Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

Kılavuzu IMF Olanın... 

Ergin YILDIZOĞLU

İşte yine IMF kılavuzluğunda yola çıkıyoruz. IMF'ye verilecek niyet mektubu hazırmış. Bu mektupta verilen sözler tutulursa ekonomi yeniden büyüyecek, enflasyon düşecekmiş... 
''Ciddi bir sosyal bedel ödeyebilirmişiz''
ama 
''bunun yapılması çok kolay olmamakla birlikte, başka seçenek yokmuş''
... 1999'da, birçok ekonomistle birlikte biz de uyarmış, IMF kapısından girenlerin, sağlam çıkmadığını hatırlatmıştık. Biz yine görevimizi yapalım: Ey yönetme iddiasında olanlar, IMF'nin bir kapısından giren öbür taraftan sağlam çıkmıyor! IMF'yi kılavuz edinenin burnu pislikten kurtulmuyor. Arjantin'i de mi görmüyorsunuz? 


Burnunun ucunu bile göremeyen bir kuruluş 


Bırakın başkasına kılavuzluk etmeyi, IMF, burnunun ucunu bile görmekten acizdir. İnanmazsanız, IMF'nin Ekim 2000 tarihli 
''World economic outlook''
raporunun 
''Prospects and policy challenges''
başlıklı giriş bölümüne bakınız. IMF 2001 yılında dünyanın güllük gülistanlık olmasını bekliyordu: 
''Dünya ekonomisine ilişkin beklentiler güçlenmeye devam ediyor, dünyanın tüm önde gelen bölgelerinde ekonomik büyümenin artması bekleniyor. Bu iyileşmenin arkasında ABD ekonomisinin gücü, Avrupa'daki genişleme, Japonya'da kırılgan da olsa başlayan ekonomik toparlanma var.''


O sırada biz dünya ekonomisinin bir resesyona girmek üzere olduğunu savunuyorduk. Sonra bırakın güçlü bir ekonomik büyümeyi, ABD ekonomisinde başlayan resesyon dünyanın geri kalanını peşinden sürüklemeye başladı. IMF'nin bu raporuna göre, 2001 yılında, 
Türkiye'
de ekonomik daralma yüzde 
-2.4
düzeyinde kalacak, 
Arjantin
ise yüzde 
3.7
büyüyecekti. O sırada Stanley Fischerde dünya ticaretinin 2001 yılında yüzde 8büyüyeceğini söylüyordu. Dünya ticareti büyüme hızı yüzde 0.7düzeyinde kaldı. Türkiye'de ekonomik daralma yüzde 
9'a yaklaştı. Arjantin 2001'de iflas etti, ekonomik daralmanın da yüzde -3'ten daha derin olması bekleniyor; toplumsal patlama da cabası. ''11 Eylül oldu, böyle oldu''demeyin. Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosu'na göre ABD'de resesyon mart ayında başlamış, 11 Eylül'den sonra değil. 


Arjantin dikiş tutmuyor! 


Arjantin 1990'ların başında IMF'nin gözdesiydi, özelleştirme adı altında kamu mallarını yok pahasına satmıştı. Hatta IMF reformlarını da tamamlamıştı. Ama bu arada reel ekonomide üretkenliği arttıracak uygulamalar gerçekleşmemiş, yalnızca uluslararası mali sermayeye hizmet veren mali sektörde bir verimlilik artışı gözlenmiş (Foreign Affaires, Kasım/Aralık, 2001). Arjantin ulusal parasını dolara bağlamış, böylece enflasyonu düşürmüş, mali piyasalara güven getirmişti. Tam satacak malı, yapacak reformu kalmamıştı ki, Arjantin'in burnu pisliğe saplandı. Önce bir resesyon başladı, resesyon uzadıkça uzadı. IMF'nin sabrı gittikçe taştı, hırçınlaştı. Mademki Arjantin'in satacak bir şeyi kalmamıştı, öyleyse halkın 
''boğazından kesip''
vermeliydi... IMF'nin reçetesini uygularlarsa düze çıkacaklarına inanan 
''Bu plan için canımı veririm''
(
Cavallo
) diyen Arjantin politikacıları, şimdi dışarı kaçmak için pasaportlarına konan yasağın kalkmasını bekliyorlar. Bu arada Arjantin halkı sokaklarda polisle çatışıyor, parlamentoyu yağmalıyor, ülkeye de devlet başkanı dayanmıyor. Sivil siyaset hızla tükeniyor... 

Arjantin'in serüveniyle bizimkisi arasında, özelleştirmeler ve yolsuzluklar bir yana, bir de sabit kur denemesi benzerliği var. 1991'de uygulamaya konan sabit kur sistemi enflasyonu düşürmüş ama pesoyu da aşırı değerli bir düzeye yükseltmiş. Böylece ithalat arttıkça artmış. Aynı bizde, 2000'de olduğu gibi dış ticaret açığı büyümüş. Bu arada Arjantin, sabit kuru terk edeceğine IMF yardımıyla borç almaya, ithal etmeye devam etmiş, ücretleri düşürerek dünya piyasalarında rekabet etmeye çabalamış. Ama dış ticaret açıkları, faiz ödemeleri ve kamu işletmelerinin ucuza satılması, özelleştirmelerden sonra bunların mal ve hizmetlerinin fiyatlarını sürekli yükseltmesiyle gerçekleştirilen soygun/hortumlama bir süre sonra ekonominin dibini çıkartmış. Ama IMF doyumsuz âşık gibi, daha ver, daha ver demeye devam etmiş: Ücretleri, emekli maaşlarını yüzde 13 azalt, toplumsal harcamaları, kamu yatırımlarını daha fazla kıs, vergileri yükselt, eyaletlerden vergi al ama transfer yapma, eline geçeni borç ödemeye ayır... ver... ver... ver... Sonra da toplumsal patlama... 

IMF niye hep böyle yapıyor? Neden yapmasın, IMF'nin işi bu? Arjantin borç alıp ithalat yapan, ucuz işgücüyle üretip ihraç eden, sürekli borç alabilen, bu arada elindeki mallarını ucuza satıp savan bir ülkeydi... Yani hem gelişmiş ülkelerin ihracatlarına bir talep sunuyor hem de ellerindeki fazla sermayeye yatırım alanı. Bu arada, mali sıkıntıda olduğu için de elindeki kamu servetleri ucuza kapatılıyordu. Arjantin, IMF'nin gelişmiş ülkeler için kurduğu saadet zincirinin bir parçasıydı. Asya krizinde de benzer şeyler olmadı mı? IMF buralarda krizi derinleştirdikçe ABD ve Avrupa şirketleri kendileriyle rekabet eden Asya şirketlerini bu fırsattan faydalanarak ucuza kapatmadılar mı? Endonezya, önce ''patladı''
sonra da sömürgesi Doğu Timor'u, buradaki petrolleri Avustralya'ya kaptırmadı mı? IMF'nin genelde bu ''saadet zincirinin'', özelde ABD dış politikasının bir kurumu olduğunu bir kez daha hatırlatmanın bir anlamı var mı? Arjantin, IMF'nin tüketip, sonra patlattığı ilk ülke değil... Sonuncusu da olmayacak...

Cumhuriyeten Alınmıştır

 
sayfa başına dön