|
|
ÇİMDİK
Tek Derste Komünizm
Şu bizim patronlar bir âlem.
Alavere dalavere kürt memet nöbeteyse uçuklukta üstlerine yok.
Bakın büyülü cama.. Görün boyalı sayfayı.. Duyun baygın sesi.
İçinde hûri ve gılmanlarıyla cennet nerde nasıl kurulur ?
Ve mazlumla yoksula vaadedilen ebedi mutluluğa, yaşarken hangi yoldan nasıl ulaşılır anlayın, bilin, yapın.
Efendim !..
Haksızlık, yolsuzluk, teşhircilik ayıp mı ?
Haltetmişsiniz !..
O dediğiniz yoksulluğun gerekçesi... Beceriksizliğin mazereti.
Cennet herkesin hakkı !..
Arınmışların yeri... İklimi ılıman. Zamanı geniş.
Güzelliğe manken hurilerle, gılmanlar neden utanacakmış ?
Orda herkes çırçıplak... Ve herbirşeyleri saydam.
İşleri sonsuza dek vur patlasın, çal oynasın değil mi ?
Vur patlasın, çal oynasın öyleyse !..
Vurup patlatamayanla, çalıp oynayamayan da çatır çatır çatlasın
demekteyken n'olduysa oldu. Bir sarsıntı gürledi. Bir bunalım patladı.
Ve cennetmekânlar kendi çomağıyla oynamak zorunda kalınca herkesi ahmak, kendini dâhhak sanan simyacıların tümünde şafak attı.
Ağaların bir bölümü, elde kelepçe mapus damında çürümeye... Goygoycuların bir bölümü villa, yalı, araba taksitleri... İçki, kumar, nafaka borçlarından icra dairelerine tıkıldı.
Irgatların nerdeyse tamamı sokaklara döküldü.
Anlayacağınız büyü bozuldu. Kepazelik ortalığa saçıldı.
Henüz dümeni dönen Doğan (Galiba o da pek içaçıcı değil. Çalışanları eklerle kendilerini pazarlamaya başladı.) Uzan (Borçlarını ödemek zorunda bırakılırsa yandı gülüm keten helva !..) Karamehmet ve benzeri gurupların gözleri henüz tam açılmadı. Ne var ki, yüzüle yüzüle kuyruğa gelindiğini, (Sabah ve Türkiye gurupları,) açıklıyor.
Bizden size öğüt.
Arada bir bunların yayın organlarına takılın.
Geçimlerini komünizm düşmanlığından kazanan bir nice esâtir kahramanı, bir derste nasıl komünist kesildiğini ibretle görür... Önüne geleni sefalet edebiyatıyla suçlarken, yoksulluk sahnelerini, nasıl salya sümük sergilediğini hayret ve dehşetle izlersiniz.
Bilmeyiz buna kaderin cilvesi mi... Feleğin sillesi mi dersiniz ?
Medya Kaçıncı Kuvvet
Son günlerde pek moda.
Herkes medyaya kuvvet macunu karmakta.
Yok efendim, eskiden dördüncü kuvvetmiş de... Şimdilerde birinci kuvvet olmuş da... Falanmış da filânmış !..
Pöh !..
Toplum 70 milyon.
Okur-yazar oranı yüzde 80'lerde deniyor. Yâni en az 40 milyon.
İlk ve ortaöğretimde okuyanlar yaklaşık 17 milyon. Yüksek okul öğrencileriyle mezunlarının toplamı yaklaşık 5 milyon.
Okuma özürlüyüz ya !.. Haydi onu bırakalım.
Hemen hemen her ülkede gazetelerin satışıyla yüksek okul öğrenci ve mezunlarının sayısı birbiriyle uyuşur.
Bizdeki hesap ona da uymuyor.
Toplam gazete satışı dolduruş (satmış farzedilen,) de içinde 2 milyon 500 bin.
Tesisleriyle teknolojileri düşünülürse bunun anlamı şu ;
Her günün gazete patronlarına yüklediği zarar, 2 milyon 500 bin gazete satışından elde edilecek gelir kadar.
Hesabı kuvvetli olan, en ucuz gazete ederiyle bu rakamı çarpsın. Bol keseden bunun yüzde 80'in reklâmla karşılandığını varsaysın. O yüzde yirmilik zarar bile, bir yılda bir koca çığ oluşturur.
Televizyonların yıllık toplam gideri, hem de ucuz programlar... Ün hevesinin nerdeyse üstelik getiren
tatavalarla, yaklaşık 750 milyon dolar. Yıllık toplam reklâm gelirleri en verimli zamanda 500 milyon dolar. Koyun bu 250 milyon dolarlık zararı, ötekinin üstüne.
Yenicami'de dilenip Köprü'de sadaka veren haşmetlü, devletlü, saltanatlı patronlarımızın ödeyeceği bedel ortaya çıkar.
Geriye ne kaldı ?
Onların bunu ne kadar daha taşıyabileceğini öğrenmek mi ?
Boylarıyla kilolarının kaç milyon dolar olduğunu bir hesap edin. Dış yardım... Devlet desteği... Fonlanmış reklâm... Olmazsa, denizin ne zaman biteceğini saati saatine bulursunuz.
