|
|
ÇİMDİK
TÜSİAT ve Siyaset
Tüsiad'ın taşaron burjuvası, patronundan gazı almıştı.
Onlar kulaklarına ne fısladıysa, medya ekosuna aktarmak kolaydı.
Neden, niçin ve neyle, kokusu yakında çıkar... Avrupa çok sıkışık.
Çıkarılan faturayı zayıfa ödetmek, salt Türkiye'nin mi marifeti ?
O her neyse, Avrupa'da Türkiye'ye ödetmek istiyor. Ve kısaca Denktaş'ı at, Kıbrıs'ı sat, diyor. Elbette taşaronu TÜSİAD'la bağlı entelleri de.
Tezgâh çok iyi kurulmuştu.
Dilerse "küçük olsun benim olsun," gerekçesiyle olsun, baskılara direnen Denktaş atılırsa, daha dayanıksız biri gelir. Pazarlık başlarsa, ücreti ödenir.
Ne var ki, bu kez tezgâh tutmadı.
Türkiye halkıyla devleti ; Atmıyorum, satmıyorum. Bedeli var, deyiverdi.
Ücret ödemeye alışanlar, iş bedele gelince şallak mallak ortada kaldılar.
Çünkü ücret parayla ödenir... TÜSİAD'la patronlarında da çook !
Bedelse kanla. İşte o, onlarda damlası nanay !.
Son zamanlardaki ağız bozmanın altında yatan bu.
TÜSİAD'la patronları bu kadar güçlüyse niye sövüyorlar ki ?
Kötüsüne vurur ve alırlar.
Demek ki, onların koz sandığı kof imiş !..
Yabancılarla TÜSİAD karşısında tir tir titreyenlere duyurulur !..
Hürriyet Çalışanları Dikkat
Bugünden sonra büyüklerinize uyun.
Gazetedeki abilerinizle, ablalarınıza dikkat edin.
Ama ya onlara çalım atıp önce davranmak... Ya size çelme takılmasına engel olmak için gözlerinizi dört açın.
Artık Hürriyet gurubunda ağaları övmek kesmiyor.
Bir pundunu bularak, Ertuğrul Özkök'ün zekâsını mı olur ? Hayvan sevgisinin mi, insan sevgisinin mi daha fazla olduğunu ? Yakışıklılığının mı, seksiliğinin mi ağır bastığını ? Yoksa hoşgörüsü, demokrasi anlayışını mı ? Neyi, nesi, neresiyse mutlaka hoşuna gidecek bir yerini bulup övün.
Ya da vaktiyle solcuyken nasıl döndüğünüzü... Marks ya da Che'nin resmi yanına Elvis Presley veya Marlin Monreo'nun resmini asmışken... Zaman içinde Elvis ya da Marlin'in Marks veya Che'den ne kadar büyük olduğunu nasıl anladığınızı... Ve o saçı sakalına karışmış ucubelerin resimlerini yırtıp atarak, yerine Washington ya da Lincoln'un resimlerini neden koyduğunuzu. Tablonun tamamlanması için daha kaç dolar gerektiğini... Ve buna karşılık yapabileceğiniz hizmetlerin neler olabileceğini sayın dökün.
Artık siz bizden iyi bilirsiniz !..
TÜSİAD üyeniz... Holding yöneticiniz... İcra Kurulu bir şeyiniz !.. Genel yayın yönetmeniniz... Tek seçiciniz !.. Ya da elinde atılacaklar listesiyle dolaşan başkâhyanız, 2 Aralık Pazar yazısında "vicdanını evde bıraktığını," açıkladı.
Bizden haber vermesi.
Bir pundunu bularak, mutlaka ama mutlaka Ertuğrul Özkök'ü yağlayın.
Boşa gitmezse, paçanızı kurtarırsınız. Boşa giderse, gazetesinin satışına seyirci... Kendi kendini taşıyabilmesine yabancı... Ama kâhyalıkta becerikli bir gazteciyi övmüş olursunuz.
Hangisi daha Şarlatan ?
