BÜYÜK
TOHUM TEKELLERİ,
KANOLA ve BİZ.
Abdullah
AYSU
Kanolanın
Türkiye Serüveni...
Türkiye
bir yandan uluslar üstü tarım tekellerine kazanç ortamı
yaratmak için TEKEL’ in tütün desteklemelerinden çekilmesi için
yasa çıkarıyor, TEKEL’e destekleme alımı yapmayacaksın
diyor. Diğer yandan da aynı kuruluşa alanı ile ilgili olmayan
kanola denilen ürünün destekleme alımını sen yapacaksın,diyebiliyor.
Niçin? Çünkü; kanola
denilen (aslında genetik değişime uğratılmış kolza) uluslar
üstü bir tekel tarafından üretilmekte. Ulusalar üstü tekelin
ürettiği bu kanolanın pazar
derdi bizim hükümetin derdi olmuş durumda. Nasıl mı? Şöyle
ki;
Ulusal
hükümetimiz bu destekleme kararı ile kendi ülke çiftçilerine;
ürettiğin tütününe git pazarda müşteri ara,ıspanak gibi sat
diyor. Bizim TEKEL’ imiz senin tütünü artık almayacak,senin
yerine uluslar üstü tekelin (Monsanto firmasının)ürettiği
kanolayı alacak
,diyebiliyor...
Kanola
genetik değişime uğratılmış kolza’ dır.
Kanola
yağ bitkisidir. Kolza ,Türkiye’de 1970’lerde yetiştirilmeye
başlandı.1982 yılında dönemin sağlık bakanı tarafından
fazla miktarda Erosik asit içeriği nedeniyle kansere yol açtığından
yasaklandı.
Bitkinin yetiştirilmesine izin verilmediği gibi o dönemde
,küspesi bile hayvan yemi olarak kullanılması sakıncalı görülerek,kullanılmadı.
Üreticiler tarafından da pek rağbet görmedi. 1984’ te yasak
tekrar kaldırıldı.
Kolzanın sağlığa ilişkin sakıncalarından dolayı
1992’lı yılına gelindiğinde üretim alanı hızlı düşüş gösterdi.
Bu sıralarda kolzanın genetik yapısı bir Kanadalı tarım firması
olan Canada Oil tarafından
değiştirilerek, bitkide “asit oranın düşmesi sağlandı!”
ve ortaya çıkan ürüne kanola dendi. Şu anda sakınca durumu net
olarak bilinmemekte. Kanolayı satacak yer olmadığı gibi, genetik
değişime uğramış bir tohumun sahip olduğu genel sakıncalara
sahiptir.
Kanola
Türkiye’nin iklim şartlarına uygun bir bitki değildir.
Kanola
–7 dereceye kadar soğuğa dayanmaktadır. Tarım Bakanlığınca
buğday ve şekerpancarına alternatif ürün olarak düşünülen
kanola, buğday ve şekerpancarının yetiştirildiği İç Anadolu
Bölgesi’ nin iklimine uygun bir bitki değil. Trakya’da bu kışın sert geçmesi
nedeniyle ürün alamadıklarını üreticiler açıklamaktadırlar.
Doğu Anadolu’da zaten yetişmez.
Bu
ne perhiz,ne kanola turşusu?...
Göstermelik
destek!...
İklim
olarak Türkiye’ye uygun bir bitki değil. Satacak yer yok. Üretici
rağbet etmiyor. Peki destekleme kapsamına alınması için bu ısrar
niye? IMF ve hükümet tarımda destekleri ve destekleme alımlarını
serbest piyasa ruhuna aykırı diye
kaldırırken,diğer yandan
genetik değişime uğratılmış kimsenin bilmediği kanola
tohumunu hükümet kararı ile destekleme kapsamına almaktadır. Bu ne perhiz, ne
kanola turşusu?
