Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

DEVLET NİÇİN KÜÇÜLÜYOR?
KİMİN İÇİN KÜÇÜLÜYOR?


KÜÇÜLMENİN İDEOLOJİK TEMELLERİ

Ar. Gör. Dr. Metin Altıok 
(Mersin Üniversitesi)


Yeni liberal politikalara uygun devletin küçültülmesi yaklaşımı, kamu harcamalarının kısılmasıyla sosyal harcamaların azaltılması ve özelleştirmeleri içermektedir. Bu da kamu kesimi tüketim ve yatırım harcamalarının azaltılması, reel ücretlerin düşürülmesi, tarım sübvansiyonlarının kaldırılması, büyük maliyetli yatırımların durdurulması, KİT'lerin finansmanından vazgeçilmesi, adalet, temel eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi kamu hizmetlerinde yapılan kısıntılar ve sübvansiyonların kaldırılmasına yönelik olmuştur. Devleti küçültme girişimlerinin ardındaki asıl gerçek ise bu uygulamalarla sermaye birikiminin önündeki engellerin kaldırılması ve olanakların artırılmasıdır. Devletin gelirlerinin giderlerini karşılayamamasının yarattığı bütçe açıklarının iç ve dış sermaye piyasalarından finanse edilmesi için borçlanmaya gidilmesi, 1990'lardan itibaren devleti borç kısır döngüsüne sürükleyerek mali krize yol açmıştır. Harcamalar açısından diğer tüm gider kalemlerinde sınıra gelindiğinden azaltılabilecek tek kalem artık sadece personel giderleridir. Bu nedenle hükümet devletin küçültülmesi adı altında yeni düzenlemelere giderek işçi ve memur sayısını azaltmakta ve onları resen emekliliğe zorlamaktadır. Bunu yaparken de işçi ve memurlara kaynak yokluğundan dolayı ücret ve maaş artışı yapılamadığını dile getirirken, toplumun diğer kesimlerine de 'işçi ve memurlara fazla verildigi için size bir şey kalmiyor' mesajı vermektedir. Enflasyon hedefleri düşük belirlenerek ücret artışları sınırlandırılmakta, böylece bu ödeneklerden tasarruf sağlamaya çalışılarak sermaye kesimine kaynak aktarılmaya devam edilmektedir. Devletin küçültülmesinin hedeflendiği bu süreçte iç ve dış borç faiz ödemeleri toplam bütçe harcamaları içinde yüzde 52 ile en büyük payı almaktadır. Personel giderleri ise, 1992 yılında yüzde 47.1 iken, 2001 yılında yüzde 18.5'e düşürülmüştür. Devletin küçültülmesi sürecindeki bu türden uygulamalar ise kamu çalişanlarinin daha da yoksullaşmasina yol açmaktadir. Devlet vergi almasi gereken kesimlerden borçlanarak onlara kaynak transfer ederken, buna karşilik vergi alabildigi kesimlerin gelirlerini azaltarak onlari yoksulluga mahkum etmektedir. 
Sorun bütçe giderlerinin aşiri artmasi degil, gelirlerin yetersizligidir. Vergi muafiyetlerinin sürekli genişletilmesini savunan ve kârlilik problemini bütçe araciligiyla topluma yükleyen özel kesimin vergilendirilmesinden başka kalici çözüm kalmamiştir. Gelir dagilimi eşitsizliginin yaşandigi bir ülkede fedakarligin hep çalişanlardan istenilmesi, devletin görünmeyen yüzünü ortaya koymaktadir. Bu yüz devletin büyük oldugu ideolojik söylemiyle örtülmek istenmektedir. Oysa devletin sosyal harcamalara ayirdigi pay 1992'de yüzde 26.1 iken, 2001'de yüzde 14.5'e, 2002'de ise yüzde 13.4'e düşürülmüştür. Böylece toplumsal ücretin azaltilmasi kamu çalişanlarinin yoksulluklarini daha da derinleştirmiştir. Bu sürecin devam edip etmemesi ise tüm çalişanlarin ortak mücadele düzeyine bagli görünmektedir.

 
sayfa başına dön