Yayın
Yönetmeni'nden
Bizim
tanzimatçı kafalılar Kopenhag Kriterleri'ne uyum yasaları için
koro halinde seslerini yükseltirlerken, Dünya Ticaret Örgütü
(DTÖ) nün kararları gereği uyum yasaları TBMM'den 15 günde 15
yasa, 9 günde 9 yasa çıkıp Başbakanın koltuğunun altında küreselleşmenin
patronu Bush'a takdim edilmek üzere ABD'ye gitti. Bizim
safdiller AB'ye girince Türkiye'ye demokrasi geleceğini sanırlarken,
bir de bakacaklar ki AB'ye girildiği zaman neredeyse elde Türkiye
kalmamış... Geçen
hafta Prof. Dr. Türkel Minibaş'ın Bor Madeni hakkındaki yazısını
yayınlamıştık. Bu hafta Bor konusuna devam ediyoruz. Dünya Bor
rezervinin %63.1'i Türkiyede. Bor madeninin kullanılmadığı yer
neredeyse yok gibi. yaklaşık 250 üretim sektöründe binlerce üründe
nükleer sanayiinden tutun tarım ve deterjana kadar her yerde bor
kullanılıyor. Türkiye ise bor cevherini ham olarak ihraç ediyor.
1985'de DTÖ Tokyo Raundunu topladı ve birtakım kararlar aldı.
Bunlardan biri de geri bıraktırılmış ülkelerdeki madenlerin
uluslararası şirketlere devredilmesiydi. Özal derhal gerekli
yasal değişikliği yaptı. maden kanunu değişti. Stratejik
madenden sayılan Bor bile devlet işletmesi olan Etibank'dan özel
sektöre devredilecekti. Yasal zemin hazırdı. Bugün artık Özal'ın
hazırladığı yasal zemin yetmiyor. DTÖ yeni bir maden yasası
istiyor. Türkiye'de
gelmiş geçmiş hükümetler içerisinde DTÖ ile en uyumlu çalışan
hükümet olan Ecevit hükümeti Kemal Derviş'in de hükümete katılımıyla
gerekli uyum yasalarını hızla çıkartmaya başladı. Bir
yandan tarım sektörü ulus ötesi şirketlere peşkeş çekilir,
milyonlarca köylü açlığa mahkum edilirken öte yandan
madenlerimizde ulus ötesi şirketlere peşkeş çekiliyor. İşin
acı yanı mecliste temsil edilen partiler şöyle dursun meclis dışındaki
siyasi partiler de olan bitenin ya farkında değiller ya da
seyretmeyi yeğliyorlar. Oysa
1960'lı yıllarda Türkiye'de sosyalistler, yurtseverler ülkeye
nasıl sahip çıkılacağının, sosyalist mücadelenin nasıl yapılacağının
örneklerini vermişlerdi. Bugün de Türkiye'de emekçi halk da, işçiler
de, köylüler de memleketine sahip çıkmanın başladığını görüyoruz.
Bu dalga giderek yayılacak ve memleketin gerçek sahipleri bu küreselleşme
uşaklarına gerekli cevabı bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de
de verecektir.
|