|
|
Bir eski solcunun tahlili
Kerem Cankoçak
..onları da kırpıp kırpıp yıldız yaparlar
Nasreddin Hoca
Yıllardır kahrolsun ABD diye bağırdıktan sonra ABD'de yaşamak zorunda kalan Taner Akçam'ın bugünkü görüşleri, hem Türk hem de dünya solcuları için ibret verici. Taner Akçam 1980 öncesi Dev-Yol adıyla anılan Fukocu hareketin önderlerinden biri olarak, kendi deyişiyle hep yanlış yapmış, uzun yıllar sürgünde yaşadıktan sonra, yakın zamanlarda kapağı ABD'ye atmış ve bir üniversitede sosyoloji dersleri vermeye başlamış. 9-12 Ocak 2002 tarihleri arasında Milliyet gazetesinde Can Dündar'ın sorularını yanıtlarken, kendi politik yaşam öyküsünü kısaca ele almış, özeleştiri yapmış ve günümüz Türkiye'sini hakkında görüşlerini dile getirmiştir. Bu söyleşide 1975-1985 yılları arasındaki politik mücadelesinin hemen her adımını, en hafif deyimiyle yanlış olarak görmektedir. Buna katılmamak elde değil. Doğru, ama eksik. Taner Akçam'ın politik yanlışları hala kaldığı yerden devam ediyor. Ancak ele almak istediğim konu bu değil. Söyleşinin son bölümünde günümüz Türkiye'sinin kaba hatlarıyla bir tahlili var. Benim incelemeye çalıştığım konu, Türkiye'nin tahlili veya buna dair Taner Akçam'ın görüşlerinin bir kritiği de değil. Bir eski solcu örneği olarak, Taner Akçam'ın 'değişmek zorunda kalan' görüşlerinin tahlilini yapmak istiyorum. Bir anlamda metin analizi yaparak, Akçam'ın şahsında, bir kısım eski solcunun nasıl yeni dünya düzenine entegre olduklarının tahlilini yapmak amacım.
Nasıl olur da , dünyanın belki de en çok şiddet uygulayan ülkesinde yaşayıp, Türkiye'deki her durumu Türk halkının şiddet kültürüne bağlar bir eski Marksist? Ya da nasıl olur da, gençliğinde Che Guevera hayranı olan bir eski solcu, ABD'de gerçekte düşünce özgürlüğü olmadığını, bunun belli koşullarda göstermelik olarak sağlandığını göremez. Eskiden görüyordu da şimdi mi göremiyor. Sadece ABD'de yaşayıp, oradaki bir üniversiteden para kazanmak insanın 20 yıllık politik düşüncelerini 180 derece nasıl değiştirebilir? Üstelik T.A.'ın bu söyleşisi yayınlandığı sırada, ABD'de Afganistan'ın bombalanmasını protesto eden üniversite profesörleri işlerini kaybediyorlardı. Bu ülkede komünistler, sendikacılar, siyah halkın savunucuları yıllarca hapiste yattılar, öldürüldüler, hala öldürülüyorlar ve hapse atılıyorlar. ABD'nin terör suçları saymakla bitmez ve bu yazıya da sığmaz. Eskiden T.A. bunları biliyordu, ne oldu da birden bire her şey unutuluverdi; emperyalizm bir anda duman olup uçtu da, kala kala tek şeytan T.C. ordusu kaldı dünyada? İşte bu incelemede, bu sorulara yanıt arayacağım.
Yukarıda sözünü ettiğim söyleşide T.A. şunları söylüyor (tırnak içindekiler T.A'a ait):
"Türkiye, sorunlarını çözerken çok çabuk şiddete başvurmaya eğilimli bir kültürün etkisi altında... Tarihinden gelen, bugün de devam eden ve ama üzerinde açık olarak konuşulmaktan kaçınılan bu yaygın şiddet uygulamaları toplumsal bir "şiddet travması" yaratmış durumda..."
