|
|
ÇİMDİK
Müşerref'in Eşref Saati
Pakistan'ın Atatürk hayranı Devlet Başkanı General Pervez Müşerref, baklayı ağzından çıkarmış.
Amerika'nın amacı Ortaasya'nın ortasına yerleşmekmiş !..
Sabah şerifler hayrolsun !..
Yeryüzünde bunu bilmeyen kaldı mı ?
Kendileri ordu ve hatta Kara Kuvvetleri Komutanıydılar. Amerikayla Pakistan ortaklığı Taliban'ı türetirken Kızılay, Kızılhaç gönüllüsü müydüler ?
Yoo !..
Amaçları Afganistan'a yerleşmekti.
Şimdi ne değişti ki !..
Taliban'ı bombalayan uçaklar Adana'nın İncirlik... Diyarbakır'ın Pirinçlik üslerinden kalkıp, İran Hava sahasını geçerek mi Afganistan'a giriyor ? Pakistan hava sahasından geçerek mi ?
Generalimiz o kadar kaygılıysa, kapatır hava sahasını. Bombardıman şıp diye kesilir. Kesilince de, tavuk gibi kaçışan Taliban... Olmazsa, yabancı asker istemeyen Kuzey İttifakı, yerleşmeye kalkışan Amerikalıların hakkından gelir.
Ama belli ki, Taliban'ın bu kadar kolay çözüleceği... Kuzey İttifakı'nın bu kadar çabuk davranabileceği pek öngörülmemiş.
Öngörülmeyen gerçekleşince, tomruktan yonga kapma yarışı başladı.
General'in sızlanışı bundan. Sorun üretirse, Peştunların savaşta yitirdiği egemenliği, masa başında kazanır... Pakistan Peştunlarını yatıştırır umuyor.
Yoksa derdi Asyalılık falan değil !..
Ya öyleyse ?
Nerde o günler ?
Anglo-Amerikan emperyalizmine karşı bir Pakistan, egemen Asya moza-yiğini tamamlayan en değerli parça olur.
Fukaranın Şaşkını
Türkçenin savsözleri ne kadar güzeldir.
Gelin de fukaranın şaşkını, humayin giyer kış günü, diyeni alkışlamayın.
Ergün T. 38 NR 342 plakalı kamyonuna, İstanbul Tekel içki fabrikasından Bursa'ya götürmek üzere yükler.
Ama aradan günler, haftalar geçmesine karşın, Bursa'ya varamaz.
Oysa Ergün T. yükünü çoktan Yozgat'a atmış. Bir gofret fabrikasının deposuna yıkarak ortalıktan kaybolmuştur.
Artık İstanbul makbuz... Bursa rakı beklesin.
Ne biri gerçekleşir, ne de diğeri.
Yolda belde kaza haberi de yok !..
Toptan satışa giderken kılı kıpırdamayan Tekel, bir kamyon rakı için hop oturup hop kalkar. Bahtı kara memurlar bilir ki, kayıtlı malın boşluğu büyük... Hırsızlığı zor olur. Telâşa düşüp emniyete bildirirler.
Bu arada mubarek ramazan gelir.
Ergün T. ya durumdan habersiz, ya zaman kollamakta usta. Yahut da fabrikanın bekçisi Gürbüz A. çok ketum biri.
Bakar ki Tekel'de kayıtlı olan şişeler, depoda kayıtsız sıralanmış. Poşet poşet yürütür (!), Murat A., Mehmet S., ve Kadir A. eliyle piyasaya sürer.
Ve Kayseri Emniyet Müdürlüğü, Hırsızlık Büro Amirliği ekipleri, İncesu ilçesinde bir Tekel bayiine düşük fiattan rakı satıldığını belirler.
Fabrika deposunda 11 bin 344 şişe rakı, etiketiyle birlikte ele geçirilir.
Mubarek ramazanda, Kayseri İncesu'da ucuz rakı satana, başka ne denir ?
Vurgun Yiyen Vurguncu
Benim esnafım !.. Benim tüccarım !.. Benim sanayicim !.. Benim banka-cım !.. Benim rantiyem, pek bir yamandır.
Her tür üretim-tüketim ilişkisini, anında vurgun fırsatına dönüştürür.
Benzine zam yapılır. O raftaki malına zam yapar. Enflasyon yükselir, vitrinde etiket değiştirir. Döviz paritesi artar, depodaki malı anasının nikâhına satar. Ve yıllar yılıdır con ahmedin devr-i daim makinesini böyle çevirir.
Ne var ki, devr-i daim makinesi bu kez su koyuverdi.
İsraf ekonomisi altta kalanın canını öyle bir çıkardı ki, yoksul takımı çarşı-pazardan çoktan el-ayak çekti.
Geriye bir avuç haramzadeyle, bir tutam rantiyenin dönme dolabı kaldı.
Ve sonunda saadet zincirine olanlar oldu.
Bir politik bahaneyle, bir finansal kriz patladı. Dolar 600 bin liradan, 1 milyon 300 bin liraya fırladı.
