Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 
'Batıcı Aydın'ı, Batı Üretiyor... 

Attila İLHAN


E minim, dikkatle okuyanlarınız, sonradan düşünmüştür: Andre Siegfrid 'in 
'Batı Medeniyeti' tarifi, handiyse dört dörtlük, tarif; kavramın, bütün 
temel unsurlarını içeriyor; öyle ise, savaş ertesinde başlatılan, 'Avrupa 
Birliği Hareketi', yarım yüzyıl sonrasında, neden hâlâ tartışılıyor? Neden 
şu 'euro' sorununda bile, uyuşamadılar; geçiş, tam olmadı? (Yanılmıyorsam, Danimarka, reddetmişti.) 

'Avrupa Birliği', dediniz mi, eli ayağı çözülen 'şaşkınları', bir kenara 
bırakıp; Siegfrid 'in tarifindeki unsurları hatırlayalım: 1. Eski Yunan, 2. 
İncil (Hıristiyanlık), 3. Modern Üretim Teknolojisi!
Üç aşağı beş yukarı, 
Batı Avrupa 'da bunların hepsi var ve işliyor; öyleyse neden, bir türlü tam 
mutabakat sağlayamıyorlar? Daha işin başında, İngiltere 'nin, 'birlik' 
fikrine, ne kadar 'soğuk' baktığını, unuttuk mu? Bugün bile Londra, birliğin 
'merkezi' olamadığı için; daha çok, ABD 'nin 'köstebeği' rolünde görünmüyor mu? 'Ortak Pazar' döneminde, o eski Latin/Cermen uyuşmazlığı, sık sık, kendini hissettirmedi mi? 70'li yıllarda, İtalyan basınında, Kuzey'in Güney'i, yani Almanya 'nın İtalya ve İspanya 'yı sömürge gibi kullanacağı yazılmıyor muydu? Günümüzde bile, 'Solcu Komünistler' in başlıca savı; 'Avrupa Birliği' nin, Naziler'in savaşla gerçekleştiremediği 'Yeni Nizam' ı, bu defa gerçekleştirdiği; değil mi? 

Neden, üç temel 'unsur' da mutabık oldukları halde, aralarında hırlaşıp 
duruyorlar? 

Andre Siegfrid, hatırladığım kadarıyla, iyi gazeteciydi, kapsamlı düşünen 
biriydi de; Doktor Dalbanezo gibi, (Bkz. 'Kafatası'. N. Hikmet) o da 
'İktisad-i Siyasi' bilmezdi, pek;
Avrupa Medeniyeti'nin, o unsurlar'dan 
oluşsa da, 'Ulusal Demokratik Devrim' çağında, her ülkenin, koşullarına 
göre, 'ulusal sentezi'ni yaptığını; gerek ekonomik, gerek sosyal, gerekse 
kültürel düzeyde, onun 'üstünlüğünü' savunduğunu kestiremiyor. 'Avrupa 
Medeniyeti', elbette 'Aydınlık Felsefesi' de demektir; ama, onun getirdiği 
Rasyonalizm (Akılcılık), nurtopu gibi iki düşman kardeş doğuruyor: 
Liberalizm ve sosyalizm! Buysa, sosyal sınıfların, hem ulusal hem 
uluslararası sınırlar' içinde, çekişip durması demek!
Aksi halde, aynı 
'medeniyet' in mensubu oldukları halde, Avrupa ve Amerika 'nın (Batı 'nın), 
yarım yüzyıl içinde gezegeni, iki büyük dünya savaşına sürüklemesini nasıl açıklayabilirsiniz? 

Çıkar paylaşmasında, anlaşamıyorlardı: 'Ulusallık' ağır basıyordu.. 


'Ulusal çıkar' hep ağır basmış!.. 


O yıllarda, meramımı anlatamazdım; savaşın hemen sonrasıydı; bırakın 
işçileri, aydınlardan bile, yurtdışına çıkan pek olmazdı. Anlatamadığım şu: 
Biz burada, Batı, Batı diye sayıklayıp dururuz ya; oraya gittiğin zaman 
görüyorsun ki, Batı diye somut bir şey yok; ya da sadece, Siegfrid'in 
saydığı unsurlar var; onun dışında, tutulabilir gerçek; Fransa gerçeği, 
Almanya gerçeği, İtalya gerçeği, İngiltere gerçeği; bunlar da, 'Batı' değil, 
'ulusal' ekonomik, sosyal ve kültürel birimler ki, bırakın iç içe ve ortak 
olmayı, düpedüz rekabet halindeler:
Alman resmi İtalyan resmine benzemez, Fransız edebiyatı İngiliz edebiyatına; İspanyolların düşünce tarzı Almanlardan ne kadar farklıdır; Alman felsefesi de Fransızlarınkinden! 