Türkiye'nin şiddet tarihi herhangi bir başka toplumun, örnegin Isveç'in (Vikingler) siddet tarihinden çok farklı değil. Taner Akçam burada tarihi kendi amaçları doğrultusunda kullanarak tezine kanıt arama derdinde. Bunu ABD'de sosyoloji dersleri veren biri ancak tek bir koşulda yapabilir: söyledikleri egemen güçlerin, yani ekmeğini yediği güçlerin işine gelirse.
ABD'nin dış politikası hakkında, örneğin Afganistan'ı bombalaması hakkında görüş belirtirken, ABD toplumunun şiddet eğiliminden (ki türklerin şiddet eğiliminden daha az değildir bu) söz etse, en hafifinden işine son verirler. Ama söz konusu olan toplum "az gelişmiş bir Ortadoğu" toplumu olunca sorun değil, istediğini söyleyebilir, tarihi ve sosyolojiyi bütün esnekliğiyle kullanabilirsin...
"Şiddetin, sosyal ve siyasal sorunların çözümünde yaygın olarak uygulandığı toplumlarda egemen temel duygu, ötekine duyulan güvensizlik, kuşku ve şüphedir.
Bugün Türkiye'de devletin toplumla, çeşitli toplumsal güçlerin birbirleri ile ilişkileri büyük ölçüde güvensizlik, şüphe - kuşku ve korku üzerine kurulmuştur."
Doğru, her toplum için oldugu gibi. Toplumsal uzlaşma bunun için icat edilmiş zaten
"Örneğin, kendini devletin asıl sahibi olarak gören askerler başta olmak üzere Ankara'daki bürokratik - askeri elit, ülkeyi vatandaşından duyduğu kuşku ve şüpheye dayalı olarak yönetmektedir"
Buradaki satır arasına dikkat edelim. Bunu söyleyen kahvede atıp tutan bir vatandaş değil. Üniversitede ders veren biri "Türkiye'yi asker yönetiyor" diyor! 25 yil önce 22 yaşında delikanlıyken okuduğu bir iki Marksist kitaptan öğrendikleriyle yaptığı tahliller bile yukarıdaki sözlerden daha 'bilimseldi'. O zamanlar Türkiye'yi burjuvazi, kapitalistler,..vb egemen 'sınıflar' yönetiyor diyordu Taner Akçam. Demek ki Türkiye'de sınıflar yokmuş, 65 milyonluk bir ülke, 2000 yıl öncesinin çadırda yaşayan göçer toplumları gibi bir savaşçı kast tarafından yönetiliyormuş...Tam da Amerikalıların kafalarındaki Ortadoğu ülkesi imajı değil mi? Herhalde derslerde de böyle anlatıyor ABD'nin sesi eski solcu.
"Kürdüm" diyenden "vatanı böler" endişesiyle, "İslami inanca sahibim" diyenden "şeriat getirir" endişesiyle, solcudan "komünist diktatörlük getirir" veya "vatanı satar" endişesiyle korkulmakta, güven duyulmamaktadır.
Evet, çünkü ABD'de Komünistlere buyrun lütfen ülkeyi siz yönetin diyorlar, siyahlara sonsuz eşitlik tanıyorlar, dini fanatiklere sonuna kadar güven duyuyorlar. Latin Amerika ülkelerindeki her kıpırdanışa arka bahçemiz tehlikeye giriyor diyen de bizim bahçıvan Hüseyin di zaten...
"Soru: Ama sol cenahta da Batı'ya ve globalleşmeye ciddi direniş var?
- Zaten solu Ankara'daki kabuk ile birleştiren nokta da burası... Sol, bu benzerliğin anti - Batı değerlerden kaynaklandığını görmek ve acilen kendini yenilemek zorundadır. Devletçi - otoriter ideolojik gelenekten, klasik anti - Batı, anti - globalleşmeci, Üçüncü Dünyacı tutumdan vazgeçmemiz, Batı bağlantısını merkeze almamız gerekiyor. Globalizmi anlamış, onun içinde onu eleştirerek yer almayı başaran bir sol, Türkiye'yi Avrupa ve dünyaya taşıyabilir."
