Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

GÖZUCUYLA

TÜRKEL MİNİBAŞ

Ham Yerine Rafine Bor Üretelim Derken...

Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel 'i TV ekranında izlerken nedense aklıma Osmanlı'nın son dönem yöneticileri geldi. Hani, Düyun-u Umumiye destekli ekonomik anlaşmaları ülkeyi Batılı standartlara kavuşturacak yatırım ataklarıymış gibi savunan yöneticilerini!..

Gelin görün ki..! Şükrü Sina Bey'in bor madenlerinin özelleştirilmesindeki önemli bir aşamayı açıklayan basın toplantısı, cuma günkü TV haberleri arasına sıkışıp kaldı. Gazetelerin ara sayfalarına bile giremedi. Kısacası, Başbakan'ın ABD gezisi öncesindeki bu aşama kimsenin ilgisini çekmedi.

Oysa bor madenlerinin özelleştirilmesi, 1999'da stand-by'ın olmazsa olmaz taahhütleri arasındaydı. Tütün gibi, toprakları tarih, çevre demeden global sermayeye açan Endüstri Bölgeleri Yasası gibi!

Ne var ki bor, dünya rezervlerinin neredeyse yüzde 70'ine sahip olunması nedeniyle Başbakan'ın bavuluna sığıştırılamayacak kadar büyüktü, ama... Ecevit ABD'ye ayak basmadan Türkiye'nin boş durmadığının gösterilmesi gerekiyordu. Zira:

* Rezerv açısından Türkiye'ye en yakın ülke yüzde 15'lik payı ile ABD.

* Türkiye'nin dünya bor üretimindeki payı yüzde 33, ABD'nin yüzde 28.

* Türkiye'nin pazardaki rakibi Rio Tinto Zinc 'in sahibi olduğu US Borax ve Citibank Venture Capital.

* Son teknolojik gelişmeler, borun sermayenin globalleşmesini sağlayan bilgi işlem ve iletişim ürünlerinin hızlandırılmasında temel ürün olarak kullanılacağını göstermekte. Özellikle de bormagnezyum bileşiklerinin.

Yukarıdaki özet verilerde de görüldüğü gibi Türkiye rezerv büyüklüğüne karşın üretimdeki payı düşük bir ülke. Oysa, bor ürünlerinin tarımdan nükleer enerjiye, kozmetikten uzay sanayiine kadar her alanda kullanılması nedeniyle oligopolistik güce sahip. Bu gücün kullanılması ise -ham ürünlerin fiyatları işlenmiş ürün fiyatlarının her zaman altında seyrettiğinden- rezerv zenginliğine güvenerek işlenmemiş ürünlerle uluslararası piyasalarda varolmakla olası değil. Yeni ürün ve teknolojiler doğrultusunda işlenmiş ve zenginleştirilmiş ürünlerle olası.

Gelin görün ki, bor yataklarının diğer işlenmemiş maden yataklarımıza göre çok farklı bir özelliği var: Türkiye'de çıkan borun niteliği ham olmasına karşın US Borax'ın işleyerek piyasaya sunduğu borun kalitesinden yüksek! Dolayısıyla Türkiye'nin bor yatakları uluslararası yatırımcı için pek cazip!.

İşte, Şükrü Sina Bey'in ''bor politikasının değiştiği ve bundan böyle ham bor yerine rafine bor ürünlerinin satılacağını'' açıklamasının ardındaki gizem tam burada!

İşlenmemişi bile yüksek kaliteli olan bor madenlerinin rafine hale getirilmesi ek yatırıma bağlı!. Bu da Sayın Gürel'in belirttiğine göre 250-300 milyon dolarlık finansman gerektirmektedir. Kamu İhale Yasası, Endüstri Bölgeleri Yasası'nı çıkarttığımıza göre tabii ki finansmanın ihalesi ulusötesi sermaye tarafından yapılacaktır. Onların teknolojisi bizim borla birleşince Sayın Gürel'in belirttiği gibi Türkiye'den çıkarılan bor, uluslararası piyasalarda rakipsiz olacaktır!!.

Sakın ola ki... 2.5 milyar tonluk bor rezervi toprakta kalsın, işlenip de 400 dolar yerine daha yüksek fiyattan satılmasın diyorum zannetmeyin. Aksine:

* Bor-magnezyum bileşikleriyle üretilecek yeni ürünlerde pazarlık gücümüzün çok yüksek olabileceğini...

* Borun çıkarılma işleminin yeraltında değil açık işletmede gerçekleştiğinden elde etme maliyeti düşük olduğundan işlenme prosedürünün zannedildiği gibi yüksek maliyetli yatırımlar gerektirmediğini...

* Global sermayenin yerinde üretimle yüksek kâr hedefine ulaşması için 1999 stand-by'ında borun piyasa ekonomisine açılmasının şart koşulduğunu...

* Arjantin'in durumuna düşmek istemiyorsak boru piyasa ekonomisine açan politikaları hammadde, işlenmiş ürün ve yeni ürün yaratma bazında yeniden oluşturmak gerektiğini savunuyorum.

Kısacası, ham yerine rafine bor üretelim derken, eldeki bor rezervlerini de global sermayeye yüklemeyelim diyorum!.


Cumhuriyet'ten alınmıştır

 
sayfa başına dön