|
|
Ç
İ M D İ K
Deli Dumrul Yola Geldi
Alışmış kudurmuştan beterdir denilir.
Adamakıllı bir kötek yemeden, huylu huyundan
vazgeçebilir mi ?
Geçemediği, şu son iki ayın olaylarıyla ortaya
çıktı.
İlk örneğimiz, " Bu Vatan İçin Seve Seve !..
"
Adam Deli Dumrul ya !..
Yerli tohum, gübre, yün, pamuk, deri ve araç
gereçle ürettiği mala, bir tutam yabancı katkı koydu diye dolarla fiatlamış.
Üzerine üretim, toptancı, perakendeci kârıyla, taşima ücretlerini koymuş.
Asgari Ücretin 120 milyon Türk Lirası olduğu ülkede vitrine yerleştirmiş.
Alandan az kâr edecek... Almayandan her gün zam yaparak, çok !..
Dolar çok artmışımış... Satınalma gücü çok düşmüşmüş...
Ona ne !..
Madem ki bu ülkede kör tuttuğunu becermekte,
herkesin enayisi o mu ?
Gelip alan olmazsa, battık, çöltük, mahvolduk
diye bir gürültü koparılır. Ya hükümet elinde sopa veya asker süngüyle
tüketiciyi almaya zorlar. Ya vergi, siorta primi, banka kredisi gibi borçları
erteler... Adamın vurgununa kâr katar.
Bir ay... İki ay... Üç, beş, altı ay !..
Ne hükümet sopa alır. Ne asker süngü takar.
Alacaklılar ardardına icranın yolunu tutar. Bizim Deli Dumrul'larda şafak
atar.
Ya mal satacaktır... Ya malını satacaklardır.
Halka kazık atmaya kalkan kazığı yemek üzeredir.
Yaşasin vatan !..
İnsan hep doları değil !.. Ara sıra vatanı da
sevecektir. Öyleyse ağlaya ağlaya yok pahasına kaptırmaktansa, seve seve
daha küçük kazık atmak yeğdir.
Mağazalar dolmuş taşmış... Üretim artmaya başlamıştır.
O Arada Arjantin'de yağma başlar.
Deli Dumrul'un aklı başına gelir... Mi ? Bilinmez
!..
Ama toplumlar için çare, çaresizliğin son noktasıdır.
İşte Arjantin... İşte Türkiye. Görünen köy kılavuz
ister mi ?
Eşkiya Çıplağı Soymaya Kalkınca
Bizim bürokratımızın koltuğuyla maaşına dokunulmadıkça
hizmetle yükümlü olduğu halka tepeden bakmayı sürdürecektir.
Aralık 2001, Ocak 2002 Türkiye'si, hizmet, kâr
ya da zulmetme heveslisi için bir ömür boyu alamayacağı dersle doludur.
İlk Deli Dumrul örneği yukardaydı.
İkincisi aşağıda :
Halka kazık atmak isteyen üreticiydi, esnaftı,
tüccar, işadamı, sanayici, bankacıydı. Onlar dersini aldı.
Ama aynı şey, kurum ve kuruluş yöneticileri
olarak sırtlarına devlet zırhı taşiyanlar için sözkonusu olamazdı.
Basarsın zammı. Kesersin faturayı. Bu millet
sürü...
İlk günler eşinir tepinir... Son günler meler
melenir... Ödeme günü kuzu kuzu gelir, kuruşuna kadar borcunu öder.
Ödemedi. Ödeyemedi, demek daha da doğru.
Tıpkı bol keseden kredi kartı dağıtıp... Geniş
orakla faiz biçmeye kalkışan finans kuruluşlarının bozgunu gibi... Büyük
kentlerde doğalgaz kullananların en az yüzde 40'ı, 100 milyonları aşan
doğalgaz faturalarını ödemedi... Ödeyemedi.
Beş büyük kentin abone sayisi 2 milyonun çok
üstünde. Biz altini alalim.
Yüzde 40'ı 800 bin abone.
Faturalar 100 milyonun çok üstünde.
Biz altını alalım. 100 milyondan 800 bin kişi
80 trilyon.
Yandı gülüm keten helva !..
Başkanlari da içinde, çiplagi soymaya kalkan
bu beş kentin bütün eşkiyasi bu ay maaşini borçla almaya koşulu.
Üstelik bir de tümden vazgeçme tehdidi gelmez
mi ?
BOTAŞ'ından Enerji Bakanlığı'na... Mavi Akım'dan,
yeşil akimlı İran gazına borulara pompalananı alanlar içmek zorunda.
Ne diyor Ziya Paşa ?
" Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, / Tekdir
ile yola gelmeyenin hakkı kötektir. " ( Öğütle uslanmayalı uyarmalı...
Yine yola gelmezse, dövmeli. )
Yaşasin bütün züppe beyleriyle tiki bayanlarinin
ahmak sandığı Türkiye halkı !.. Elleri dert görmesin !..
En sonunda dinsizin hakkından hangi imansızlıkla
gelineceğini öğrendi.
Geriye ne mi kaldı ?
Ben ona öyle bir oyun ederim ki, yediği kazığın
farkına bile varmaz, diyen son cinfikirlileri de sopadan geçirmek.
Politikacıysa politikada.. Yargıdaysa, yargıda..
Güvenlikteyse, güvenlikte. Eğitimdeyse, eğitimde. Kültürdeyse, kültürde.
Sanattaysa, sanatta.. Medyadaysa, medyada. Sokaktaysa sokakta.
Basında Beberuhilik
Sevgili basınımızın büyük bölümü, onu attı, bunu
tuttu. Sonunda sevgili Karagöz'ümüzün Beberuhi'leriyle, Tuzsuz Bekirleri'nin
mekânı haline geldi.
Televizyon çıkalı, Karagöz unutuldu.
Bu yüzden bilmeyiz, bilir misiniz ? Beberuhi,
cüceliğine bakmadan önüne gelene çatan... Tuzsuz Bekir anamı kesen ben...
Babamı deşen ben... Yüz leşi yere seren ben, diye giriştiği "muhavereyi"
elindeki kamayı ona buna savurtarak tamamlayan biridir. Hacivat'sa üstüne
kaside yazıp, altına hicviye düzdürmenin büyük ustası.
Durup dururken bunları sıralamanın âlemi ne,
mi buyurdunuz ?
Siz demek ki, bayram ve yılbaşında Hürriyet
okumadınız. Türkiye'nin en özgür haber portalı, Haberturk'ü hiç izlemediniz.
Eh !.. Aşk olsun yâni !..
|
|
|