Emekçilerin
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.
K.MARKS
 
Ana Sayfa
Başvuru
Katkı
Arşiv
Linkler
E-Posta
 
Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim 

Gani MÜJDE 

Kutu'nun şimdiki gibi argo karşılığı keşfedilmemişti henüz. 
Bu yüzden olsa gerek yarışmacı, kutu'nun ikinci anlamını bilmeden yalvarırdı Cenk Koray'a: 
"Yalvarırım Cenk bey kutumu açın..." Cenk Koray müstehzi bir ifade ile 
keserdi sözünü telefondaki yarışmacının. 
"Siz en iyisi verdiklerimi alın gidin. Kocanız kutunuzu açtım diye 
kızabilir." 
"Kızmaz kızmaz... Kutumu açın noolur?" 
Sonunda kutu açılsa ve içinden hiçbir şey 
çıkmasa bile Cenk abi mutlaka bir hediye verir, alkışlar arasında 
gönderirdi yarışmacıyı. 

Halit Kıvanç, Bülent Özveren son derece kibar üsluplarla 
soruları sorar, bırakın bilemeyince 
"Aranızda burada olmak yerine çocukların 
ansiklopedilerini biraz daha karıştırsaydım diyen var mı?" sözüyle azarlamayı, yarışmacıdan çok üzülürlerdi kaybedenin ardından. 
Yarışmacılar da olimpiyat ruhu içinde yarışır, diğerinin 
kellesini istemek yerine klişeleşmiş su saf ama içeriği çok zengin cümleyikurarlardı:"Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim." 

                            * * * 
Zaten bu kadar acımasız değildi hayat... "Yarin yanağından gayri" her şey ipaylaşmak üzere yola çıkmış ve 12 Eylül'de üzerlerinden buldozer geçmiş insanlar,kapitalizmin "En zayif halkayı derhal gönderin"felsefesi ile tanışmamışlardı henüz. Arkadaşının adini vermemek için falakalarda ayaklarını parçalamış bu kuşak, 
"Kim gitsin" yarışmalarında 
oraya birlikte geldiği arkadaşının adını bülbül gibi şakıyarak 
gönderen kuşağa en az on namus yılı uzaktaydi. 
Yere düseni omuzuna alıp güvenli bir yere götürmek üzere biçimlenmişti hayatın gen haritası. 
Hayat masumdu, televizyonda Ali Rıza Binboga 
"Yarınlar bizim" diye haykırıyordu 
ve komşusu açken tok yatanların gözüne uyku girmiyordu kolay kolay. 
Odun kömürü yanıyordu teneke sobalarda, doğal gaz değil.Ve mangal gibi yürekleri vardı insanların... 

                  * * * 

"Siz bu yarışmaya ne kadar ahmak olduğunuzu görmek için mi katıldınız kuzum" 
denilen yıllara nasıl gelindi bilmiyorum ama, yarışmalarda ilk 
aşılanan şey oldu "arkadaşını satmak." 
Biri bizi gözetliyor evinde sana bir gün önce fırında balık yapan arkadaşını elemek zorunda kalmıyor musun? 
Oda arkadaşlarından ayrılmamak için ölüme yatmış yüzlerce gencekarşılık, oda arkadaşını göndermiyor musun ilk fırsatta... 
Kim gitsin sorusuna yan masada çalışan arkadaşının ismini 
vererek gönderen zavallı, yarin ayni arkadaşı isten atıldığında patronun karşısına dikilip "O gidiyorsa ben de gidiyorum" diyebilir mi? 
"En zayıf halka" 
olarak mesai arkadaşını gönderen zihniyetin grevle, toplu 
sözleşme ile emeğinin hakkını araması beklenebilir mi? Belki de bu yüzden var"nezih" yarışmalar. 
Kapitalizmin aziz şerbetini şırınga ile veriyorlar azar azar, 
kader bize ne yazar şarkısı eşliğinde... 
Yarışmalardan kendileri kadar biz de etkilenelim istiyorlar. 
Medya Tava sitesinde okudum çünkü. Bir şirket Ankara bürosu çalışanlarına sormuş: "Aranızdan iki kişiyi atıcaz ama bu kararı siz verin istiyoruz. 
Kim gitsin?" 
Artık masum değildir hayatlar. 
"Yoksul olabilirim ama boğazımdan haram lokma geçmedi ve seni seviyorum Neriman" diyalogları yazılmıyor televizyon 
dizilerinde. 
"Benim memurum işini biliyor" diyor toplum. Birimiz hepimiz, 
hepimiz Birimiz için diyen küçük burjuva romantiklerinin sesi de "baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş" misali tas plaklarda kaldı. 
CD playerler taş plakları okumuyor artık. 
"Yarışmacı arkadaşlara basarılar dilerim" diyen kuşaktan eser kalmadı. 
Yurdum simdi de Basra üzerinden gelen alçak basıncın etkisinde. Kis iyice bastırdı.
Kar mi yağacak, nedir?!.. 

 
sayfa başına dön