ÇİMDİK
Adamlarla
Nâdanlar !..
Hem
durduğu, hem bulunduğu yerde âleme talkın verenlere kitakse !..
Adamlar
karşısında nâdanlarala cüdamlara yer olmadığı geç anlaşıldı.
Bu
kestirmenin son örneği Mehmet Cansun'lu, Fatih Altaylı'lı, Ahmet
Üstel'li Galatasaray Yönetim Kurulu.
Fiyaka
serüveni, iki adam gibi adamın önünde bozguna uğradı.
Karşıdakinin
defosundan yararlanıp baş olmak kolay. Maddi olmasa da maneviyatı
yüksek mirasla caka satmak cinfikirliliği de bir zaman geçerli.
Ama
iş zora dayandı mı, sporda dahi adam olmak kaçınılmaz.
İşte
örnek ortada.
Kendi
gözündeki merteği görmeden, herkesin gözündeki çöpü büyütenler,
eninde sonunda sırtüstü gitmeye mahkûm.
Fiyakası
anasının ak sütü gibi helâl !..
Fatih
Terim, geldiği yere başkasının açığını doldurma cinliğiyle
değil !.. İşini iyi yapmanın gözyaşı ve teriyle gelmiş
biri... Belli ki Lucescu da öyle.
Öyle
oldukları için de, futbol takımının bir yenilgi, iki kırmızı
kartını ele gelmiş en büyük fırsat sayan GS yöneticileri
yerle bir !..
Akıllarınca
fırsatı değerlendirip Roman hocayı kışkırtacak... Terim'i
öç kulvarına sokup parsayı toplayacaklardı.
Başta
Lucescu oyunculara ceza yağdırdılar.
Hoca
nişadırı algılayınca haklı olarak açtı ağzını, yumdu gözünü.
Gecenin
bir yarısında, patronunu işine karıştırmadığı için işinden
olmuş Fatih Terim'e baskın verdiler. Aldığı cebinde, alacağı
beylerin elindeydi.
İşinden
kovulmasının gerekçesi neyse, bunlar peşinen kabûl ediyorlardı.
Takımın başına geçsin, yedikleri naneyi, sağlıklı kekik
suyuna çeviriversindi.
Erdem
adına hayatlarında bir kez olsun güç ve paraya direnmemişle,
bunu işlerinin temel ilkesi sayanlar karşılaşırsa n'olur ?
Adam
gibi adamlardan birinin önünde bozguna uğrar... Beş saat önce
paketleyip postalamaktan söz ettikleri ötekinin ayağına düşerler.
Ama
alışmış kudurmuştan beterdir.
Yine
de huylu huyundan vazgeçmez. Özürlerini iki yıllık yeni sözleşme
altındaki imzalarıyla açıklayanlar, adamın yardımcısı ağzından
özür dilediğini yayıp kaykılmayı sürdürürler.
Neyse,
işin orası Galatasaraylıları ilgilendirir.
Elbette
erdemli Sultanililer, yumurta beyinlilerin omleti kendi kafatasla-rında
pişirdiğini 500. yıllarında öğrenebildilerse.
Marko
Paşa
Bilgi
yıllandıkça katmerleniyor.
Marko
Paşa, edebiyatımızın üç büyük ustası... Sabahattin Ali,
Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'ın... Karikatürümüzün emekçisi Mustık
(Mustafa Eremektar)ın... Düşün, sanat, kültür yâni bilinç ve
demokrasi yaşamımıza 1940'lı yıllardaki paylaşılamayan armağanıydı.
2001'in
sonundan, 1940'lara bakmak çok zordur.
İkinci
Paylaşım Savaşı yeni bitmiştir.
Siyasal
İrade, savaşa girmemekle birlikte, çağdaş toplumun feodal değil,
endüstri evresiyle gerçekleşebileceğini görmüştür.
Bir
yandan çok partili düzene... Bir yandan sanayileşme sürecine geçişin
kapılarını açmaya girişir.
Ama
feodal toplumun, tek partili, tek merkezli alışkanlıkları, düşünce
ufuklarını bile sımsıkı denetim altında tutmaktadır.
Böylesi
bir ortamda gülmece yoluyla da olsa, bütün alışkanlıkların üzerine
yürümek, sadece niyet ve cesaretin harcı değildir.
Bilgi,
bilinç, direnç ve sanat ustalığını harmanlayamanlamak gerekir.
Sanırız
sayılan adlar tanık ve kanıta yeterlidir.
Ve
sanırız paylaşılamamasının gizi de buradadır.
Aziz
Nesin fikri... Sabahattin Ali parayı... Rıfat Ilgaz'la Mıstık
onların yokluğunda yazıdan baskıya, dağıtımdan satışa bütün
sorumluluğu üstlenir.
Ve
Marko Paşa demokratik savaşımımızın başköşesine kurulur.
Eski
coşkuyu yeniden yaşamak isteyenler !..
Manken
bacağındaki kılı gözümüze sokmak için çırpınan medyamızın,
düşünce ufkumuzun temel taşları konusundaki suskunluğuna aldırmayın.
Alın
Çınar Yayınlarından çıkan Marko Paşa gerçeğini okuyun.
Hem
gerçeği, hem dünsüz yarın olabilir mi, anlarsınız.
YÖK,
Yök müsün Sen !..
Geçtiğimiz
hafta, İstanbul Üniversitesi rektör adaylarını seçti.
Güncel
rektör Prof. Kemal Alemdaroğlu, en yakın rakibine yaklaşık 400
oy farkla birinci çıktı.
Seçmeni
akılsız, eğitimsiz, zavallı halk(!) değil, kartvizitlerine
bilimsel unvan sığmayan öğretim görevlilerimizdi.
Yâni
Serdar Turgut'un gönlündeki çift, hatta belki de fazla oylu seçmen
tanımına uyan bütün özelliklere sahiptiler.
Ama
YÖK, yasal yetkisini kullandı.
Cumhurbaşkanına
sunulacak listede adayların sırasını değiştirdi.
Üstelik
ikinci olanı da değil, 1200'den fazla oy karşısında, 13 oy alanı
ilk aday olarak belirledi.
Bu
çimdik atılırken, Cumhurbaşkanı karar vermemişti.
Bizim
üzerinde durmak istediğimiz hüküm değil.
Demokrasinin
vazgeçilmezi rekabetse... Rekabetin vazgeçilmezi seçimdir.
Peki
seçim sonuçlarıyla egemen yetki çatışırsa ne olur ?
Demokraside
egemen yetki katlanır. Diktatörlükte seçmen çoğunluğu.
YÖK
seçimin karşısında yetkisini kullanmış... Okumuş, bilgili ve
etkin seçmen çoğunluğunu katlanmaya zorlamıştır.
Anayasa
hukukunun büyük yargıçlarından biri... Ve demokratik yaşamın
güvencesi sayılan Cumhurbaşkanı neyler ?
Onu
da yakında görecek ve çimdikleyeceğiz.
|