|
|
21. YÜZYILDA NATO BARIŞI
Doç. Dr. Deniz Ülke Arıboğan
(İÜ SBF)
"Kılıçsız ahit boş sözlerden ibarettir, insanların yaşamını güvenceye alacak kudretten yoksundur." Thomas Hobbes.
Güvenlik sağlama kaygısı insan yaşamınının belirleyici unsurlarından birisidir. Hobbes'un deyimi ile "herkesin herkese karşi savaştigi" bir dünyada güvende olabilme arayışı pek çok tercihimizin, davranışımızın ve sosyal gelişimimizin ana motivasyonudur. Bize, sevdiklerimize yönelen tehditler her zaman vardır ve bunları savabilmek adına, bizimle aynı tehditleri algılayanlarla bir arada olmak, çoğu zaman kaçınılmazdır. Kendimizi ve bizimle birlikte olanları tanımlarken, bize yönelik tehditin menşei olarak düşündüklerimizi de "öteki" olarak tarif ederiz. Biz olarak tarif ettiğimiz herkesle dayanışma duygusunu geliştirebilecek arayışlara gireriz; silahlanırız, güç gösterisinde bulunuruz, hatta savaşırız. En ilkel uygarlıklardan en modern topluluklara kadar, aynı arayışın peşindeyizdir: Yaşamımızı güvenle sürdürebilmek.
Devletlerin (vb. siyasal birimlerin) varlıklarını sürdürebilmek ve tehditlere karşı durabilmek amacıyla birlikler oluşturmaları, tarihin çok eski dönemlerine kadar uzatılabilmektedir. En bilinen savaşlardan birisi olan Peloponez Savaşı, Attik Deloz Deniz Birliği ile Peloponez Birliği arasında gerçekleşmiş ve savaşçılar ülkesi despotik Sparta ile müttefiklerinin, zenginlik ve demokrasi simgesi olan Atina ile müttefiklerini yenmesiyle sonuçlanmıştır. Bu savaştan yaklaşık 2500 yıl sonra, aynı tür bir kutuplaşmadan galip çıkan taraf, zenginlik ve refahın simgesi olan ABD ve müttefikleri iken, askeri ve ideolojik gücün merkezi olan SSCB ile müttefikleri kaybeden taraf olmuştur. Zafer ve sahibi aşikardır, ama ya sonra...
Varşova Paktı lağvedilirken, kimileri NATO'nun varlık sebebinin de ortadan kalktığını iddia etti. Gerçekten de NATO'nun kuruluş unda "öteki" olarak tarif edilen tehdit artık yok olduğu gibi, bu tehdidi yaratan devletlerin bazıları da NATO'nun güvenlik şemsiyesinin altina girmektedirler. Ortadaki gerçek, NATO'nun lağvedilemeyeceği, ancak yeni bir güvenlik tanımı oluşturmanın ve yeni bir "biz-öteki" tarifinin zorunlu olduğudur. Uluslararası koşulların olağanüstü bir hızla değişmesi nedeniyle ortam belirsizleşmektedir. Bilinen ve somut tehditler ortadan kalkarken, pusların arasındaki düşmanı tanımlamak kimi zaman hayal ve öngörü sınırlarını zorlamaktadır.
1999'da, yarım yüzyıllık geçmişini Washington'da kutlayan NATO, bir yandan yeni üyelerin katılımı ile kurumsal anlamda, diğer yandan alan dışı müdahale yetenekleri ile coğrafi anlamda, öte taraftan da terör, organize suçlar, çevre gibi konuları gündemine alarak fonksiyonel anlamda genişlemektedir. "Yeni NATO", kurulduğu yıllardaki "Sovyet tehdidine karşi bir savunma" örgütü rolünü terk etmekte ve global güvenliğe yönelik her türlü tehdide karşı "kapsayıcı bir güvenlik örgütü" rolünü benimsemektedir. Bu çerçevede BM'nin güvenlik misyonlarını da yüklenmeye talip olan NATO, Mart 1999'da Kosova'ya müdahale etmekte tereddüt etmemiştir. Ilk kez BM karari olmadan, kendi üye ülkelerinin sinirlari dişinda bir yere müdahale eden NATO, gerekçe olarak da bir yönetimin, kendi sinirlari içinde yaşayan vatandaşlarina karşi uyguladigi etnik temizligi göstermiştir. Yani artik kendi sinirlarini müdafaa etmeye çalişan bir örgüt degil, "hattı müdafaadan, sathı müdafaa"ya geçmiş - ki o satih bütün dünyadir!- bir örgüt vardir karşimizda. Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan gibi eski sosyalist ülkelerin de katilimiyla doguya dogru genişlemeye başlayan NATO yeni üyelere de açik bir kapi birakti. Alternatif ya da tamamlayici olarak tasarlanan diger askeri örgütlenmelerin belirsiz gelecegine karşilik, oldukça saglam bir geçmişe sahip olan, yenilenmiş örgüt, 21. yüzyilda belki de bir Pax-Natoica'ya vesile olacaktır.
|
|
|