Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

ÇİMDİK


Sendikacılara Duyuru

Tanığımız sağlam.
1960'lı yılların sonlarınde bir gün.
İsmet İnönü, başbakanlıktan ayrılmış... Anamuhalefet lideri olarak Meclis kulisinde oturmaktadır.
O zamanın TÜRK-İŞ başkanı Seyfi Demirsoy'la genelsekreteri Halil Tunç büyük bir saygıyla yanına gelirler.
Sevgi ve nezaketle karşılar.
İlk görüşmeleri kendi zamanında başlayan bir toplusözleşme döneminden geçilmekte... Yeni Hükümet isteklerinin çoğunu geri çevirmektedir. 
Uzun uzun dert yanarlar.
Hiç sözlerini kesmeden sabırla dinler.
Sonra yavaşça başını kaldırarak, sendika önderlerine bakar.
Ve son derece sakin bir sesle ;
- Yahu, der !.. - Biz boynumuzda idam fermanıyla ihtilâl yaptık. Siz elinizde yasayla grev yapamıyorsunuz !..
Sabah akşam genel grevden söz edip... Atarken mangalda kül bırakmayan çağdaş sendikacılar ?
Ne haber ?
Şimdi nasılsınız ? 
İyi misiniz ?

Muhalefet KDV'si

Anamuhalefet, adı üstünde muhalefet.
Her düzende iktidar vardır da, sade demokratik düzende, muhalefet olur.
Bu nedenle herkesin muhalefet için muhalefet yapması hoşgörülür. 
Hele bizcileyin iktidar hayali kurutulmuşlara varsın iktidarlarıın acımasız gücünü kısıtlıyorum sanıp oyalansın diye, anasının ak sütü gibi helâl sayılır.
Ama uzun iktidar deneyimli bir partinin, geçmişinde Başbakanlık bulunan üstelik ekonomi profesörlüğü etiketi taşıyan anamuhalefet lideri, öyle yaptı mı, iş değişir... Çünkü belki, hayal ettiği gibi ilk seçimde iktidar olacaktır. 
Ve iktidar olduğunda kendinin de marifet gibi sunacağı işlem ve eylemleri muhalefetinde eleştirirse, eli kolu bağlanır.
Bizde dün dündür, bugün bugündür. 
Ama anamuhalefet, tutar da avara kasnak muhalefet yaparsa, iktidar hayali yok demektir. Öylesi, kısıtlıyorum sandığı iktidarı büsbütün güçlendirir.
Örnek mi ?
Şu son KDV kararnamesi.
Hani beyaz eşyayla, otomotiv sektöründeki yüzde 8 indirim...
Hani anamuhalefetin anası Tansu Çiller'in kollarını ördek palazı gibi açıp badi badi tamamı niye inmiyor diye hesap sorduğu KDV indirimi.
Vehbinin kerrakesini anlamak için ekonomi profesörü olmak gerekmiyor.
Ekim 2001 dışticaret istatistiklerine bir göz atan sade vatandaş, beyaz eşyayla otomotiv sektöründeki ihracat artışının yüzde 60'lara vardığını görür. Yılbaşından önce yapılacak angajmanlarda yüklü bir fiat indiriminin siparişleri şıp diye artıracağını anlar.
Ama gerçek muhalefet yerine KDV muhalefeti yapınca, eşitlik diye ortaya fırlar. Eh, böyle bir muhalefetin parsasını da elbette iktidar toplar.


Düello

Afganistan Taliban'ının büyük mollası Ömer, geçtiğimiz günlerde Bush ve Blair'e meydan okudu.
Kendinize güveniyorsanız, bu kadar can kıymanın nedeni yok. Gelin teke tek vuruşalım, dedi. Ama besbelli hedef şaşırdı.
Ellerinde bu kadar teknoloji... Bu kadar devlet ve insan var... Üstelik pek çoğu onların adına gönüllü kıyıp kıyılmaya hazırken, yumuşak bedenlerini niye tehlikeye atsınlar ? 
Bizim Fatih Altaylı'ya meydan okuyup düelloya davet etseydi... Teke tek mızraklarını kaptığı gibi Afgan mağaralarına dalardı.
Sonra da Star ekran ve sayfaları o düellonun renkli öyküleriyle dolar. Biz de okuya seyrede epeyce eğlenirdik.
Heyhat !..
Besbelli Molla Ömer, cihat çağından günümüze gelememiş. 
Ve besbelli Hazreti Ali'nin gençliğine özenmiş. 
Efsaneye göre, devleri bir yumruk... Canavarları bir fiskede yenip İslâma kazanan Allah'ın aslanının Muaviye ile ilk savaşta yenildiğini unutmuş olacak. 
Bush'la Blair hiç öyle ilkel oyunlara katılırlar mı ?
Sallarlar uzaktan kumandalı bombaları. 
Kaçamayan çocuklarla yaşlılar kitle halinde ölür... 
Kaçanlar Taliban'dan hesap soramıyorsa, Kuzey İttifakına katılır.
İttifak Kâbil'e dayanır. Yeni bir Afganistan kurulur. 
Ve olasıdır ki, Taliban orada yerini bulur. 
Molla Ömer'se elinde okla yay, onları düelloya bekler.