Olur mu buyurdunuz ?
İyi ya, o zaman da, kendisi muhtac-ı himmet dedenin, gayrıya himmet edip edemiyeceğini... Bırakın birinci kuvvetliği, dördüncü, beşinci, onuncu, sonuncu kuvvet olamayacağını şıp diye öğrenirsiniz.
Kuvveti olmayanın, kuvvetliği mi olurmuş ?
Helâl Olsun Genco'ya
Tele-vole kazmalarının tamamı dehşet içinde.
Köpeksiz köyde, değneksiz gezdikleri alan ellerinden gidiyor.
Bir gerçek sanatçı, onların oyuncaklarını aldı... Ustalıkla kurup sahneye koyuverdi. Bütün mavalcıların tüyleri diken diken.
Şimdiye değin sanat adına yutturdukları dolmanın ne kadar kof olduğu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkıverdi.
Tiyatromuzun yüzaklarından, Genco Erkal çok yaşasın.
Yarışma'yı, pek güzel sergiliyor.
Zamanlaması Dostlara konduramayacağımız, düşene vurma gibi olsa da hepsinin eline, diline sağlık.
Gidin görün, görenlere de övenlere de hak vereceksiniz.
Tek taşla o kadar kuş vuruyor ki !..
Biri, fizik zengini, kültür fukaralarının elinde ya âdi teşhircilik, ya sefil porno düzeyine düşüveren güzel kız, kart zampara ilişkisi, leigth motivi ve işlevsel özüyle sanat haline geliyor.
İkincisi, devrimci tiyatronun gözünü baldır-bacaktan alamayan abezanların sandığı, iki kalas bir heves değil, hem bilgi.. Hem beceri.. Ve hem de ustalık gerektiren çok zor bir iş olduğunu.. Orda tutunanın, almayı da, elma kolaylığıyla diyebileceğini... Ve dediğinde kendini illüzyon şahı sananları kıçüstü düşüreceğini kanıtlıyor.
Üçüncüsü, Fars ve Vodvil'in, bir de fransız kökenliyse... Bir de ya düzeysizlikten, ya lalapaşa eğlendirme adına haramı çıkarılacağına mayası kabartılırsa... Yâni Umur Bugay'ın yaptığı yapılırsa, nasıl bir içerik kazanacağını gösteriyor.
Ve bu kadarı yeter diyene sonuncusu, içeriği cuk oturur... İşini iyi yapanlar sunarsa, tiyatronun her kesimden insana hem güç ve umut vereceğini... Hem de çok büyü bozan pek tehlikeli bir sanat olduğunu herkese anlatıyor.
Yerimize olsanız, Yarışma'yı herkes gitmeli.. Ustalarla yarışan, genç ve güzel insanların neler yapabileceğini görmeli demez misiniz ?
Görün de sonra konuşalım.
Nazım Artık Ticari
Yağmacılara müjde,
Haydi, gözünüz aydın !..
Nazım, artık hem gözde, hem de pek bir ticari.
Kapın bir parçasını, pazar eyleyin gayri,
Kâr kesin ve garanti,
Maddeci kasanızı... Mânevi kesenizi bir güzelce doldurun.
Kapışan kapışana.
Şimdi herkes Nazım'cı. Üstelik tehlikesiz.
Ödünsüz komünistti. Evet, orası doğru,
Ne liberal ne sağcı, ne de dönmesi mümkün.
Öleli kırk yıl oldu.
Ne savunur kendini, ne sorar bir tek soru,
Yağmalayın o sizin, yapıtlarındaki siz.
Dün cesur ya da ödlek... Tarafsız ya çekingen... Yahut da her erdemi veyahut ihaneti ona yamayan kişi, bilmektesin değil mi ?
61 yaşındaydı, yüreği durduğunda,
Ülkesinden uzaktı... Sovyetlere kaçmıştı,
Orda ozan bilinmiş, sevgiyle kucaklanmış, saygıyla taçlanmıştı.
Ama ondan az önce, memleketinin pek çok, mapusanelerinde türküler söyleyerek 18 yıl yatmıştı.
Af çıkmasaydı eğer, bir 12 yıl daha yatacaktı bir güzel.
Paylaşılamayan o güzel şiirler öyle, bir akılla yüreğin doyumsuz ürünüdür.
O yüzden sömürünün üstüne aslan gibi yürürken kükreyerek, cesaret timsalidir,
Sevdanın karşısında, can telâşına düşer, ürkek bir serçe gibi.
Hiç kavgaya durmayın,
Onu sağken, esenken, zırp diye hapsedenler,
Ve şıp diye atanlar komünist partisinden...
Ya da kişiliğini onunla sınayanlar, sözümüz sizedir hey !..
Nazım'cı kesilenler, hasetten çatlayanlar, dişi gıcırdayanlar...
Eski tüfekler ile, eskimeyen mızraklar. Ya da her kârda mutlak bir payı bulunanlar...
Nazım büyük ozandır, hem size hem dünyaya, hem de yarına yeter. İşte kanıt ortada. Kırk yıl önceden fazla, bilinip tanınmakta.
|
|
|