Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

Moruklar

Mine KIRIKKANAT

Dünyaya dünyayı değiştirmek için geldiydik... 
Çivisi çıkmıştı, biz takacaktık. 
Düzeni bozuktu, tamir edecektik. Böyle gelmişti, ama böyle gitmesine izin vermeyecektik. Herkes aptaldı, biz akıllı. Herkes yanlıştı biz doğru. Ezenler kurnazdı, ezilenler cahil. Ezenler zalimdi, ezilenler zavallı. Ezilen zavallıların da zalim 
olabileceğini hiç aklımıza getirmedik! Biz onları eğitince, ezene karşı ayaklanıp 'hakça' düzeni kuracaklardı ve hep birlikte ve yarin yanağından gayrı her şeyi paylaşarak mutlu mesut, kardeş kardeş yaşayacaktık. 

Ve haklıydık! Çünkü GENÇTİK. Çünkü İDEALLERİMİZ vardı. 
Ancak kötülükle iyiliğin ayrılmazlığını kesinlikle anlamamıştık. Kötülüğü bitirince, ortada yalnız iyilik kalır, sanmıştık. Tabii zalimleri yenmek ve zavallıları kurtarmak için başta biraz özveri, biraz kötülük, kan ve gözyaşı dökmek falan gerekiyordu. Sen yanmasan, ben yanmasam, nasıl çıkardı bu karanlıklar aydınlığa? Ama bir kez doğunca güneş ufukta, dünyada herkes ışığa kavuşacak, ısınacak, herkesin karnı doyacaktı. Doğru amaca varmak için birazcık yanlış yapabilirdik. Sonuç, yöntemi aklardı nasılsa. 

İşte böyle diye diye, kimilerimiz, güneşin göğe yükseleceği yerde gemilerini yaktılar, alınlarına kızıl bantlar taktılar ve ölüme koştular. Kimisi öldürüldü, kimisi öldü, sağ kalanlar kırıldı; paçayı ve façayı en az zararla kurtaranlar ise.. ceketlerini ters çevirip KENDİLERİ oldular. Ama hepsi, istisnasız hepsi bir hayal kırıklığının parçalarıydılar. Oysa hiçbirinin omuzları, bir kırık başı dik taşıyacak kadar güçlü değildi. Çareyi, İNKÂRDA buldular. 

Kimi geçmişini inkâr etti, kimi fikirlerini. Geçmişini inkâr edenler, kırılmışlığın ve yenilmişliğin ezikliğini, kıranların ve yenenlerin safına geçerek unutmaya çalıştı. Fikirlerini inkârla yetinenler ise inkârcı olmayanları aşağılayarak, alay ederek, 
'Değişmeyen aptaldır' tesellisine sığındılar. 
Bilemediler ki gençliğini inkâr, geleceğine ihanettir. 
Ve yaşlandılar. Çünkü yaşlılık, ideallerin bittiği yerde, hayallerden umut kesince başlar. İdeal, gençliktir. Umut, gençlik. Yanlış ya da doğru, bir hayale inanmaktır tazelik. Başkalarını düşünmek ve özveri, ancak körpe yüreklerin harcıdır. Yağ bağlamış göbekler, yorgun kalpler, kendi çaplarına kan pompalayabilir ancak. 
Yaşlılık, 'Benim gençliğimde...' teranesiyle başlamaz hep. Bugün kim, 'Şu bizim solcular...' diyorsa, bilin ki eski solcudur, 
yorulmuştur, yaşı kaç olursa olsun moruktur. Bugün kim, 'Gençler tıpkı biz, bir gıdım değişmemişler, yeni hiç bir keşif yok, bizim hatalarımızı tekrarlıyorlar...' derse, bilin ki tükenmiştir soluğu, atmıştır havluyu, serilmiştir yere ve burun bükerek, ama çaktırmadan imrenerek bakıyordur yerini alacak genç boksörlere. 

ÇÜNKÜ... 
Şu bizim solcular hâlâ buysa ve ardımızdan gelen gençler taze idealler, körpe davalar ve yeni sloganlar bulamadıysa eğer, biz ideallerimizi gerçekleştiremediğimiz, davalarımızı kazanamadığımız, sözlerimizi tutmadığımız için her kuşakta yeniden, bizim kaldığımız yerden; İHANET ettiğimiz 'doğrulardan' başlamak zorundalar. 

Eğer dünyada gençlerin başka emelleri, başka sloganları varsa, yaşlılar kendi emellerine ulaştığı ve sözlerini tuttuğu, daha hakça bir düzen kurdukları içindir. 

Yaşlanmayan aptaldır diye oyalanmayın beyler! Yer açın, geliyor gençler. Gelenler arasında belki bu kez, yenilmeyecek, yaşlanmayacak olanlar var. Ceketlerini ters çevirmeyecek ve kendini inkâr etmeyecek olanlar. Bu gençler, sizin söndürdüğünüz meşaleyi yeniden yakmaya çalışıyorlar. Belki başarır, belki bu kez ışığı zirveye taşır, geleceğimizi aydınlatırlar.


 
sayfa başına dön