|
|
|
Türkiye Tarım Sektörünün Sorunlarını
Kendimiz Çözebiliriz
Abdullah
AYSU
Türkiye'de tarım;
siyasi, ekonomik ve sosyal boyutuyla önemli bir sektördür.
Nüfusun kimilerine göre yüzde 35'i kimilerine göre de yüzde 45'i kırsal alanda yaşıyor. Bu nedenle,siyasi partiler tarafından her seçim döneminde çok önemli bir oy potansiyeli olarak değerlendirilmiştir ve öyledir de. Böyle olunca da tarım kesimi sadece ülkenin gıda ve giyim ihtiyacını karşılamıyor,siyasi açıdan da sistemi oylarıyla besliyor...
Sosyal antropolojide bir görüşe göre; "İnsan ilk korku olarak ölüm korkusunu yaşamamış,açlık korkusunu yaşamıştır." Her ülke için doğru olan mutlaka o ülke insanın geleceğini garanti altına alıcı bir gıda ve beslenme politikasını oluşturmasıdır.
Bizde ise anayasaya madde konularak güvence altına alınmaya çalışıldıysa da hükümetler; kökü dışarıda politikaları uygulamaya başlayarak gıda güvenliğini riske atmışlardır.
Bu süreçte bizim gibi ülkeler yoksulaşırken, gelişmiş ülkeler ve ulusaşırı şirketler "üretim artmalı!,Dünya aç kalacak!" diyerek, doğayı,çevreyi,insan sağlığını riske eden,sadece kendilerinin yararlanacakları bir düzeni büyük ölçüde oluşturuyorlar.
Bu amaçla da,kırsal alanda nüfusun azaltılması gerektiği söylenip durur. Tarımsal nüfusu azalttığımız zaman tarımda verimliliği artırmış olmayız ki, sadece; tarımda çalışanların sayısı azaltılmış ve işsizlik artırılmış olur. Üstelik,toprağından vazgeçerek şehre gelen üreticiyi yeniden köye ve üretime döndürmek ise mümkün olmaz. Yol yakınken insanları tarlalarından koparmamak gerekir.
Şu an itibarıyla,her ne kadar tarım çok problemli bir sektör olsa da halkımızın önemli bir bölümü geçimini halen tarımdan temin etmektedir. Bu gün tarım insanımızı doyuruyor,giydiriyor. Yani; dünyanın en iyi tarım ülkelerinden biri olma özelliğimizi hala koruyoruz. Ancak uygulanan dış kökenli politikalar nedeniyle bir bölüm üründe kendimize halen yeterli iken bir bölüm üründe ise kendimize yeterli olmaktan çıktık.
Türkiye'de köylü,Osmanlı döneminde de,Cumhuriyet döneminde de üretim ve paylaşımda söz ve karar sahibi değildir. Gelmiş geçmiş tüm iktidarlar bu konuya çok dikkat etmişlerdir. Köylünün sömürülmesi adeta kaderi olmuştur. Bu durumun değişmesi için yeniden yapılanma şarttır.
Yeniden yapılanma denince bu gün yapılan ,kökü dışarıdaki politikaların uygulanması/dayatması değil, ülke gerçekleri ve ihtiyaçlarına göre bir yapılanmaya gereksinimimiz vardır.
Dış kökenli politikalar IMF / WB devletin küçülmesini, tarım kesimine artık destek olmamasını dayatıyor. Evet, devlet çekilmelidir. Ama devlet tarım sektöründen çekilirken yerini çiftçilerin söz ve karar sahibi olacağı örgütlerin ,sendika hakkına kavuşturulmuş tarım işçilerinin, finans sorunlarını çözecekleri bankaların sahibi kılınmış çiftçilerin, yönetimine terk etmelidir. Çiftçiler kendi kaderlerini kendileri tayin etmelidir. Devlet gerçekten çekilmelidir. Ama bu yapılanma tamamlandığında devlet çekilmelidir. Yoksa; "Yeniden Yapılanma" diyerek , sektörün politikaları çiftçilerin demokratik örgütlerine değil de, "Yeniden Yapılanma Kurulları" adı altında büyük tarım şirketlerine terk edilmemelidir.
Hükümetlerin ,kökü dışarıda politikaları-yabancıların dayatması olan "Tarımda Yeniden Yapılanma!" Türkiye çiftçisi için değil, gelişmiş ülke çiftçileri ve ulusaşırı tarım şirketlerinin yararına yapılmış olacaktır.
