|
|
|
Her
Yasa GATS'a Uyum İçin Şebnem
TURHAN
Eğitimden sağlığa, belediye hizmetlerinden telekomünikasyona kadar devlet eliyle verilen kamu hizmetlerinin tasfiyesini ve ulusötesi şirketlerin ellerine terk edilmesini amaçlayan Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) Dünya Ticaret Örgütü
(DTÖ) bünyesinde devam eden müzakerelerinin 2002 yılı sonuna kadar bitirilmesi hedefleniyor. Türkiye GATS kapsamında 7 hizmet sektörünü piyasaya açacağına dair taahhütte bulundu; mesleki hizmetler, haberleşme hizmetleri, müteahhitlik ve ilgili mühendislik-mimarlık hizmetleri, eğitim hizmetleri, çevre hizmetleri, mali hizmetler, sağlık ve ilgili sosyal hizmetler, turizm ve seyahat ile ilgili hizmetler, ulaştırma hizmetleri.
Türkiye'nin taahhütte bulunduğu çevre hizmetleri; kanalizasyon, çöplerin kaldırılması, su hizmetleri, sağlık, çevre ve benzeri hizmetleri içeriyor. Türkiye'de yerel yönetimler aracılığıyla verilen bu hizmetler artık piyasaya açılıyor. Hizmetlerin piyasaya açılmasının örnekleri Antalya, Bursa gibi illerde yaşanırken, Meclis'te bekleyen Yerel Yönetimler Yasası, yerel yönetimlerin işleyişini GATS'a uygun hale getirmeyi amaçlıyor.
GATS'ı ve yerel yönetimlere etkileri üzerine Genel-İş Genel Koordinatörü Serhat Salihoğlu ve uzman Engin Sezgin ile görüştük. Salihoğlu ve Sezgin'le olan söyleşimizin ikinci bölümünde, GATS'la Yerel Yönetimler Yasası arasındaki ilişki irdelenecek.
- GATS nedir?
Serhat Salihoğlu: Küresel piyasada rekabeti birtakım kurallara oturtmak gerekiyordu. Hükümetlerin, ulusal devletlerin karar verme gücü, zırt pırt karar değiştirmelerini önleyecek bir çerçevede çizilmeliydi. GATS genel olarak kamu ve özel olarak yerel kamu hizmetleri bakımından bu anlamı taşıyor. Küresel piyasada oluşmuş küresel iktisadi güçlerin, yani şirketlerin rekabet kurallarını, çalışma usullerini, piyasalara girişte karşılaştıkları engelleri temizlemek amacıyla gündeme geldi. Süreç bu şekilde hızlanacak. Piyasa oluştu, sektörler, aktörler oluştu şimdi bu sektörler piyasalar ve aktörler arası ilişkileri yeni kurallara -ama hiçbir zaman da liberalleşmeyi serbestleşmenin önüne kapatacak değil açacak şekilde yeni kurallara- bağlamak için düzenlemek gerekiyor; bunun ilk evresindeyiz. Anlaşmanın imzalanmış olması yeni sürecin düzenlenmesi bakımından ilk adım. Bundan sonraki süreçte problemler ortaya çıktıkça, sorunlar ortaya çıktıkça anlaşmanın ruhuna aykırı gelmemek şartıyla süreç ilerletilecek.
