Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.
                 K.MARKS
 
 
Ana Sayfa
Başvuru
Katkı
Arşiv
Linkler
E-Posta
 
 
 
Gazeteci kimliğini, haklarını arıyor  

            ŞÜKRAN SONER  

            Gazetelerin Babıâli'den İkitelli'ye taşınmaları, gazeteci patrondan holding patronuna geçiş, gazeteciliğin medyaya dönüşümü süreçleri ile de çakışır. Ne  yazık ki televizyonlarla radyolar, çok seslilik, ileri teknolojileri dünyanın gelişmiş, en zengin ülkelerinden bile önce kullanma, medyanın büyük sermaye yatırımına dönüşümü, olması gerekenin aksine, gazetecilik kalitesinde gelişme yerine erozyonu getirmiştir. 

            Holding patronları bir yandan insana yatırım yerine renge, promosyona, lotaryaya yatırımların getirisinin daha yüksek olduğunu keşfetmişler, diğer yandan da medya araçlarını holding çıkarlarının bütünü içinde kullanmayı seçmişlerdir. Sonuçta geleneksel gazetecilik yapısında olması gereken genel yayın müdürlüğünün üstüne idare müdürlükleri çıkmış, promosyon, lotarya, reklam müdürleri yıldızlaşmıştır. 

            Gazetecilikte, medyada yaşanan kalite, kimlik deformasyonu tartışmasız toplumda yozlaşmayı beslemiş, karşılıklı etkileşim ile olumsuzluklar olumsuzluklara eklenmiştir. Türk medyası dünya medyasına lotaryayı öğretmiştir. Sadece onu mu? İngiltere'de Thatcher iktidarında, ünlü Mordac 'ın basın tekellerindeki büyük grevi anımsıyor musunuz? 

            Grevler sırasında İngiliz sendikacılık hareketinin konuğu olarak Londra'ya çağrılmıştım. İngiliz gazetelerinin modern teknolojiye geçisinde toplu işçi atılmasına karşı yapılan grevlerde, sendikalar, işçiler atlatılarak kent dışında yapılmış dev tesisler elektrikli teller, mayın ve atlı polisler korumasına alınmış,  modern teknolojiyi kullanmak üzere gizli eğitilmiş özel grev kırıcıları kurşun geçirmeyen araçlarla işyerlerine taşınmıştı. Grevci işçiler her gün bu işçileri  taşıma ve gazeteleri dağıtma saatlerinde ana yollarda miting yaparak trafiği tıkama yöntemi ile engelleme yapıyorlardı. Sendika yöneticileri sürekli 
            ''Aramızda bir Türk gazeteci ve sendikacı var'' diyerek duyuru yapıyor, konuşmamı istiyorlardı. Beklenmedik ilginin anlamını önce kavrayamamıştım. 
            Sonra grev kırıcıların sendikalardan gizli eğitilebilmesi için Avrupa'dan eğitici çağırmanın göze alınamadığını, Yeni Asır'dan iki genç kızımıza bu işin yaptırıldığını öğrendim. Örgütsüz gazeteciye değer verilmeyen bir ortamda, medyamız teknolojide öncülüğü, İngiliz grev kırıcılarının eğitilmesine kadar uzatmıştı. 

            40 yıl önce  

            1 961 yılında gazetecilerin çalışma haklarında önemli iyileştirmeler getiren 212 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi üzerine, 9 büyük gazetenin sahibi, yasayı protesto etmek için 3 gün boyunca gazetelerini yayımlamama kararı aldılar. Gazeteciler, Sendika'nın öncülüğünde 'Basın' adıyla kendi gazetelerini 11-13  Ocak 1961 tarihlerinde üç gün süre ile yayımladılar. Hem okurun haber alma hakkına sahip çıktılar, hem de gazetecinin kimlik, özlük hakları, sorunları ile  toplumun sağlıklı haber alma arasındaki ilişkiyi vurguladılar. 

            Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Emil Galip Sandalcı, Turhan Selçuk, Ali Ulvi, Mıstık, Cafer Zorlu, Yurdagün, Suad Enginer, Cevat Fehmi Başkut, Harun Sel,  Ömer Sami Coşar, Ümit Deniz, İhsan Ada gibi ünlü isimlerin ilk anda yazı ve çizgileri ile dikkat çektikleri Basın gazetesi, günlük haberler yanında gazetecinin kimlik ve sendikalaşma, örgütlenme hakları, 212 sayılı yasanın anlamı üzerinde bilgilendirmeleri içeriyordu. Kapatılan 9 gazetenin yazıişleri  müdürleri Abdi İpekçi, Vecdi Kızıldemir, Gökşin Sipahioğlu, Hikmet Çağlayan, Sami Karaören, Tevfik Erol, İlhan Turalı, Oğuz Akkan ortak bir duyuru   ile patronların değil gazetecilerin yanında yer alıyorlardı. 212 sayılı yasanın çıkarılmasının MBK'den sorumlu bakanı Ahmet Yıldız , Sendika, Basın  gazetesi çalışanları ve Cemiyet'i ziyaret ediyordu... 212 sayılı yasa gazetecinin kimlik ve sosyal haklarının savunulmasında 40 yıl sonra elbette yetersiz  kalmakta. Ancak gazeteciler bu yasanın değiştirilmesini, çağın gereksinmelerine yanıt vermesini isteyemiyorlar bile. Çünkü bugünün siyasal ortamında, medya patronlarının siyaset üzerindeki etkinliğinde çıkacak yasalarda kazanılmış hakların bile uçurulması gündemde olabilir. 

            40 yıl sonra  

            B ugün medyamızda yaygın bir biçimde 212 sayılı yasa bile uygulanmıyor. Gazeteciler 212 sayılı yasa kapsamında işe alınmıyorlar. Ya telif ya yasalara karşı her tür hile ile özel akitler, işçi statüsü, dahası ücretlerin önemli kısmının zarf yöntemi ile ödenmesi.. yolları geçerli. Medya çalışanları ağırlıklı kuralsız düzende, yasalardan, hukuktan gelen hakların çoğunluğu geçerli olmaksızın, çok ağır bir özlük hakları kaybı içinde ve kimlik baskısı altında   çalıştırılmaktalar. Gazetecinin özlük ve kimlik hakları erozyonu, hele de binlerce gazetecinin kriz gerekçe yapılarak işten atılması, havuz sisteminde  ağırlıklı ajans haberlerinin montajlanmasında yaşanan kalite erozyonu, elbette toplumun haber alma hakkının gasp edilmesi sonucunu getiriyor. 
            Yönlendirilmiş, sansürlenmiş, içeriksiz bilgi edinme ile kitleler giderek daha boyutlu olarak gerçeklerden, çıkarları doğrultusunda bilgilenme,  bilinçlenmeden uzaklaştırılmış oluyorlar. Elbette çok yakındığımız siyasal kirlenmeden, her tür toplumsal kirlenmeye medyanın bu halinin olumsuzluğun  olumsuzluğu üretmesi biçiminde çok fazla katkısı oluyor. Çok boyutlu sorunları sayfalar tutacak yazı ve örneklerle anlatmaya çalışmak yerine, sorunları  en çarpıcı, etkin sunma aracı olan karikatürlerden yararlanmak istedik. İşte size hepsini de çok yakından tanıdığınız Türk basınında yıllarca çizmiş   gazeteci karikatüristlerin penceresinden, 40 yıl önce ve 40 yıl sonra, Türk basını, gazetecilerin kimlik, özlük hakları üzerine sayfamızın elverdiği ölçüde  kimi seçmeler...

 
 
 
sayfa başına dön