Ekonomik düzeydeki 'husûmetlerine' (düpedüz 'husûmet' tir, çünkü savaşlara neden oluyor) gelince, bunu iyice idrak edebilmek için, herhangi bir ansiklopedinin 'sömürge' (colonie) maddesini açıp okumalısınız:
Gezegen, Avrupa'lı 'ulusal ekonomilerin' doymazlığı yüzünden, son beş asrını, sömürge savaşları halinde yaşamıştır; İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda, İspanya, Portekiz, İtalya vb. ülkelerin sömürgeleri, aslında, Batı Avrupa 'nın, -Osmanlı dahil-, dünyayı nasıl sömürdüğünü açıkça gösterir. Merak edip baktım, Türkçe Büyük Larousse 'da bile, şu saydığım sömürgeleştirme sürecinin, özetinin özeti bile, küçük puntolarla tam on sayfa tutmuş! 


Belki de 'ulusal'dırlar!.. 


P eki, ne yapıyor bu 'sömürgeci' ülkeler? Batı Medeniyeti 'ni, yekpâre 
olarak -bir bütün halinde- 'ihraç' mı ediyorlar? Siz öyle sanın: gerçi 
usulen 'evrensel kültür' denir ama; her ulusal birim, yani her millet, 
'sömürgesine' kendi 'ulusal' dilini, kültürünü, alışkanlıklarını 'aşılar', 
onları 'kültürsüzleştirir', böylece 'nüfuz alanını' genişletir. Kanıtı 
kolay, İspanyolca, İsyanya 'nın dışında, daha çok konuşuluyor; İngilizce, 
Fransızca öyle; İtalyanca bile, mesela Habeşistan 'da, bayağı yaygındır; 
gerçekte, Batı Avrupa, o ünlü 'medeniyeti'; daha az ünlü olmayan, Atina 
demokrasisinin, Akdeniz ve Karadeniz havzasındaki 'kolonileri'nde, yaptığı 
'marifeti' yapıyor: girdiği yeri oligarşisinin 'yemliği' haline getirip, 
halkını tutsak gibi 'kullanıyor'. 


Bu 'yozlaşma' sürecinde, en büyük yardımcı ve destekçisi, kim diyeceksiniz; bilmeyecek ne var; onların sundukları 'medeniyet' in, yani 'kültür' ve 'ekonomi' nin, gerçekten 'evrensel' olduğuna inanan; safdil, 'yerli' 
aydınlar -ki onlara genellikle 'Batı'cı' deniyor-. Ben hanidir 'komprador 
aydın'
adını taktım, çok da yakıştı. Siz bu Müslüman isimli Fransız, 
İngiliz, Rus vb. yazarlar, nereden çıktı sanıyorsunuz? (Yavaş yavaş, Türk 
isimlileri de çıkacaktır, namzet çok.) Bunlar 'Batı' cılar, 'sömürgeci' nin 
diliyle yazmayı, uluslararası olmak, değerini 'dünyaya' kanıtlamak sanırlar! 
Oyunun ne olduğunu, daha XIX. yy'da, Dostoyevsky ve Tolstoy çok güzel 
anlamış, üstelik yazmışlardır; XX. yy'da, yazan çizen çok oldu ama; 'sistem' in hem zenginliğinden, hem sunduğu imkânlardan dolayı; dil, yurt, 
millet -dolayısıyla tarih- bilinci gelişmemiş 'aydınlar' üzerinde, cazibesi 
yüksek, bir nefeste hepsini içine çekebiliyor. 

İyi de, niye kendi aralarında olmuyor bu? Niye Fransa 'da okullarda devlet 
Rusça, Almanya 'da Fransızca, İspanya 'da İngilizce öğretime geçmiyor? Niye yazarları Rusça, Arapça ya da Çince yazmıyorlar? Yoksa, Batı 'daki aydınlar ve sanatçılar, 'Batı' cı değiller mi? Kimbilir, belki de 'ulusal' dırlar.


Cumhuriyetten alınmıştır
 
sayfa başına dön