Bugünkü kapitalizm bu tür hizmetleri bir kamu hizmeti olarak değerlendirmiyor. Yerel kamu hizmetleri diye bir kavram benimsemiyor, yaşamsal hizmetler olarak da değerlendirmiyor. Bu hizmetleri artık küresel piyasa güçlerinin yapması gereken hizmetler olarak görüyor. Yeni liberalizm denilen ideoloji çerçevesinde oluşturulan politikaların özü bu. Sağlık ve eğitim hizmetleri alanında da aynı şeyler geçerli. Devlet, kamu bu tip şeylerle uğraşmamalılar. Bir hizmet verilecekse, bu hizmet için ayrıca bir örgütlenmeye gitmemeliler, bu hizmeti vermek devletin sorumluluğu olabilir, ama piyasadan satın alsın, birçok şirket oluşsun, bu şirketlerden satın alsın. Ama satın alırken belli kurallar yani rekabet kuralları olsun. Kamu idarelerinin elinde de şirketler arasındaki rekabeti bozacak yetkiler olmasın. Bunlar uluslararası kurallar olarak belirlesin, yaklaşımı söz konusu. Bunun sonucunda neler ortaya çıkabilir? İddia edilen, devletin daha etkin çalışacağı, hizmetlerin daha kaliteli hale geleceği, bütün yurttaşların etkin çalışan devlet sayesinde bu hizmetlerden eşit olarak faydalanabileceği. Ama bu tür hizmetleri ilk başta kâr konusu yaptığınız zaman, herkesin eşit olarak yararlanması sorun olur. Kamu neden yapmasın, aklı başında devlet idaresi ve organizasyonla kamu eliyle düzgün ve etkin verimlilik anlayışıyla yapılabilir.
Engin Sezgin: GATS, küreselleşme denilen kavramın içerik olarak somutlandığı bir anlaşma. GATS anlaşmasına baktığımızda aslında net bir şeyle karşılaşıyoruz. Öncelikle uluslararası ölçekte bir hizmetler ticareti. Uluslararası ölçekte hizmetler ticareti artık gerçekten önemli aşamaya gelmiş. Daha önce mal ticareti, gerek çok taraflı, gerekse iki taraflı anlaşmalarla düzenlenmişti. Ama '95 yılına gelindiğinde GATS ilk kez böyle bir aşamaya geliyor. Devletler bir araya gelip, -tabi bunun arka planında ulusötesi şirketler var- hizmet ticaretini belli kurallara bağlama gereği duyuyor. Hizmetler ticaretinin çeşitli sorunlarla karşılaştığını, ülkelerden kaynaklı çeşitli uygulamalardan şikayetçi olduklarının göstergesi. Bundan şikayetçi olanlar ulusötesi şirketler. Hizmetler sektöründe yeni bir aşama. Yapılandırmanın birinci önemli aşaması bu.
GATS'ın içeriğine baktığımızda tanımlar olarak ideolojik tanımlar ve ayrımlar yapıldığını görüyoruz. Kamu hizmeti diye bir tanım yok. Bunun olmaması kamunun hizmetler alanından çekilmesi demek, böyle bir politik ve ideolojik tutum var. Dolayısıyla hizmetler esas olarak kamuya atfedilen hizmetler daha çok kamunun kendisiyle adli-idari işlerini yürütmekle sınırlı bir çerçeve çizerken, kalan tüm hizmetleri rekabet edilebilir nitelikteki tüm hizmetleri GATS'ın kapsamı içine alıyor. Esas olarak hizmetlerde en etkin güç devlet. Şimdi kamu hizmeti diye bir tanımın ortadan kalkması, devletin yürütmüş olduğu hizmetleri tümden piyasaya açmanın sinyali. Sonrasında da getirmeye çalışılan düzenlemelerle buna dönük bağlayıcı kurallar getiriyor.
Uluslararası anlaşmalarda ülkeler imza attığı zaman devletler kendini bağlıyor. Ama bununla da yetinilmiyor anlaşmada. Bir kere merkezi, bölgesel, yerel, resmi ya da gayri resmi otoritelerin her türlü kararlarının idari tedbirleri ve benzeri nitelikteki her türlü eylemi karara bağlayan bir anlaşmadır. GATS bunu amaç ve tanım başlığında ifade etmiş. Bir kanun çıkardığınızda buna uyum sağlamak zorunda, yerel yönetimler kendi bulundukları Meclis'ten çıkardığı kararlarda buna uyum sağlamak zorunda. Bunun yanı sıra yarı kamusal nitelikte olan meslek odaları, bulundukları sektöre ilişkin bir takım standartlar belirleyeceklerin de GATS'a uyum sağlamak zorunda. Hem karar mercilerini bağlıyor, hem de bu karar mercilerinin yaptığı her türlü eylemi bağlıyor.