Cuma akşamı Reha Muhtar, şovuna büyücüleri çağrılamış.
Kimi bir üfürüşte karı-koca ayırıyor... Kimi bir tükürüşte ötekilerin saldığı bütün cinleri çarpıyormuş !.. Medyum Ahsen Işıldar'sa, hepsini bastırıyormuş.
Onun cinlerinin uzmanlık alanı kısırlara döl dağıtmakmış !..
Reha Muhtar, ağzı epey lâf yapan Ahsen Işıldar'ın ustalıkla rol çalmasına dayanamamış !.. Öyle ya bizim medyamızda gelenek. Bir kenar mahalle dilberi, bir pundunu buldu da, ekranda biraz düzgün lâf etti mi? Anında uçuk patronların dikkatini çekiyor. Ve kısa zamanda ekran gülü olup çıkıyor.
Reha Muhtar, tehlikeyi sezmiş olmalı.
Ahsen Işıldar'a ;
- Siz şarlatan mısınız hanfendi ? deyiveriyor.
Yanıt tam Reha Muhtar'a layık ;
- Sizin kadar değil Reha Bey !..
Biz ne diyelim ?
Patronlarının vurgunlarını kan, gözyaşı ve çaresizlikle örtmek için her akşam televizyon ekranlarını... Her sabah gazete sayfalarını ya kadınlar hamamı-na ya da arenaya çeviren yapay gladyatörler mi daha şarlatan ?
Paralı kısırların birkaçını tuzağa düşürüp cehaletleriyle ilkelliklerini tırtıklayan kenar mahalle dilberleri mi ?
Siz karar verin !..
Sakıp Ağa'dan Ramazan Manileri
TÜSİAD başkanının,
Pancurundan bakıyom,
Amanın da amanın,
Neler neler görüyom...
Denktaş'ı devirmeli...
Eyi para verirse,
Kıbrıs'ı Evropaya,
Bahalıya vermeli.
Hem domakrasi gelir,
Hem de biz ferahlarız,
Kriz beni mafetti,
Yarım dövize gitti,
Evropa'dan gelecek,
Olan cebe girmeli.
Onlar dünyanın devi,
Ne ister, verilmeli.
Ben Capon, Amerikan,
Fransız ayırmadan,
Yeni yeni ortakla,
Yatırımlar yaparım.
Ama Türkiya olmaz,
Halis'i gaçırdıksa,
Corç gelir mi gardaşım ?
Sakıp durur mu burda ?
Ne, ne dedin ? Bakan mı ?
Başbakan, Kumandan mı ?
Sezer ve Gurul da mı ?
Olamaz, o-la-maz mı ?
Ee gardaşım, akıl va !..
Yanında da yakın va !..
Başgan eyi çocuk ya !..
Sözün hası on-nar-da.
Kimin Malını Kime ?
ABD'nin akıldaneleri bir âlem !..
Son zamanlarda, nerdeyse koro halinde tutturdular !
İlâmaşaallah !.. Efendilerimizin gönlü çok geniş.
Biz onların cömertliğine güvenip yola çıkacağız. Lozan'da yenilen biz, yenen onlardı. O yüzden Cemiyet-i Akvam'da bizim hiçbir etki ve katkımız olmadan cetvelle çizilmiş sınırları aşacağız. Bağdat'a kadar inip Saddam'ı bir güzel tepeleyerek efendimizi hoşnut edeceğiz.
Onlar da bunun karşılığında Musul'u bize verecekler !..
Oh !.. Yeme de yanında yat !..
Vur davulcu davulu, çal zurnacı, zurnayı. "En büyük asker, bizim asker !"
Herhalde yeryüzünün en büyük enayisi de biziz.
Öyle ya !..
Amerikalı akıldaneler ağzımıza bir parmak bal çalınca, kıçımızı nişadırı biz sürmekteyiz. Adam daha ne ister ?
Bir kez olsun durup da, hey arkadaş sen kimin malını kime vermektesin dedyiversek ne olur ?
Soru yalnız onlara değil.
|
|
|