İki Polisin Farkı

Anayasa değişikliği... Bu arada izinsiz toplu yürüyüş ve gösteri hakkının yürürlüğe girdiği günlerde YÖK yirmi yaşına bastı.
Yüksek öğrenim gençliği toplu bir gösteriyle en azından o 20 yılı protesto etmezse, gençlik sayılmaz. 
Bunun için de, toplu halde sokaklara dökülüp, toplu slogan atması... Toplu gösteri yapması... Toplu bir açıklamayla dağılması gençliğin şânındandır.
Nitekim gençliğimiz kimseyi mahçup etmemek için çok olasıdır ki, bu toplu yürüyüş ve gösteri için gerekmediği halde bildirimde de bulundu.
Ankara gençliği, yürüdü... Bağırdı... Basın açıklaması yaptı ve dağıldı.
Ankara polisi cadde ve alanların iki yanında, gösteri ve yürüyüşün düzenli geçmesi için değişen Anayasa'ya uygun bir tutum sergiledi. 
Aynı gün aynı saatte İstanbul gençliği de benzer bir toplu gösteri ve yürü-yüş düzenledi. Ve hem bir güzel sopadan geçirildi... Hem çoğu gözaltına alındı.
Anayasa aynı Anayasaydı...
Gernçlik aynı gençlikti...
Toplu gösteri ve yürüyüşün amacı aynı amaç...
Ama ya Ankara polisi başka, İstanbul başkaydı. Ya Ankara'da yasa, İstan-bul'da keyfilik vardı.
Eğer öyleyse, kamu görvlilerimizin yasa anlayışı kendilerine göre. 
Oysa biz onların, Türkiye Cumhuriyetinin tek devlet... Anayasasının her kafada geçerli.. Yurttaş hakkının her ilde aynı olduğunu kanıtlamak için görevde olduklarına inanıyoruz. 
Sanırız yeminleri de, kendileri de böyle biliyorlar.
Öyleyse bu uygulama, ya tabanın keyfiliğinden kaynaklanıyor.. Ve şefler engelleyemiyor. Yâni yönetemiyor. Ya şeflerinin yasa dışı emrini, gözü kapalı uygulayan bir güvenlik örgütümüz var.
Hangisi doğru olursa olsun, güvenlik sorumlularının ayıbı. Ama sabıkası çok olduğuna göre, İstanbullunun hâli vahim !.. 
Aykırıya yasaları öğreterek, zorbalıktan kurtulmak yazık ki şeflere değil... Maddi-manevi zarar gören yurttaşlara düşüyor.
Öyleyse haydi yurttaş !..
Dert yanacağına, aykırı davranan güvenlik görvelilerinin şefleri için bastır harcı, ucuzundan maddi-manevi tazminat davası aç.
Belki hiçbir sonuç alınmaz !.. 
Ama en azından o şefler savunma gereksinimiyle, hukukla yüz yüze gelir.. Ve bir de bakarsınız yurttaşın düşmanı değil, efendisi olduğunu öğrenir.
Bunca emek, bunca sopa, bu sonuca değmez mi ?

Kıbrıs Hâtırası

Efendilerimiz Kıbrıs'ı yeniden dillerine doladılar ya !..
Bizim kamberlerin tamamı, dört kol çengi şenliğe katıldılar.
Neymiş efendim, Kıbrıs başımıza dert.. Denktaş Kıbrıs'a kambur.. Ulusal hakların korunması, olmayan Avrupa Birliği üyeliğimiz için tehlikeymiş. Eğer biz Kıbrıs Rum kesiminin... Hatta içinde azınlık da olsalar bütün Kıbrıs'ın AB üyesi olmasına ses çıkarmazsak, üyeliğimiz kolaylaşırmış.
Kolay satışa kolay koşul bulmak zor değil.
Türkiye Avrupa Birliği'ne Kıbrıs'tan önce aday. 
Kıbrıs'la eşzamanlı olarak Türkiye'yi de üye yapsın. Olsun bitsin !..
Olup bitmiyor değil mi ?
Onlara tarihe bakın desek... Kıbrıs'ın Osmanlılarca alınış dönemi 1571'le-re gidip yorulmaları gerekir. Ama o dönemin başlangıcında İstanbul balyosu... Sürecinde Venedik dukası olan Giovanni Gritti'nin raporu çok uzun.. Çok dersle dolu. Ama, çimdiğin yeri de yeni de dar.
Sadece sıradan yazışmalarından şunu aktarsak ;
" Vezir, efendisine Mısır'dan gelen atların çalınmasından yakındı. Ben her zamanki dışımızdaki korsanların işi olduğu mazeretini belirttim. Bunun üzerine, Kıbrıs'ın anakaranın kilidi olduğunu farkettiklerini... Sağlam ve muhkem tutma gereğinden söz etti. "
Lâfı üstüne, askeri ya da ulusal varsayımlar bir yana... Güncel Afganistan serüveni de içinde her hangibir haritaya bir baksak... 
Osmanlı'nın geç farkettiğini hiç farketmeme hakkınız var mı ?


 
sayfa başına dön