Üreticinin
gerçekten desteklenilmesi isteniyorsa; pancara,tütüne,buğdaya
destek verilsin. Girdi fiyatları her gün artıyor. Girdi desteği
verilsin... Türkiye’nin tüm stratejik ürünlerini
desteklemeyerek kanolaya destek verilmesi Monsanto’ya yapılan
destek değilse nedir?...
Bir
dönem batık şirketleri, bir dönem batık bankaları,bir dönem
hortumcuları kurtaran hükümetler; şimdi de “klasman
atlayarak” ulus üstü tekellerin dönemsel sorunlarını
çözmeyi kendilerine iş
edindiler...
Uluslar
üstü tekellerin dönemsel sorunlarını ulusal hükümetimiz çözmeye
çalışırken ;onlar, bizim gibi az gelişmiş ülkelerin üreticilerine,
tüketicilerine ve insanlarının sağlığı ile doğalarına yönelik
ne gibi saldırılarda bulunmaktadırlar?...
Büyük
Tarım Tekelleri Açmazında, Doğa, İnsan Sağlığı, Üreticiler
Ve Tüketiciler...
Kapitalistlerce,
aşırı üretim dünyada açlığı engelleme amacıyla girişilen
bir çaba olarak anlatıldı. Ancak,görüldü ki,tam tersi oldu.
Zira,açıkça ortaya çıktı ki,açlık,üretim yetmezliğinden değil
ama üretim maliyetlerinin artması ve gelir dengelerinin iyice
bozulması sonucu, daha da arttı.
Bu
gün dünya gıda üretimi yüzde 110 seviyesinde ama gene de yılda
30-40 milyon insan açlıktan ölmektedir.
Bazı
Afrika ülkelerinin geleneksel tarım düzenleri,gelişmiş ülkelerin
“kısa dönemde aşırı kar amaçlı” plansız,aşırı üretime
yönelik entansif tarım yöntemleri karşısında çöktü,halkı
da açlıkla karşı karşıya kaldı.
Büyük
şirketlerin yönlendirmesiyle, tarım kendi kaynağı olan doğaya
sırtını dönüp bunun
yerini aşırı kar hırsı ile yapılan aşırı üretime bıraktı.
Bu da doğanın tahrip olmasına,insan sağlığının tehlikeye atılmasına,ekolojik
dengenin bozulmasına neden oldu.
Doğanın
tahribatı:
Genetik mühendisliği ile yaratılan üretim girdilerinin çevrede
büyük tahribatlara yol açtığı, aşırı kar amacıyla bilinçsiz
kullanımı teşvik edilen sentetik (kimyevi-suni) gübrelerin doğadaki
canlıları öldürdüğü, toprağın vasfını bozduğu, içme
sularına karışarak sağlık sorunları oluşturduğu, yabancı
otları yoğunlaştırdığı bu nedenle ilaç kullanımını artırdığı
bilinmektedir. Yine, genleri ile oynanmış tohumların, hormonların
insan sağlığını olumsuz etkilediği, yabancı otları ve böcekleri
yoğunlaştırdığı da bir başka gerçektir.
Uluslar
üstü tekeller ve Tohumculuk
IMF
ve WB’nın dayatmaları ile tarımsal desteklerin kaldırılması,
tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesi, taban fiyatlarının
maliyetlerin altında belirlenmesi sonucunda milyonlarca tarım emekçisi
işsizleştirildi. Az gelişmiş ülkelerin ulusal tarımları çökertildi.
Şimdi de tohumların genleriyle oynayarak tarlaya ekilen ürün bir
daha tohum olarak kullanılamayacak,bir yıllık (terminatör) hale
getiriliyor. Böylece üreticiler tohum için de büyük şirketlere
bağımlı kılınarak sömürü daha da artırılıyor. Bu sömürüyü
garanti altına almak isteyen büyük tohum tekelleri bir takım
uluslararası sözleşmelerin yapılması için dayatıyorlar.
