|
|
'Devlet küçülsün' demagojisi
İhsan ÇARALAN
Herhalde son yılların en demagojik kampanyalarından birisi "devletin küçültülmesi" adı altında yürütülmektedir.
Çünkü, "devletin küçültülmesi" demek, "egemen sınıfın kendi egemenlik aygıtını küçültme" anlamına gelmektedir ki; bu da, egemen sınıfın kendi egemenliğini pekiştirme fikriyle çelişir. Bu yüzden de; "devletin küçültülmesi" kampanyası, sermayenin fedakârlık yapması, halk lehine düzenlemeler yapması gibi verilmektedir.
Bu yüzden de "devletin küçültülmesi" kampanyası demagojik bir kampanya olarak sürmektedir. Çünkü tarih boyunca egemen sınıflar hep "kendi egemenliklerinin simgesi" olan devleti güçlendirmek için çalışmışlardır. Bunun tek istisnası; işçi sınıfıdır ve o sınıf egemenliğinden gönüllü olarak vazgeçen (aynı anlama gelmek üzere, öteki sınıfları ortadan kaldırırken kendisini de ortadan kaldıran) bir sınıf olma niteliği taşıdığı için "devletin küçülmesi" ve "fonksiyonları azaldıkça sönüp yok olması"nı savunur.
Ama kapitalist sınıfın bir ideolojisi olarak liberalizm; "En iyl devlet olmayan devlettir" diye bir slogan ortaya atmıştır; ama bunun "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" kadar bile ciddiyeti olmamıştır.
Burjuva devlet tarih sahnesine çıkıp "burjuvazinin şiddetinin örgütlenmiş bir egemenlik aracı" olarak biçimlendiğinde, elbette ki kendisine "sosyal" ve "ekonomik" görevler biçmemişti. Devletin en temel görevi; işçi sınıfına karşı sermaye sınıfının genel çıkarlarını korurken; sermaye sınıfının çeşitli kesimleri arasında bir uzlaşma kurarak sınıfın ortak çıkarlarının temsilcisi olurken de görünüşte "tarafsız", "hakem" pozisyonunu muhafaza etmekti. Yani devletin "sosyal", "ekonomik" sorumluluklar üstlenmesi, burjuva devletin kendiliğinden, onun niteliğinden gelen bir şey değil; işçi sınıfının, halkın hak ve özgürlük mücadelesinin, sosyalizmin tarih sahnesine çıkarak; eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, yol, su, elektrik, ulusal sanayi gibi toplumsal hizmetleri hızla yapması; milyonlarca işçiyi, emekçiyi çağdaş bir kültür ve yaşam düzeyine ulaştırmak için tarihte görülmedik bir ileri adım atması; ekonomiyi işçi sınıfı ve tüm emekçiler adına düzenleyerek büyük kalkınma hamlelerine girişmesinin sonucu olarak burjuva devletler; genel eğitim, genel sağlık, sosyal güvenlik, ekonomik yatırımlar (KİT'ler) ve düzenlemeler gibi işleri devletin görevleri içine almışlar, almak zorunda kalmışlardır. Ve elbette emekçilerin taleplerinin ifadesi olan bu kazanımları anayasalarına alarak, yasalarına geçirerek de; bu hakların güvencede olduğunu ("Bak, sosyalizmde varsa bizde de var" demek için) göstermek zorunda kalmışlardır.
Kapitalizmin sosyalizm karşısında geçici de olsa bir başarı kazanması, SB'nin çökmesi, işçi sınıfı mücadelesinin geri mevzilere atılmasından yararlanan kapitalist dünya, son 20 yıldan beri; son yüz yıl içinde emek mücadelesi karşısında kendini yükümlendirmek zorunda kaldığı görevlerinden kurtulma seferberliği açmıştır.
İşte; kapitalizmin ideologları, politikacıları ve propagandacıları, her soydan sermaye uşakları; "devletin küçülmesi" derken, tekelci devlet kapitalizminin simgesi haline gelmiş baskıcı, rantiye, militarist burjuva devletin etkinlik alanını azaltmayı, kısıtlamayı değil; emek mücadelesinin ve sosyalizmin dayatması olarak burjuva devlete getirilen yükümlülükleri (eğitim, sağlık, sosyal güvenlik başta olmak üzere kamu hizmetleri ve ulusal ekonomiye dair yükümlülükler) ortadan kaldırmayı amaçlamaktadırlar.
Dahası sermaye güçleri; bütün bu alanları özel yerli ve yabancı sermayenin kâr alanı olarak piyasaya açarken bir taşla iki kuş vurmakta, böylece bir yandan devlet kendi yükümlülüklerinden kurtulurken öte yandan emekçilerin, işçilerin eğitim, sağlık ve öteki hizmetler bakımından bir kez daha elindeki avucundakinin kapitalist tekellere aktarılmasının "pazarı"nı kurmuş olmaktadırlar.
"Küçülme" demagojisi, bir yanıyla da "milletvekillerinin sayısının azaltılması", "bakan sayısının azaltılması", "devlet dairesi sayısının azaltılması" tezleriyle propaganda edilmektedir. Çünkü onlar böylece; olup biteni milletvekili, bakan sayısı azlığı-çokluğu gibi gerekçelere dayandırarak asıl olarak sistemlerinin çürümüşlüğünü, rüşvetin, iltimasın, adam kayırmanın, hortumculuğun, israfın asıl nedeni olan burjuva devletin, rantiyeleşmesi, yozlaşmasını gözlerden saklamayı amaçlamakta; halkın bu kurumlara olan tepkisini de sömürmekte, halka karşı politikalarının dayanağı yapmaktadırlar.
Bu demagojinin bir de "öteki yüzü" var: Devletin giderek ekonomiden ve sosyal görevlerinden çekilmesi, "sivil topluma yer açması", ekonomi ve sosyal yaşamda devletin etkinliğinin azaltılmasıymış gibi sunulmaktadır. Oysa yaşanan gerçekler tam tersini göstermekte; hayatın her alanında devletin müdahalesi güçlendirilmekte, polis ve askerin toplum yaşamına müdahalesini artıran önlemler alınırken, ekonomi de tümden devletin, hükümetlerin alacağı önlemlere bağlanmış bulunmaktadır. Sözde bağımsız merkez bankaları, "üst kurullar" ve merkezi politikalarla devlet, ekonominin en serbestmiş gibi görünen alanlarını bile sıkı bir denetime almış bulunmaktadır.
Kısacası devlet bırakalım küçülmeyi büyümekte; etkinliğini ve etkinlik alanını büyütmektedir. Ama; emekçilere, halka yönelik hizmetlerinden ve ülke ekonomisini yabancılara, uluslararası tekellere karşı savunma görevlerinden vazgeçmiştir. Olan budur. "Küçülme" diye yutturulan da.
evrenselden alınmıştır.
|
|
|