Çiftçiyi tüm dayanaklarından yoksun kılan,sahipsiz bırakan politikalara "Yeniden Yapılanma" denilmeyeceğini siz de biliyorsunuz! Köylüler de biliyor!...
Türkiye Tarım ve Hayvancılık Sektörünün İhtiyacı Olan Yapılanma:
IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü' nün "Yeniden Yapılanma" dayatması yukarıda da belirttiğim gibi, Türkiye tarım sektörünün yararına değildir. Bu kuruluşların dayatmalarının nedeni; Türkiye tarım sektörünü "patronları" için pazar yapmaktır. Yabancı kuruluşların bu istekleri/dayatmaları bizim tarım sektörümüzün ihtiyaçları olmadığı gibi çelişmektedir de.
Şöyle ki ;
1-Tarım Satış Kooperatiflerine sağlanan desteğin kaldırılmasını istiyorlar;
Tarım Satış Kooperatifleri Birliklerine yapılan desteğin kaldırılması birdenbire olacak ve kabul edilebilecek bir durum değildir.
TSKB'lerinden desteği kaldırmadan önce onların piyasada rekabet edebileceği güce ulaştırılması yani; tarladan, rafa/tencereye kadar ki süreçte pazar payını yüzde 50'lerin üzerine çıkartılması gerekir. Böylece özel sektör AB ülkelerinde olduğu gibi TSKB' ne karşı rekabet etmelidir.
Ayrıca çiftçilerin beklentisi olan özerkleştirme sağlanıyormuş gibi yasayı düzenlerken devlet vesayetini kaldırıp yerine "Yeniden Yapılandırma Kurulu" adı altında yeni bir müdahale aracını getirmek, TSKB'lerini sanayilerinden ayırarak yok etmeyi hedeflemek, aldatmacadır. Bunun yerine çiftçi üyesi olduğu birliklerinin sanayisi ile birlikte sahici sahibi kılınmalıdır.
Bunların olması halinde;
-Birlikler örneğin, ürününü pamuk, zeytin, buğday olarak değil, pamuk; pamuk ipliği ve yağı, zeytin;zeytinyağı ve sabun, buğday;un-makarna-bisküvi' ye dönüştürerek satar. Üretimden pazarlamaya oluşacak bu zincirden elde edilecek sınai katma değere de üretici el koyar.
-Çiftçi kendi çıkarını düşüneceğinden, toprağı, suyu ve çevreyi korur. Gereğinden fazla ya da az ilaç,gübre, makine kullanılmasını engeller.
-Toprakların tümünün analizini yaparak, meteorolojik sonuçları değerlendirerek, dünya piyasalarını günü gününe izleyerek, tarımsal planlamayı yapar, üreticinin topraktan en yüksek ve sağlıklı ürünü doğayı koruyarak elde eder.
2-Taban fiyat uygulamalarının kaldırmasını istiyorlar;
Taban fiyat uygulamaları kaldırılırken yerine çiftçileri ve tüketicileri koruyacak bir mekanizmanın konulmaması, yalnızca tüccar ve sanayicinin işine yarayacağı için çiftçilere ve tüketicilere yapılan büyük bir haksızlık olacaktır. Tek taraflı bir uygulamadır.
Devlet politik olarak,çiftçilerin ürün bazında örgütlenmelerinin önünü açarak ,toplu pazarlık yapabilecekleri örgütlülüğe (sendikaya) kavuşturduktan sonra taban fiyatı uygulamalarını kaldırmalıdır. Başka bir deyişle,çiftçiler ve tarım işçileri, ürünlerini ve emeklerini satarken toplu pazarlık yapabilecekleri örgütlere sahip olmalıdır.
Olması halinde:
-Ürün fiyatlarının maliyetin altında belirlenmesini engelleyecekler,
-Çiftçilerin örgütleri olacak olan Birliklerini denetleme olanağına kavuşmuş olacaklar,
-Çiftçiler bu örgütleri aracılığıyla kendi kaderlerini tayin etmede söz ve karar sahibi olacaklar,
-Mevsimlik işçilerin yevmiyelerini,tek taraflı belirlenmesinin önüne geçilmiş olacaktır.