Nedir
bunlar?
-Tohumculuk
alanındaki çok uluslu tekeller olan Cargill,
Monsanto, Novartis, Agra genetik özellikleri değiştirilmiş
bitkilerin patentlerini üstlerine kaydetmenin yanında yerel ürünleri
de patentlemek suretiyle tüm dünyayı egemenlikleri altına almak
istiyorlar.
-Dünya
tarımını kontrollerine alan bu büyük şirketler,patenti olmayan
ürünlerin pazara girmesini yasaklamaya çalışıyorlar.
Kapitalistlerin
pek övdükleri “piyasa” kendileri
için özgür,az gelişmiş ülkelerin ise elini kolunu bağlayan
teslim alma “piyasa”sı olma
yolundadır. Zira,bu anlaşmaların sonucu, patentsiz ürünü üreterek
pazara getiren çiftçiler lisans delmiş, “hırsız”
muamelesine tabi tutularak cezaevine girecektir.
Tek
tip üretim yöntemlerine taşıyacak bu patent uygulaması aynı
zamanda üreticilere yönelik her türlü desteklerin kaldırma
dayatması ile birlikte düşünüldüğünde; küçük üreticiler,az
topraklılar ve topraksızlara ürettirmeyecek bir bölümünü
kentlere göçe zorlayacaktır.
Büyük
tarım tekellerine bağımlılık her geçen gün daha fazla artıyor.
WTO toplantılarında üreticilerin kendi mülklerinde büyük tarım tekellerinin
işçisi, marabası ,taşeronu olacağı sözleşmeler ülkelere
dayatılıyor.
Büyük
tohum şirketleri aynı zamanda kimya şirketleri ile de birleşerek
ilaç fabrikalarının da sahibi oldular.
Bitkilerin
genleri ile oynamak böcek ve yabancı otları yoğunlaştırır.
Sonra da onları yok etmek için ilaç kullanmak zorunluluğu doğar.
Çünkü; genetik mühendisliği ile elde edilen tohumlar bir dönem
sonra kullanıldıkları arazilerde ürüne zararlı yabancı otlar
ve haşerelerin üremesine neden olurlar. Bu da sadece
maliyeti artırmakla kalmaz, doğayı da tahrip eder. Bioçeşitliliğe
çok ciddi ve dönüşü olmayan zararlar verir. Rüzgar ve arılar
aracılığıyla polenler araziye dağılır. Buradan da, bioçeşitliliğin
şiddetli ve kontrolsüz dönüşümü tehlikesi oluşur.
İnsan
sağlığına olumsuz etkisi de şöyle olmaktadır; Örneğin, mısırın
kromozomuna, böcek öldüren bir organizmanın geni sokuluyor. Mısır
büyüdükçe böcek ilacını da üretmeye devam ediyor. Herhangi
bir tırtıl mısır tanesini kemirdiği zaman orada hemen can
veriyor.
Böcek
ilaçları gıdada yoğunlaşıp birikiyor. İnsan da bu zincirin
son halkasındaki canlıdır.
Ayrıca
bitkilerin genetik olarak değiştirilmesi için, gerekli gen olarak
antibiyotik kullanırlar. Böylece antibiyotiklere karşı dirençli
genler bölünerek çoğalır ve insana yansıması tehlikesi oluşur.
Sonuç
olarak; dünyanın
gelişmiş ülkeleri eko tarım ürünlerini üretmeye ve tüketmeye
başladı. Yine aynı gelişmiş ülke menşeli uluslar
üstü tarım tekelleri eko tarım dışı tekniklerle üretimi
artırdılar. Kendi ülkelerindeki kamuoyu baskısı nedeniyle eko
tarım dışı teknikle üretim tekniğini az gelişmiş ülkelere
kaydırmakta,eko tarım dışı tekniklerle elde edilmiş ürünler
için az gelişmiş ülkeleri pazar
yapmaktadırlar.
|