GATS daha sonlandırılmış bir anlaşma değil, imzalanmış ve imzalanırken karar altına alınmış. Müzakereler yapılarak genişletilecek. Bu müzakerelerdeki temel amaç GATS ile taahhüt altına alınan ya da alınmayan bir takım uygulamaya dönük ya da uygulanması istenen sektörlere yönelik yeni taahhütler alma amaçları var. Yani bunu müzakereler, konferanslar yoluyla yapılıyor. GATS'a; şu anda işletilmeye çalışılan, ayakları üzerinde oturtulmaya çalışılan, önümüzdeki süreçlerde daha net oturacak ve karşımıza daha çok tehlikesi anlaşılacak bir anlaşma olarak bakmak gerekiyor. Bugün GATS'dan kaynaklı olduğu söylenmiyor, ama çıkarılan birçok yasa var. Bir dolu düzenleme var, bunlara baktığımızda bu anlaşmada getirilen, istenilen birtakım düzenlemeler bugün isim vererek ya da vermeyerek ülkemizde uygulanmaya başladı.
Halka değil tekellere hizmet
- GATS'ın Yerel Yönetimler Yasası ile ilişkisi nedir?
Serhat Salihoğlu: En genel hatlarıyla GATS'a hizmetler sektörlerinin küresel piyasaya açma anlaşması diyebiliriz. GATS'ta 12 tane temel sektör ve onlara bağlı alt sektörler var. Ancak GATS'da kamu ve özel sektör hizmeti diye bir ayrım yok. Sektör tanımlamaları var; o da Birleşmiş Milletler'in sektör sınırlandırılmasından esinlenmiş, sektörler sıralanmış, bu sektörler içinde kamu hizmetini doğrudan ilgilendiren sektörler de var. Eğitim, sağlık, ulaşım hizmetlerine baktığınızda bunlar kamu hizmeti olarak değerlendirilir, çevre hizmetleri yerel kamu hizmetleri alanını ilgilendirir. Yerel yönetimler alanına gelince, bunu çevre hizmetleri başlığı altında değerlendiriyoruz. Türkiye'de çevre hizmetlerinde, su hizmetleri, katı atık yönetimi hizmetleri (çöp hizmetleri), yerel yönetimler eliyle yürütülen hizmetler gibi birimler yer alıyor.
Hükümet çevre hizmetlerini piyasaya açmışsa, bundan sonraki süreçte GATS hükümleri su sektörünü de, katı atık sektörü de etkileyecektir. Küresel düzeyde çevre hizmetleri alanında, katı atık sektörü artık ulusötesi şirketlerin ilgi alanında. Çöplerin toplanması, değerlendirilmesi, geri kazanılması küresel şirketlerin ilgi alanında. Sayıları çok fazla olmayan bu şirketler tarafından küresel piyasa kontrol ediliyor. Hangi teknolojiler kullanılacak, ne tür gelişmeler olacak, projeler uygulanacak... bu şirketler politika belirleme otoritesi durumunda. Suda da tablo aynı. Ulusötesi su şirketleri oluşmuş durumda. Bu şirketler önümüzdeki 15-20 yılın projeksiyonunu çıkarmış, Latin Amerika'da, Asya'da ne olacak diye. Buraları analiz ediyorlar, kendilerine özgü perspektifler ortaya çıkarıyorlar. Dünyada bir küresel piyasa sektörü olarak da su sektörü var şu anda. Su sektörü ulusötesi şirketlerin kontrolünde, onların politikası doğrultusunda geliştirilen bir sektör. Böyle değerlendirdiğinde ve küresel piyasaya baktığınız zaman, bu piyasadaki gelişmelerin ve oluşan aktörlerin Türkiye'yi ilgi alanı dışında bırakması diye bir şey söz konusu olamaz. Kendi projeksiyonlarının içine Türkiye'yi de alacaklar.
