Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

Ağlama Arjantina! ardındayız!

Türkel MİNİBAŞ

1.3 milyar dolar bu devirde para değil ama, ülkeleri iflasın eşiğine getirmeye yetiyor. Bunun en yakın örneğiyse Arjantin!

1989'daki Başkan Carlos Menem'den günün Ekonomi Bakanı Domingo Cavallo'ya kadar orda da hükümetler IMF programlarının ülkeyi düzleğe çıkartmak adına uygulandığını söylemişlerdi.

Orda da reel üretime dayalı ekonomik büyüme hedefi yerine enflasyon birincil hedef ilan edilmiş... Toplum, 4900'lük enflasyondan kurtulmak için kamu harcamalarının kısılmasını, işten çıkarılmayı ve emekliye ayırtılmayı kabule zorlanmıştı.

Orda da telekomünikasyondan havayollarına kadar kamunun etkin olduğu tüm sektörler özelleştirilmişti.

Çünkü Menem'in iktidara geldiği dönem, Uruguay Roundu'nda (1986-1994) uluslararası sermayeye hareket serbestiyeti tanıyan anlaşma metinlerini oluşturulduğu günlerdi. Zaten, Menem'in IMF destekli programı ile Uruguay Roundu'nun anlaşmalarının yaptırımları örtüşüyordu.

Dahası Arjantin Modeli, sosyalist sistemin çözülmeye başladığı 1989'da uygulamaya konmuştu. Yani, kapitalist sistemin yeni pazar seçeneklerinin çıktığı bir döneme rastgelmişti ki... Bu da Arjantin'i sermayeyi kaçırmamak için her türlü yaptırımı kabul eder hale getirmişti.

Şimdiyse, IMF 1.3 milyar dolar vermediği için memur ve emekli maaşlarını dahi ödeyemeyen, iç ve dış borç ödemelerini nasıl yerine getireceği bilinmeyen bir Arjantin var. Hükümet'in elinde ise bankalardaki özel sigorta hesaplarına el koymak ve bankalardan çekilen mevduatları sınırlama dışında kaynak yaratıcı hiç bir araç kalmamış durumda. Banco de la Nacion'un özel sigorta fonlarını devralmasıyla yaratılan 3.5 milyar dolar 132 milyar dolar civarındaki kamu borçlarının karşılanması olanak dışı. Dolayısıyla, günü birlik yöntemlerle sorunun çözümü mümkün değil.

1.3 milyar dolar gibi ufak bir meblağ için IMF niye nazediyor dersiniz? Öncelikle, IMF bir hayır kuruluşu değil. Yani, iflasın eşindeki bir ülkeye siyasi ve ekonomik çıkarları olmadığı sürece yardım ederek irrasyonel bir davranış sergilemesi beklenemez.

Geriye ihracatı arttırmak ve elde kalan kamu kuruluşlarını satmak kalıyor ki her iki seçenek de şimdilik umutsuz. Zira, durgunluğun tepe noktalarındayken hiç bir ülkenin dış ticaret fazlası vererek kendi krizini aşması mümkün değil! Kaldı ki Arjantin, yukarıda da belirttiğim gibi 1989'la başlayan süreçte yeni pazarlar karşısında zaten rekabet gücünü yitirmeye başlamıştı.

Bugün IMF'nin devalüasyon diye diretmesi de bu nedenledir. Yani, Arjantin'in ulusal parası pesonun değerini iyice yitirmesi ve ulusal para sistemini değiştirerek yeni bir para biriminin kabul edilmesi.

Uluslararası sermayenin isteği ise, Arjantin hükümetinin uluslararası piyasaların güvenini kazanması için IMF'nin dediklerini yapması. Yani, devalüasyona gitmesi!

Ne kadar bilindik istekler değil mi?

Sermaye için devalüasyon öncesi de devalüasyon sonrası kadar kazandırıcı. Zira, devalüasyon öncesinde Peso'nun adresi borsa olduğundan endeks kaldırabileceğinin üstünde şişerek ani çöküntüyü getirecek!

Devalüasyonun yapılması halinde ise, ihracata konu olan mallar daha da ucuzlayacak ama durgunluk nedeniyle alıcı bulamayacağından Arjantin ekonomisi bir kez daha dibe vuracak. Öte yandan, eldeki nakitler değer yitireceğinden ve Arjantin'in elinde satacak kamu kuruluşu da kalmadığından mali teslimiyet siyasi teslimiyete dönüşecek!

"Bugün Arjantin'se, yarın Türkiye mi?" dediniz, tabi ki hayır.

Türkiye'nin, savaşın çıkış nedeni olan petrol, doğal gaz ve su yolları üstünde olduğuna..!

Julia Roberts'den Brad Pitt'e kadar Hollywood ünlülerinin İncirlik'e çıktıklarına..!

Eskişehir'deki NATO Birleşik Hava Harekat Merkezi (CAOC-6)'nın Afganistan operasyonunda üs kolarak kullanılacağına..!

Ekonomi politikalarıyla ilgili basiretsizliklerine, siyasi gaflarına karşın Dünya Bankası ve IMF yetkililerinin Kemal Derviş'e düzdüğü methiyelere bakılırsa...!

Hiç endişelenmeyin, şimdilik arkamız sağlam.

 


 
sayfa başına dön