Ne güzel. Acaba T.A. bunu ne zaman keşfetmiş. Bizim bildiğimiz canavar batı ne kadar da çabuk kuzu kılığına girivermiş. Bu noktada T.A. gibilerinin en büyük muhalifleri zavallı üçüncü dünyacı solcular değil, yılların eskitemediği Avrupalı komünistler olacak ne yazıkki. Ama onlardan ABD'de o kadar az var ki...
"Ülkemizdeki ana sorun demokrasi kültürü yokluğu... İnsan haklarına saygıya ilişkin moral değerlerimizin çok zayıf olması... Bu solda da böyle, devlette de...
İki kesimde de insan hakları ancak daha ideal olarak tanımlanmış bir başka üst kategoriye bağlı olarak (devletin yüce çıkarı, örgütün çıkarı, sosyalizmin çıkarı vb.) ikincil bir kategori olarak ele alındı ve esas olarak ideolojik tercih, insan haklarının önüne geçti. Bugün demokrasi ve insan hakları kavgası veren bir toplumun bu soruyla açık yüreklilikle uğraşması gerekiyor."
Bu demokrasi nasıl sihirli bir değnek. Güçlünün elindeyken her sorunu çözen bir büyücü asası, ama fakirin elinde cılız bir ağaç parçası. T.A.'a göre Türkiye'de "İnsan haklarına saygıya ilişkin moral değerlerimiz sıfır". Ama herhalde ABD'de bu değerler 10 üzerinden 10 değil mi?
İkinci önemli nokta da, yukarıdaki satırlarda Türk ordusunun Türkiye'deki egemen sınıflardan, ABD'den,..vb herşeyden bağımsız bir organmış gibi ele alınması. Bu da oldukça ilginç değil mi? Eski bir Marksist'in, bir devletin ordusunu sanki tek başına bir güçmüş gibi ele alması, onu dünya politikalarından ve sınıf çatışmalarından soyutlaması nasıl mümkün olabiliyor? En sağcı bir Avrupa aydını bile bunu yapmaz, yapamaz. Bu kadar bilim-dışı bir yaklaşım neden bizim eski solcularda ortaya çıkıyor? Ne solcularımızın ne sağcılarımızın yeterli bilimsel formasyona sahip olamamalarından mı acaba?
Lafı daha fazla uzatmaya gerek yok. Zaten işin püf noktaları çok açık. T.A. ve benzerlerinin söylediklerinin incelenmesinden herkes için faydalı öğütler çıkarabiliriz. Eğer eski bir solcuysanız, ve düzene -özellikle yeni düzene- entegre olmak isterseniz, şu görüşlere sarılmanız gerek:
1-) Türkiye'de ve dünyada sınıflar diye bir şey yoktur. Bir yanda 'demokratik' ülkeler bir yanda da 'askerler tarafından yönetilen' ülkeler vardır*.
2-) Türkiye'dekinin aksine, Batıda sonsuz özgürlük vardır. Demokrasi zaten budur.
3-) Kendi devletiniz kötüdür, kendi toplumunuz berbattır, şiddet yanlısıdır. Oysa batı toplumları ne kadar uygardır,...vb.
4-) Emperyalizm diye bir şey yoktur. Bu bir hayalettir (Marks'ın hayaletlerinden). Güney-kuzey, fakir-zengin kutuplaşması hiç yoktur. Bunu söyleyen batılılar da zaten bu görüşlerini üçüncü dünyadaki aptal solculardan almışlardır herhalde.
5-) Son olarak da, tabii ki globalizm iyidir, hoştur. Hep beraber globalleşelim...
*(Not:Bu görüşleri emperyalistler kendi öğrencilere bu şeklide anlatmazlar. Onlar aptal değildir; bilirler ki bilimselliğin olmadığı yerde ilerleme de olmaz. Ama az gelişmiş bir ülke vatandaşı iseniz ve emperyalist bir ülkede kariyer yapmak istiyorsanız bilimsellikten biraz uzaklaşmaktan zarar gelmez.)
|
|
|