Yıllarca Türkiye'de politika üretenler, "Biz yerel altyapı hizmetlerini yürütmekte finansman bakımından yetersiz kalıyoruz, dış finansmana, krediye, projeye gereksinimiz var, yabancı sermayeyi bu alanlara çekmek zorundayız" diyerek, kamu hizmetlerini üzerlerinden atmanın adımlarını attılar. Yerel altyapı hizmetleri nedir, su hizmetleri için yapılan yatırımlar, suyun dağıtımı, fiyatlandırımı, sıhhati, sağlıklı su temini... Bunun için yatırım yapmanız gerekiyor. Çöpleri toplayıp değerlendirmek de teknoloji gerektiriyor ve bunun için de yatırım yapılması gerekiyor. Olaya böyle baktığımız zaman bu konuda yatırım ihtiyacı var; biz kendi kaynaklarımızla zorlanıyoruz, dış sermaye bulmamız gerekiyor, bunu da hangi yollarla bulacağız diye düşünülüyor; sonra bu şirketler çıkıyor ortaya. Altyapı hizmetlerinin finansmanı konusunda neler oluşturulabilir diye bakıldığında hemen başvurulacak adresler ortaya çıkıyor; Dünya Bankası (DB). Bu konuda proje geliştiriyor, politika üretiyor.
Türkiye'deki DB macerasına baktığımız zaman geliştirilen proje de şu: "Altyapı hizmetlerinin finansmanında kamu finansmanı yetersiz kalıyor, o zaman biçimini değiştirip özel sektör finansmanına kaydıralım, özel sektör kaynaklarıyla finanse edilim." Son 15 yıla baktığımız zaman, yerel yönetimlerin özel bankalar gibi kurumlara doğru yönlendirildiğini görüyoruz. Bu bilinçli bir tercih. Kredi almak için yerel veya uluslararası piyasaya çıktığınızda, karşınızda kredi vermeye hazır kuruluşlar var ya da DB var. Bunların proje şartları devreye giriyor. Ki su ve kanalizasyon idarelerinin oluşturulması DB politikasıdır. Bu şekilde belediye hizmetlerini yürüten kurumların organizasyon yapısı bile belirleniyor. Önceden Ankara'da Ankara Sular İdaresi vardı, DB politikası ile Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ)'ye çevrildi. İstanbul Su İşleri vardı; Su ve Kanalizsayon İdaresi'ne çevrildi. Yani belediyeden ayrı bağımsız bütçeli kuruluşlar ortaya çıkarıldı. Bu ne anlama geliyor; su hizmetleri alanında belediyeden ayrı bağımsız bütçeli kuruluşlar ilk hedef. Bu gerçekleşti, ikinci hedef bu kuruluşlar eliyle yürütülen hizmetlerin birer piyasa hizmeti haline getirilmesi. Şimdi de o süreci yaşıyoruz. Yerel altyapı yatırımlarının finansmanında kamu finansman modelini devreden çıkarıp özel finansman modelini getirdiğin zaman, bunun peşi sıra Türkiye'de yaşanan gelişmeler meydana geliyor.
Baktığınız zaman GATS'ı bu süreç içinde bir yerlere oturtmak gerekiyor. Yani bu konuda piyasalar oluşmuş, bu piyasalardaki aktörler artık hedeflerini belirlemiş, hükümetler artık bu ideolojinin etkisi altına girmiş, şimdi GATS'la yapılan, bunu artık kurallarına bağlamak ve önündeki engelleri temizlemek, geliştirmek.