-Köylülerin ekonomik ve toplumsal politikalarını tayin eden bir örgüte sahip olmaları, başta emekçi sınıf ve tabakalar olmak üzere toplumun çok büyük bir kesiminin de çıkarına olacaktır.
3-Tarımsal KİT'lerin özelleştirilmesini istiyorlar;
Tarımsal KİT'ler bir yandan istihdam yaratırken sosyal, çiftçilere ve sanayicilere hammadde üreterek ekonomik değerler yaratan kuruluşlardır.
Uluslar arası sermayenin yeniden yapılanması gereği bunları özelleştirme yoluyla yerli ve yabancı ulusaşırı şirketlere verilmesi çiftçiye yapılan haksızlıktır. Çiftçilerin alın teri ile oluşan bu kurumları çiftçilere katkı koymaktan alıkoymak,köylüye dostça bir davranış değildir.
Üretici köylülerin ve tüketicilerin desteklenmesi için kurulan Tarımsal KİT'ler ve KİK 'ların özelleştirilmesi değil, yönetimlerinin demokratikleştirilerek ,üretici birliklerine (kooperatiflerine) bedelsiz devredilmesi tarım sektörü yararına olacaktır.
Olması halinde;
-Türkiye Zirai Donatım Kurumunda çiftçinin traktörü, pulluğu ve mibzeri, TÜGSAŞ'da gübresi, Yem Sanayi 'nde karma yemi, TİGEM'lerde tohumluğu, damızlığı üretilir. Böylece tarımsal üretim girdilerinde dışa bağımlı olunmaz.
-TİGEM 'lerde araştırma geliştirme çalışmaları sürdürülür. Köylülere doğayla dost sürdürülebilir tarımı benimsetmek amacıyla uygulamalı öğreticilik ve öncülük yapılır.
4- Tarımda kamunun çekilmesini istiyorlar;
Tarımda bırakın kamunun çekilmesi aksine belirlenen bu tüm sosyal,ekonomik ve politik programı dış etkenlere ve iç karar alıcılara karşı korumak,Türkiye tarım sektörünün demokratik, kendi iç dinamiğiyle gelişebilmesinin önündeki engelleri kaldırmak için, daha da güçlü örgütlenmelidir.
Bu nedenle;
-Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı elemanlarını köylü ile buluşturmaya öncelik verecek şekilde yeniden örgütlenmelidir. Kapatılmaları tarım kesiminde büyük zararlara yol açan; Hayvancılığı Geliştirme, Veteriner işleri, Su Ürünleri, Gıda ve Zirai Mücadele ve Karantina Genel Müdürlükleri yeniden kurulmalıdır.
-Tarım ve her kesim için olmazsa olmaz öneme sahip su ve toprağın korunması ve doğru kullanımı için Toprak-Su Genel Müdürlüğü zaman geçirilmeden acilen oluşturulmalıdır.
-Tarım artık üretim tarafından yönlendirilmemektedir. Tüketici tercihleri önem kazanmıştır. Ulusal ve uluslar arası piyasalarda tüketici tercihlerindeki değişim yakından takip etmelidir.
-Alan sınırlı olduğuna göre üretkenliği artırmak için, toprağın kalitesini ve sulanan alanı artıracak çalışmalar yapmalıdır. Monokültürler yerine bitkisel üretimde değişik münavebe modelleri denemeli, böylelikle tarımın hava şartlarına bağımlılığını azaltarak hem üretimi artırmada hem de üreticinin ürün alternatiflerini zenginleştirmede doğrudan rol almalıdır.
-Ziraat Meslek Liselerinde ve Ziraat Fakültelerinde doğayla dost sürdürülebilir tarım eğitimi vermeli ve mezun olanlarda Tarım Bakanlığı aracılığıyla köylüyle buluşturulmalı, gelişmiş ülkelerin İMF, Dünya Bankası ve DTÖ aracılığıyla dayattıkları çevreyi kirleten doğayla dost olmayan üretim biçimi yerine, doğayla dost sağlıklı ürünler üretme seferberliği başlatılmalıdır.
-Devlet belirlenen bu politikaların sağlıklı uygulanabilmesi için devlet politikası olarak benimseyip/görüp -kabul etmeli- ön açıcı ve geliştirici çalışmalar yapmalıdır. Kamunun asli görevleri bunlar olmalıdır.
