|
|
KORKUT BORATAV
Suçlu Kim?
Bir ''felaket yılı'' nı geride bıraktık. Kısaca gözden geçirelim: 2001'de niçin
''felaket'' diyoruz? Eğer öyle ise suç kimdedir?
2001 yılının ekonomik ve sosyal göstergelerini hatırlatalım: Milli gelir yüzde 8.5 dolaylarında düşmüştür. Bu boyutta bir gerileme, İkinci Dünya Savaşı yıllarını saymazsak cumhuriyet tarihi boyunca, hiç meydana gelmedi. Ekonomik gerilemenin işsizliğe dönüşmesi bakımından da 2001'in bir benzerini yakın, hatta uzak geçmişte gözlemedik. Kapanan fabrikalar, ödenemeyen kıdem tazminatları ve pek çoğu emekliliğini almadan uzun sürecek bir işsizliğe sürüklenen emekçiler... Üstelik bu kez, sadece ücretli kol işçilerini kapsayan bir işsizlik olgusu karşısında değiliz. Bankacılıkta, finans sektöründe, reklamcılıkta, basında ve genel olarak hizmetler sektöründe eğitimli, yetişkin, nitelikli insanlar meslek hayatlarında ilk kez işsizlikle karşı karşıya geldiler. Son iki yıl içinde üniversitelerimizden mezun ettiğimiz gençler boş geziyor ve bu insanlarımızın yakın gelecekte iş bulma beklentileri de yavaş yavaş yok olmakta. Bu nedenle, Batılı konsolosluklar, göçmen vizesi başvurusunda bulunan pırıl pırıl, diplomalı gençlerle dolmakta. Yoksullaşma ve umutsuzluk, ücretli katmanların da dışına, esnafa, köylüye, küçük işverenlere de yayılıyor.
Dahası da var: 2001 yılında Türkiye cari işlem fazlası vererek ve sermaye
''ihraç'' ederek dış dünyaya net kaynak aktarmakta ve ekonomideki dramatik küçülmenin de ötesinde yoksullaşmaktadır.
Kısacası, 2001 yılının gerçek bir
''felaket yılı'' olduğu açık-seçik ortaya çıkmıyor mu?
***
2001 felaketi ile IMF programları arasındaki bağlantı yadsınabilir mi? Kasım 2000 ile başlayan sekiz ay içinde Türkiye'den dış dünyaya net 13.5 milyar dolar sermaye çıkışı gerçekleşirken, ekonomiyi çöküntüye sürükleyen bu olguya müdahale edilmedi. Niçin? Sermaye çıkışlarının kısıtlanması IMF tarafından hoş görülmediği için... Üstelik, bu daraltıcı etken, dikkatli, ancak genişletici para ve maliye politikalarıyla telafi edilmek bir yana, talep kısıcı politikalarla pekiştirildi: Faiz dışı (yani faizlere asla dokunmadan) bütçe fazlasını arttırmak ve parasal muslukları kısık tutmak makro politikaların ana öğelerini oluşturdu. Niçin? Bunlar, tipik bir IMF istikrar programının ana öğeleri olduğu için... O halde soralım: 2001'de IMF programına niçin mahkûm olduk. Yanıt: Ekonomiyi 2001'de yönetmeye soyunanlar dış dünyaya ve IMF'den kaynak aramaya
''suçlu biziz''
diye çıktıkları için...
***
Türkiye ekonomisi, yakın tarihinin en derin bunalımına sürüklenirken bu yöneticiler, son yarım yüzyılın tüm yapısal mirasını, artıları ve eksileri arasında hiçbir ayrım yapmadan (ve açıkçası, utanmadan)
''Biz yapısal olarak hastayız; devlet çok büyüktür, siyaset, ekonomiye fazla müdahale etmektedir; içinden geçtiğimiz bunalımın nedenleri hep bunlardır''
diye ağlaşarak IMF'den kredi istediler:
''Suçluyuz. Bizi, özellikle de siyasetçilerimizi hizaya getir. Doğru yolu göster. Ne istersen yapacağız; yeter ki para ver...''
Dikkatli gözlemciler, bu suçluluk kompleksinin IMF çevrelerini fevkalâde rahatlattığını biliyorlar. Niçin? Zira, son dört yıl boyunca IMF ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bir bilançosu, asıl suçluluk kompleksi içinde olması gereken tarafın IMF olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu ilişkiler 1998'de IMF ile imzalanan
''yakın izleme anlaşması''
ile başlar. Türkiye ekonomisini karşılığında beş para almadan IMF gözetimine sokan bu garip ilişki, 1999 sonuna kadar sürer. Ve milli gelir (GSMH) 1999'da yüzde 6.1 küçülür. 1999 sonunda imzalanan stand-by anlaşması da başka bir gariplik taşımaktadır. Bu anlaşmalar, IMF'nin ana sözleşmesine göre ödemeler dengesi güçlükleriyle karşılaşan ülkelere geçici destek sağlamak amacı taşımasına rağmen, Türkiye 1998-99 yıllarında dış dünyaya karşı açık vermemekte idi. Bir yıllık program uygulaması sonunda, dış açık rekor düzeylere ulaşmış; 1999 sonunda (tüm kırılganlığına rağmen) istikrarda olan finansal piyasalar Kasım 2000'de krize sürüklenmiştir.
Özetleyelim: IMF ekonominin yönetimini dış denge ve döviz piyasalarında istikrar koşullarında devralıyor. Programı uygulayan yöneticileri kesintisiz övüyor. On dört ay sonunda ödemeler dengesinde, döviz ve para piyasalarında derin çalkantı, çöküntü ve kriz koşullarında programa son veriyor. Son yıllarda dünya çapında çok derin bir prestij ve saygınlık kaybının sancısını çeken IMF'ye, 2001 başında
''sen suçlusun'' sloganı ile çıkılsa idi, Türkiye'nin dış dünyaya, alacaklılara ve uluslararası finansa karşı pazarlık gücü belirgin biçimde artmış olurdu. Ve 2001 yılında, ekonomiyi IMF'nin kaskatı, insafsız programına teslim etmek zorunluluğu doğmazdı.
Burada krizin nedenleri üzerinde akademik bir tartışma yapmadım. Kriz patlak verdikten sonra Türkiye'nin dış dünyaya karşı çıkarlarını ve onurunu koruyarak uygulayabileceği siyasi bir stratejiden söz ettim. 2000-2001 krizinin nedenleri ve IMF'nin krize katkısı ayrı bir yazının konusu...
CUMHURİYETTEN ALINMIŞTIR
|
|
|
GENÇLER
YAZIN !
DÜNYAYI
YAZIN !
MEMLEKETİ
YAZIN !
YÖK'Ü
YAZIN
!
YAZIN !
YAZIN !
YAZIN ! |
| |
| |
| |
|