Engin Sezgin: GATS, bağlayıcılıkları ve sonuçları itibariyle, merkezi-yerel her düzeydeki otoriteleri etkileyen bir anlaşma. Hizmet sunumunun en önemli ayaklarından birisi de yerel yönetimlerin bir başka ifadeyle belediyelerin sunduğu hizmetlerdir. Türkiye'de belediye hizmetleri dendiğinde başta su, kanalizasyon, çöp, ulaşım vb. gibi hizmetler geliyor. Daha başka ülkelerde yerel yönetimler, eğitim ve sağlık gibi hizmetleri de vermektedir. Bugünkü yapıları itibariyle bakıldığında, GATS'da çevre hizmetleri başlığı olarak belirlenen sektör esas itibariyle belediye hizmetlerini ilgilendirmektedir. Ama Meclis'de bekleyen Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı'nın yasalaşması sonucu belediyelerin faaliyet alanları biraz önce belirttiğim alanları da içine alarak genişletiliyor. Devletin merkezi olarak üstlendiği sağlık, eğitim gibi hizmetlerin yerel yönetimler kanalıyla verileceği bir düzenleme getiriyor. İlk bakışta yararlı bir düzenleme olarak görülebilir. Ancak gerçek hiç de öyle değil. Yerelleşme olarak ifade edilen bu politika esasında kapsamlı bir özelleştirme planının en önemli parçası. Yerelleştirilen bu hizmetlerin ikinci aşaması ise verilen hizmetlerin fiyatlandırılması olacak. Yerel yönetimlere bu hizmetleri artık ya doğrudan kendisi fiyatlandırarak sunacak, ya da bu faaliyetleri özel sektöre devredecek. Her iki durumda da sonuç değişmeyecek. Sonuçta bu hizmetler belirli bir bedel karşılığı alınabilen özelleşmiş bir hizmet olacak. Bu noktada örneğin sağlık hizmeti piyasaya tam olarak açılmış, kâr ve rekabet kurallarının egemen olduğu bir sektör durumuna gelecek. Ortaya çıkacak bu durum GATS'ın da temel amaçlarından birisi. Her düzeyde piyasaya açılmış bir hizmetler sektörü. Bir nevi GATS'da öngörülen amaçlara ulaşmanın altyapı çalışmaları yapılıyor.
Yasa tasarısında -ki belediyelerin her düzeyde ulusötesi şirket ve finans kuruluşlarından kredi alabilme imkanlarının kolaylaştırılması ile birlikte düşünüldüğünde- piyasaya açılacak bu sektörlerin kontrolünün de yabancı şirketlerin eline geçmesi kaçınılmaz olacak. Su ve çöp hizmetlerinde büyük rantların olduğu ve küresel şirketlerin de piyasanın geleceğini çizdiğini söylediniz, bu konuyu biraz açar mısınız?
Salihoğlu: Su sektörüne baktığınızda dünyadaki su sektöründe Avrupalı firmalar, özellikle de Fransız ve İngiliz firmalar görülüyor. Fransa ve İngiltere'ye baktığınızda bunlar uzunca bir süredir su hizmetlerini piyasa hizmeti haline getirmişler. Bu şirketler doğmuşlar ve dünya su sektörünü yönlendiren şirketler haline gelmişler. Bu ülkelerdeki su şirketleri tarafından yönlendirilen, yönetilen bir dünya su sektörü var. Politikaları bunlar geliştiriyor. Bir tarafta bir kapitalist ülkede bir tekel oluşuyor, sonra bu tekeller kendi çıkarları doğrultusunda hükümetleri etkiliyor, hükümetler de dünya politikasını etkiliyor.
Türkiye'de de bunun örneklerini görmek mümkün. Antalya'da su hizmetleri bir Fransız su şirketi tarafından veriliyor. Bursa'da buna yönelik çalışma yapılıyor. Yerel yönetimler yasasına baktığımız zaman da bu gelişmeleri daha da hızlandıracak düzenlemeler söz konusu. Yerel yönetimler yasasında ilgi çekici bir nokta; ihaleler bir yıllıktı, beş yıla çıkarılıyor.
