|
|
Bürokratla Demokrat
Erol Toy
Başlıktaki terimleri şöyle, bir ırgalayalım mı ?
Bürokrat ister sivil olsun, ister üniformalı, kapıkuludur.
Demokrat ister sivil olsun, ister üniformalı halkının kulu.
İlkin hop !.. Ağzını tuzla ovarım !.. O nasıl karşılaştırma ?
Pek sevgili, çok aziz Cumhuriyetimiz bu yıl 80'ine giriyor. Artık kendini yöneten, yönlendiren ya da sananların hepsinden yaşlı. Böyle bir ülkede külâh, pardon görev kapan, memur olur.
Yâni eskiden olduğu gibi kapı değil, emir... Daha da açığı devletin kuludur, diyene bir çift söz.
Pardon afedersiniz !..
Zaten benim kastım da buydu.
Terimden yola çıkınca, anlamı dilden kaydı.
Gelin şunda bir anlaşmaya varalım.
Devlet nedir ?
Tanrının yeryüzündeki gölgesi olarak, yerin altındakilerle, göğün üstündeki herşeyin mutlak sahibi soyut bir heyûla mı ?
Yâni bir zamanların Doğusunda " gök varlığı... " Batısında " kutsal, " tanımlanan... Kemal Tahir ustamızla müritlerinin pek sevdikleri deyimle " kerîm " ve elbette mevhum bir kudret mi ?
Eğer öyleyse, has kullarının, kul olmayana tasarrufu hem hakkı, hem ödevi ve dahi görevidir. Çünkü devlet, yaratandır. Yaratan varlıkların tek ve değişmez efendisidir.
Ol dediği olmalı, öl dediği ölmelidir.
Ve bu kayıtsız koşulsuz egemenliği, herkese dayatmak kutsal, tanrısal ya da kerîm devletin has kulunun yükümüdür.
Öyle olunca da kul, kendince cehteder. Hizmetin en iyisini görmek için canını dişine takar. Hatta bazen fedâ eder.
Engizisyon rahibiyle, işkenceci polisin marifeti, kişiseldir... İşlevi kutsal. Bağnazlık ya da hastalık sanan bırakın aldansın. Kulun kulluğu yaygınlaştırma gayretine ne buyrulur ?
Ama, savsözdür ; Kul hatasız olmaz.
Olmayınca da kulun indinde, hizmetle eziyet birdir.
Elbet sunduğu hizmetle ettiği veya çektiği eziyet de insan için değil, soyut kutsal ve kerîm devlet içindir.
Uzatmayalım : Kulluk inançla vardır. Kişilik bilinçle.
Tarih ve kendi belleğimiz tanık ki, çatışma kaçınılmazdır.
Zaten sorun da çatışmanın biçiminde.
Kul, kendi inancında olmayanı çocuğu gibi görürse, hoş tutar. Rakip sayarsa boş. Hasım bilirse, gözünü oyar. Düşman bellemişse, hafazanallah !.. Domuzbağında başına çivi çakar.
Mezhep, tarikat, tekke ya da hücrelerin ayrışma noktasını bu deişik anlayışlar oluşturur.
İnanç tek başına, kişiseldir. Dokunulmaz, sorgulanmaz bir içzenginliği sayılabilir. Egemenlikse, toplumsal.
Çoğalmadan hükmetmek mümkün mü ?
İnanmayan bir dursun ve düşünsün.
Bir bölümü yargıda hükme bağlanmış olsa da, son yılların olaylarını hem bir yurttaş... Hem kendince canını dişine takıp verdiği hizmet günah yazılmış kul olarak şöyle bir anımsasın.
Özetlenen yargıları kanıtlayacak ne çok olay, acı, gözyaşı, kan... Ve hüsranla karşılaşır.
Belleği zayıf olana bir örnek ; Susurluk davası yeni bitti.
Kutsal, kerîm ve soyut devletin vardığı sonuç yettiyse, demokratik hukuk devletine adım atabiliriz.
Orada devlet tanrısal, kutsal ya da kerîm falan değil, varsa sınıfların... Yoksa bir arada birlikte yaşamaya koşulu kitle ve gurupların çıkarlarını uzlaştırma aracıdır.
Bunun için de kul ve kulluk değil, yurttaş gereklidir.
Eşit, özgür, egemen yurttaş istencine dayalı, sosyal hukuk devleti... Yâni cumhuriyet, ne kadar soyutlanırsa soyutlansın efendisi toplumdur. Ve toplum tek tek yurttaşlardan oluşur. Bu yüzden demokrasilerde her birey, ister devlet görevlisi ya da yükümlüsü olsun, ister olmasın yasalar önünde eşittir.
Ve ödevli ya da görevli, kulun tanrıya hizmeti neyse, tek tek yurttaşına öyle davrandığında demokrat olur.
Ben de çok mu ileri gittim ?
Eee!.. Siz demokrasiyi çocuk oyuncağı mı sanıyorsunuz ?
|
|
|