5-Devlete ait destekleme alımı yapan kurumlarının özelleştirilmesini ve tarımda desteklerin kaldırılmasını istiyorlar;
Gelişmiş ülkeler,beslenmede kendine yeterliliği gelişmişliğin kıstası olarak almaktadırlar. Tarım kesimini de bunun için desteklemektedirler. Geçmiş de tarım ve sanayilerini eş zamanlı geliştiren bu ülkeler,biyo-teknolojide de üstünlüklerini kurmalarına karşın tarımlarını desteklemeyi sürdürmektedirler.
Bize destekleri kaldırın demek; eşitsizler arası yarışa katılın ve baştan kaybedeceğimiz belli olan bu yarışı kabul edin demektir. Bizi böylece üretimden caydırıp kendi ihtiyaçları doğrultusunda üretime zorlama (sözleşmeli Çiftçilik) ve pazar yapma isteklerinden kaynaklanmaktadır.
Bunun yerine;
Üretici ve tüketici içinde zararlı olacak bu uygulama yerine tarımda gelişmiş ülkeler düzeyinde destekleme sürdürülmelidir. Desteklemeler yapılırken siyasal tercihlere göre değil, ülke tarımının ihtiyaç ve gelişmesi yönünde,(toprağı,suyu ve insan sağlığını gözeten) planlı davranmalıdır.
6-Tarımsal kredi faizlerinin yükseltilmesini istiyorlar;
Tarımdan elde edilen gelir sezonluk olduğu için,ticaret sektöründe olduğu gibi ayda birkaç kez gelir elde edilmez. Hasat döneminde ürün paraya dönüşür. Ekimden-hasada en iyimser süre altı aydır.
Tarımsal kredi faizlerinin yükseltilmesi halinde küçük çiftçi üretim için sermaye bulamayacak ve üretemeyecektir. Bu nedenlerle, tarım sektörünün finans sorunu çözülmelidir.
Bunun için;
Ziraat Bankası, Şeker Bank, Tariş Bank,TKK'lerini özelleştirmek yerine; yönetimleri demokratikleştirilmeli, çiftçilerin tasarruflarının toplandığı, çiftçilerin yararlanabileceği sektör bankacılığı görevi gördürülmelidir.
7- Tarımda kullanılacak ve köylerde içilecek suyun para ile satılmasını hizmetlerin özelleştirilmesini istiyorlar...
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatılmak isteniyor. Köy Hizmetlerinin kapatılmasından sonra köy içme suları ve tarımda kullanılan sular özelleştirilecek. Para ile satılacak. Çiftçiler de ne kadar paraları varsa o kadar su içecek ve kullanacak. Köy yollarının ve köprülerinin yenileri yapılmayacak ve onarılmayacak. Köye Hizmette Osmanlı dönemindeki gibi çok uluslu şirketlerin girdikleri alanlara hizmet götürülecektir. Sel, tabi afet ve karın yolları kapatması halinde İl Özel idarelerin felaket ile ilgili ihale yapmasından sonra ihaleyi kazanan firmanın müdahalesine kadar yaralar yöre halkının imkanları ile sarılacak! Kabul edilemez.
8-Çiftçilerin mesleki örgütleri olan ziraat odaları gerçek anlamda çiftçi örgütleri olabilmesi için, bağımsız örgütlenmesinin ve çalışmasının önündeki yasal engeller kaldırılmalı demokratik yapıya kavuşturulmalıdır.
9-Tarım ile ilgili tüm örgütler ile ekoloji dernek ve kuruluşları sıkça bir araya gelerek birbirlerine bilgi,bulgu ve uygulamalarının sonuçlarını aktararak,zenginleştirmeli.
10- Türkiye tarımı ve köylüleri için halen önemini koruyan toprak ve tarım reformu yapılmalıdır.
Çiftçilerin örgütlenmelerini tamamlanmadan AB, DTÖ, (GATS, TRİPS,ARİPS) anlaşmaları ile IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların dayatmaları, -Tarımımızın,doğa ve çevrenin "yıkımı"demek olacağından- kabul edilmemelidir.
Özcesi;Toprağı ve çevreyi gözeten,araziyi uyumlu paylaştıran,hem hayvancılıkta hem tarımda adaletli, gelir getiren, işler yaratan bir tarım esas alınmalıdır. Türkiye tarımının sorunlarını kendimiz çözebiliriz. IMF,Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü' nün 'Tarımda Yeniden Yapılanma' dayatması kökü dışarıda politikalardır. Çözücü değildir.
|
|
|