Çöp hizmetlerinin karşılanması için çöp vergisi ödüyoruz. Artık su faturalarında çöp faturaları olarak tahsil edecekler, bunu da büyükşehire tahsil ettirecekler. Atık suyu ödüyoruz, kanalizasyon hizmetleri için, çöp hizmetleri için de ödeyeceğiz. Bu para çöp piyasasına hizmet edecek bir şey. Bir ildeki bütün gelirler merkezi olarak toplanacak. Ve merkezden dağıtılacak piyasaya. Çöp ihaleleri özel şirketlere tek merkezden yapılacak. Çöplerin değerlendirilmesi konusu da bunlar eliyle olacak. Şirketler gündeme gelecek. Onlara verilecek birtakım ihaleler zaten şu anda uygulanan yerler de var. Yani gelirleri merkezileştirip ölçeği büyütüp, piyasayı yerel düzeyde oluşturma çöp konusunda. Bu yasayı bütün olarak düşündüğünüz zaman, GATS'ın hükümlerini de bunların yanına koyduğunuz zaman, yerel yönetimler hizmetleri bakımından birçok yerel piyasanın ciddi bir ivme getireceğini düşünebilirsiniz. Yasada bütün belediye hizmetleri belediye meclislerinin kararıyla özelleştirilebilecek. Bu karar tamamen yerel düzeyde belediye meclislerine bırakılmış durumda. Bu yasayı da küresel gelişmelere paralel değerlendirmek zorundayız. Küresel eğilimlerin yerel düzeydeki yansıması olarak değerlendirmek durumundayız.
GATS, DB VE IMF İLE BİRLİKTE ÇALIŞIYOR
- Türkiye'de Yerel Yönetimler Yasası dışında GATS'ın hayat bulduğu örnekler var mı?
Engin Sezgin: DTÖ kuruluş anlaşmasında da belirtilen bir husus vardır; DTÖ DB ve IMF gibi birtakım organizasyonlarla ortak işbirliği içinde çalışır. Bu nettir, DTÖ bünyesinde bir anlaşmadır. Bugün Türkiye'nin IMF ve DB ile girmiş olduğu ilişki ve buna bağlı olarak alınan birtakım düzenlemeler GATS'taki mücadeleleri etkileyen süreçtir. IMF ve DB ile girdiğimiz herhangi bir tartışmada Türkiye'den beklenilen niyet mektupları GATS'la uyum içindedir.
Bir kez taahhütte bulunduğunuz bir sektör varsa ki, anlaşmanın kuralları gereği taahhütlerini geri çekemiyor. Türkiye yetkililerinin açıklamaları ilginç, kendilerinin yeni düzenleme getirmediklerini ileri sürüyorlar. Zaten mevcut yasalarda olan şeyleri bu anlaşmaya yansıttıklarını söylüyorlar. Şöyle yeni bir durum var, ülkelerin ulusal güvenlik, yatırım, kalkınma politikaları gereğince çeşitli sektörlere ilişkin devlet düzenlemeler ve yardımlar yapıyor. GATS ile birlikte taahhütte bulunulan sektörlerde karar verme yetkisini kaybetmiş bulunuyor. Yeni durum var, dolayısıyla, geri çekme durumunda da tazmin edici düzenlemelerle karşılaşıyor.
İlerlemeyi de liberalizasyon olarak tanımlıyor GATS. Ülkeler anlaşmadan geriye götürecek herhangi bir düzenleme yapamayacaklardır. Ama şunu ülkelerin müzakereler sürecinde taahhütleri ilerletilebilir, birtakım imtiyazları ortadan tamamen kaldırabileceklerini söylüyorlar. Buna yönelik de çalışmalar bekliyorlar ülkelerden. Ulusal düzeydeki sermayenin sahip olduğu imtiyazları istiyorlar, böylece serbest rekabet alanı açılmış olacağını iddia ediyorlar, eşitliğin geleceğini ileri sürüyorlar. Ciddi bir sermaye birikimi yok, ulusal düzeydeki şirketlerde. Son çıkan Kamu İhale Yasası da bu sinyalleri veriyor. Uluslararası şirketlerin ihalelere girmek için istenilen oranların düşürülmesi kısıtlamalarının kaldırılması GATS'a paralellik içeriyor. Gerek Telekom, gerek Enerji Piyasası Yasası, Kamu İhaleleri Yasası ile GATS denmemekle birlikte küreselleşme ideolojisinin somutlandığı devlet organizasyonunun yeniden yapılandırıldığı bir süreç yaşanmakta. GATS'la bunun ideolojik politik çerçevesini çiziyor.
Evrensel'den alınmıştır.
devam
|
|
|