Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

ÇİMDİK

Adamlarla Nâdanlar !..

Hem durduğu, hem bulunduğu yerde âleme talkın verenlere kitakse !..

Adamlar karşısında nâdanlarala cüdamlara yer olmadığı geç anlaşıldı.  

Bu kestirmenin son örneği Mehmet Cansun'lu, Fatih Altaylı'lı, Ahmet Üstel'li Galatasaray Yönetim Kurulu.

Fiyaka serüveni, iki adam gibi adamın önünde bozguna uğradı.

Karşıdakinin defosundan yararlanıp baş olmak kolay. Maddi olmasa da maneviyatı yüksek mirasla caka satmak cinfikirliliği de bir zaman geçerli.

Ama iş zora dayandı mı, sporda dahi adam olmak kaçınılmaz.

İşte örnek ortada.

Kendi gözündeki merteği görmeden, herkesin gözündeki çöpü büyütenler, eninde sonunda sırtüstü gitmeye mahkûm.

Fiyakası anasının ak sütü gibi helâl !..

Fatih Terim, geldiği yere başkasının açığını doldurma cinliğiyle değil !.. İşini iyi yapmanın gözyaşı ve teriyle gelmiş biri... Belli ki Lucescu da öyle.

Öyle oldukları için de, futbol takımının bir yenilgi, iki kırmızı kartını ele gelmiş en büyük fırsat sayan GS yöneticileri yerle bir !..

Akıllarınca fırsatı değerlendirip Roman hocayı kışkırtacak... Terim'i öç kulvarına sokup parsayı toplayacaklardı.

Başta Lucescu oyunculara ceza yağdırdılar.

Hoca nişadırı algılayınca haklı olarak açtı ağzını, yumdu gözünü.

Gecenin bir yarısında, patronunu işine karıştırmadığı için işinden olmuş Fatih Terim'e baskın verdiler. Aldığı cebinde, alacağı beylerin elindeydi.

İşinden kovulmasının gerekçesi neyse, bunlar peşinen kabûl ediyorlardı. Takımın başına geçsin, yedikleri naneyi, sağlıklı kekik suyuna çeviriversindi.

Erdem adına hayatlarında bir kez olsun güç ve paraya direnmemişle, bunu işlerinin temel ilkesi sayanlar karşılaşırsa n'olur ?

Adam gibi adamlardan birinin önünde bozguna uğrar... Beş saat önce paketleyip postalamaktan söz ettikleri ötekinin ayağına düşerler.

Ama alışmış kudurmuştan beterdir.

Yine de huylu huyundan vazgeçmez. Özürlerini iki yıllık yeni sözleşme altındaki imzalarıyla açıklayanlar, adamın yardımcısı ağzından özür dilediğini yayıp kaykılmayı sürdürürler.

Neyse, işin orası Galatasaraylıları ilgilendirir.  

Elbette erdemli Sultanililer, yumurta beyinlilerin omleti kendi kafatasla-rında pişirdiğini 500. yıllarında öğrenebildilerse.

 

Marko Paşa

 Bilgi yıllandıkça katmerleniyor.

Marko Paşa, edebiyatımızın üç büyük ustası... Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'ın... Karikatürümüzün emekçisi Mustık (Mustafa Eremektar)ın... Düşün, sanat, kültür yâni bilinç ve demokrasi yaşamımıza 1940'lı yıllardaki paylaşılamayan armağanıydı.

2001'in sonundan, 1940'lara bakmak çok zordur.

İkinci Paylaşım Savaşı yeni bitmiştir.

Siyasal İrade, savaşa girmemekle birlikte, çağdaş toplumun feodal değil, endüstri evresiyle gerçekleşebileceğini görmüştür.

Bir yandan çok partili düzene... Bir yandan sanayileşme sürecine geçişin kapılarını açmaya girişir.

Ama feodal toplumun, tek partili, tek merkezli alışkanlıkları, düşünce ufuklarını bile sımsıkı denetim altında tutmaktadır.

Böylesi bir ortamda gülmece yoluyla da olsa, bütün alışkanlıkların üzerine yürümek, sadece niyet ve cesaretin harcı değildir.

Bilgi, bilinç, direnç ve sanat ustalığını harmanlayamanlamak gerekir.

Sanırız sayılan adlar tanık ve kanıta yeterlidir.

Ve sanırız paylaşılamamasının gizi de buradadır.

Aziz Nesin fikri... Sabahattin Ali parayı... Rıfat Ilgaz'la Mıstık onların yokluğunda yazıdan baskıya, dağıtımdan satışa bütün sorumluluğu üstlenir.

Ve Marko Paşa demokratik savaşımımızın başköşesine kurulur.

Eski coşkuyu yeniden yaşamak isteyenler !..

Manken bacağındaki kılı gözümüze sokmak için çırpınan medyamızın, düşünce ufkumuzun temel taşları konusundaki suskunluğuna aldırmayın.

Alın Çınar Yayınlarından çıkan Marko Paşa gerçeğini okuyun.

Hem gerçeği, hem dünsüz yarın olabilir mi, anlarsınız.

 

 YÖK, Yök müsün Sen !..

Geçtiğimiz hafta, İstanbul Üniversitesi rektör adaylarını seçti.

Güncel rektör Prof. Kemal Alemdaroğlu, en yakın rakibine yaklaşık 400 oy farkla birinci çıktı.

Seçmeni akılsız, eğitimsiz, zavallı halk(!) değil, kartvizitlerine bilimsel unvan sığmayan öğretim görevlilerimizdi.

Yâni Serdar Turgut'un gönlündeki çift, hatta belki de fazla oylu seçmen tanımına uyan bütün özelliklere sahiptiler.

Ama YÖK, yasal yetkisini kullandı.

Cumhurbaşkanına sunulacak listede adayların sırasını değiştirdi.

Üstelik ikinci olanı da değil, 1200'den fazla oy karşısında, 13 oy alanı ilk aday olarak belirledi.

Bu çimdik atılırken, Cumhurbaşkanı karar vermemişti.

Bizim üzerinde durmak istediğimiz hüküm değil.

Demokrasinin vazgeçilmezi rekabetse... Rekabetin vazgeçilmezi seçimdir.

Peki seçim sonuçlarıyla egemen yetki çatışırsa ne olur ?

Demokraside egemen yetki katlanır. Diktatörlükte seçmen çoğunluğu.

YÖK seçimin karşısında yetkisini kullanmış... Okumuş, bilgili ve etkin seçmen çoğunluğunu katlanmaya zorlamıştır.

Anayasa hukukunun büyük yargıçlarından biri... Ve demokratik yaşamın güvencesi sayılan Cumhurbaşkanı neyler ?

Onu da yakında görecek ve çimdikleyeceğiz.      


 
sayfa başına dön