuriyet Vakfı'na bırakarak çekilip gitti.
Berin Nadi, çocukluğunun son çağında işgali... Ergenliğin ilk çağında Ulusal Kurtuluşu... Ve gençliğinin baharında Cumhuriyeti görmenin engin deneyini sevmedikleriyle bile paylaşacak sevecenlikteydi.
Yurttaşlık bilinciyle gazetesi herşeyiydi.
Coşkulu ve hüzünlü anlarında, dizelerini her sözcüğünün hakkını vererek okuduğu Celal Sahir Erozan'ın kızıydı. Yunus Nadi'nin gelini... Büyük bir aşkla bağlandığı Nadir Nadi'nin eşiydi.
10 yıldır Cumhuriyet gazetesinin imtiyaz sahibi olarak hem Cumhuriyet kadınlığını üst düzeyde yaşamış... Hem başlarında İlhan Selçuk, çalışanlarıyla birlikte bağımsız bir gazeteyi yaşatmanın bütün özverilerine sessizce katlandı.
Arada şikâyeti halsizliktendi.
Ama yaşının ve fiziğinin halsizliğinden.
Cumhuriyet gazetesini kuranlar gitti. Kurumlaştıranlar gitti.
Artık Berin hanım da gitti.
Sadece tâbutunu değil, bütün sorumluluğu da, İlhan Selçuk'la çalışanların omuzuna yükleyerek, Nadir'ine kavuştu.
Onun toprağı bol... Cumhuriyet'in ömrü uzun olsun.
Dünyanın Efendisi İstifa Sürecinde
11 Eylül'den sonra dünyayı dehşete salan küresel efendinin süngüsü düşmek üzere. Çok yakında, Ramazan ya da Pakistan baskısını bahane ederek bombalamayı durdurursa şaşmayın.
Savaşı Amerika dışına taşıma projesi fiyasko vermek üzere.
Bıyık altından bize ihale etti ya, elini çekebilir diyeni duyduk.
90-900-9.000 süper askerle çözümlenecek bir sorun olsa, yok, yoksul ve yoksun bütün bir halka uzaktan kumandayla zulmetmez... İngiltereyi bile karıştırmadan sopayı çekip, Asya'nın ortasına yerleşiverirdi.
Yapmıyorsa, yapamadığından.
Siz dilerseniz, Sovyet askerlerinin hüsranını beceriksizlik.. Müslümanlık.. Türklük ya da Peştunluklarına verin.
Ama en az ölümü göze almış Taliban kadar asker bulamadıkça, hiçbir şey yapamayacağını o anladı. Biz bu çimdiği, anlamamakta direnen bir bahaneyle kıvırtırsa şaşmasın diye atıyoruz.
Peki bizim 90 yiğit n'oluyor ?
Oradakilerle ortak iş çevirmek için 90 çok !..
İki kişiyle hükümet deviren Teşkilât-ı Mahsusa silâhşorlarının toprağı bol olsun. Enver ve Cemal Paşalarla, Celâl Bayar'ın anılarında upuzun yatıyorlar.
Taliban'ın Düşmanlığı
Afganistan'a asker gönderdik ya !..
Bazı akıldanelerimizin yüreği Selânik.
Yaa Taliban bize düşman olursa, diye hop oturup hop kalkıyorlar.
Korkunun ecele yararı yok. Ama bir an durup dost muydu deseler ?
Olabilir miydi ?
Senin lâik Cumhuriyet ilkelerinle yetişmiş pek çok mollan, ülkeni dâr-ül-harp saymaktayken, Afgan Taliban'ın dost sayması mümkün mü ?
Taliban'ı Amerika türetti !..
Kabûl !..
Onbinlerce Sovyet askerini kapı dışarı eden masum ve mazlum Afgan halkı değil mi ? Taliban'ı neden sopadan geçirmedi ?
Ürkenler haksız değil.
Bombalar altında yürekler paralayan o masum ve mazlum halk yarın Taliban çevresinde birleşir de, Kuzey İttifakı da içinde bütün yabancı güçleri bir kez daha sürer atarsa, düşmanlığından korkulur.
Elbet her türlü düşmanlığın hakkından gelebileceğimize inanmıyorsanız.
İnanıyorsanız, düşmanlarınız korksun.
|