Benim esnafım !.. Benim tüccarım !.. Benim sanayicim !.. Benim banka-cım, fırsatı bulsun da, kaçırsın yazılı mıdır ?
Esnaf hemen fiatları artırır. Tüccar anında kuru fasulye, soğan ve patates alacaklarını dolara endeksler. Sanayici hammadesinin değerini yeni piyasa koşu-luna uydurur. Bankacı faizleri tavana vurdurur.
Dedik ya yoksul çarşı pazardan çekilmiş... Piyasa bir avuç haramzadeyle, bir tutam rantiyenin israfına bakar olmuştur.
Olmuştur da, ötekilerden yaman olmasalar, haramzade olurlar mıydı ?
Bir süre için paracıklarını dolara çevirip piyasadan çekiliverirler.
Esnaf işsizlikten yakınır... Tüccar mağaza kirasını ödeyemez... Sanayici bırakın yeni fiatı, eskisinden bile mal satamadığı için iflâsa yuvarlanır. Arada gerçekten aklı eren, dışsatıma yönelir. Ucuz malla elde ettiği pahalı dolarla, iflâs edenlerin pazarını ele geçirir.
Kredi kartıyla saltanata özenenlerin yüzde 40'ı ortalıktan kaybolur. Borcum borç diyen yüzde 60, kaçanlarınkini de yüksek faizle ödeyince, kartını kolay kolay çıkmayacak bir cebe yerleştirir.
Ve vurgun hevesindekilerin nerdeyse tamamı, vurgun yer.
Bir cin politikacı... Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, püf noktasını görür. İkna edebildiği mağazalarla ucuzluk kampanyası açar.
Onlar üç katı fazla fiat koydukları malları, yarı fiatına satıp kâr ederler.
O lüks mağazalardan alış-veriş ederken etmeyenler, gereksinimlerini normale yakın fiattan alarak kâr ederler.
Ve ülkenin her yanında, mehteran olmazsa, davul zurnayla ucuzluk kam-panyaları başlar.
Dedik ya benim esnaf, tüccar, sanayici, bankacı, rantiyem yamandır !..
Amerika'ya Kuzu, Türkiye'ye Kurt
Şu Alman Hükümetinin yaptıklarına bakın.
Bayram değil, seyran değilken bizi öpmeye kalktı.
Çok olasıdır ki, Alman vatandaşı olan Metin Kaplan, Alman pasaportuyla Türkiye'de halife olmayı kurarken Alman cezaevine girmiş... Paşa paşa yatıyor..
Bizim Hükümet de, başından bir dert eksildi diye, ellerini oğuşturuyordu.
Başımızı ağrıtan biri, sonunda Almanya'yı da rahatsız etmiş... Cezasını da bulmuştu. Türkiye molla takımını iyi bilir. Aş varsa eteği topuğunu döğer. İş varsa iğnesi kopuğunu dikmez. Zoru gördüğündeyse, dinini inkâra takiyye bulur.
Ama Alman, bunca yıldır içiçe olmasına karşın öğrenememiş olmalı.
Halife'nin kullarına gözdağı vermek için mi ? Yoksa gerçekten iyi niyetle mi, kendiliklerinden Metin Kaplan'ı yurtdışı edeceklerini söylediler.
Eh, oltaya kendi gelen balığı, kim yemez.
Bizim Hükümet zokayı yutup, madem atıyorsunuz, bize verin... Biz ona hilâfetin kaç bucak olduğunu bir gösterelim demezler mi ?
İş nerdeyse oldu-bitti. Balık oltayı ya yuttu, ya yutacaktı.
ABD, Alamanyanın Afganistan'a asker göndermesini istedi.
Almanya topu topu 50 bin askerinin 3.5 binini gönderme zorunda kalınca, koalisyonun ortağı Yeşiller, kıyameti kopardı.
Onlar asker gönderilmesini istemiyor... Koalisyonu bozmaya kalkıyorlardı
Besbelli, buna karşın Amerika bastırdı.
Berlin'in bir yarısında yüzbinlerce askeri bulunan Con amca emredince şırıl şırıl akan Ren'in suyu durmasın mümkün mü ?
Alman Yeşilleri, asker gönderimini Bundestag'da kuzu kuzu onayladılar.
Ama Partide kıyamet koptu. Kurultay toplamak zorunda kaldılar. O arada ne yapıp etmeli onların ağzına bir parmak bal çalınmalıydı.
Türkler, tam o sırada başlarını uzatıp Metin Kaplan'ı istemezler mi ?
Amerika karşısında kuzu kesilen Alman Hükümeti'nin kurtlaşma fırsatı ayağına gelmişti. Türkiye'nin isteği anında reddedildi. Amerika emrinde ezim ezim ezilenler, Türkiye karşısında aslan kesilince, Yeşiller'in kurultayı da asker gönderimini onayladı.
Ne kadar iyi değil mi ?
|
|
|