Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


ÇİMDİK


Uyum, Duyum ve Kaygı

 

Bu Hükümet seçime kadar dağılmaz.

Nerden mi çıkarıyoruz ?

İlk aklınıza gelen, kurulduğundan beri gösterdiği beceri ve elde ettiği başarılarını sayacağımızsa, geçin.

O Türkiye Cumhuriyeti’nin Hükümetidir.

Kaç parçadan oluşmuş bir koalisyon olursa olsun, her iyisi ülke ve toplumun. Yâni hepimizindir.

Ve hükümet eden dahasını yapamıyorsa, kalmasının anlamı da değeri de yoktur. Çünkü seçimli demokrasilerin en darında bile hükü-met etmek, hizmet etmekle mümkündür.

Hükmetme heveslisi Doğunun şu süzme özdeyişini hiç aklından çıkarmasın ; “ Zulümle muktedir olunur, ama iktidarda kalınamaz. “

Hükümet vadesinde dikkat çekmeye çalıştığımız o fasıl değil.

Son üç yılın olaylarıyla çevrenize şöyle bir bakın.

Muhalif olması gerekenlerle, kendini muhalif sayanların durum, tutum ve davranışlarını şöyle bir gözden geçirin.

Vardığınız sonuç ne ?

Hadi sizi yormadan biz söyleyelim.

Muhalifleri bu Koalisyon’u ne çok seviyormuş ?

Uyum ve başarılı, başımızda daim olmasını ne kadar istiyormuş ki, aralarında küçücük bir uyuşmazlık çıkacak diye yürekleri titriyor.

Hükümet dışı parti kodamanlarından, sivil toplum entellerine... Medya akıldanelerinden, basın zadegânına şöyle bir göz atın.

Başbakan ya da yardımcılarından biri ötekilere, gözünüzün üstünde kaşınız var... Ötekilerden biri hayır yok, diyecek de koalisyon bozulacak diye uykuları kaçıyor.

Eh doğrusu Allahı var !..

Hükümetimiz de, böylesine siyasal seçeneksizliği pek bir güzel kullanmakta iyice ustalaştı.

Zor bir dönemece gelindi mi, bir pürüz üretiyorlar.

Örnek mi ?

Alın 159. Maddedeki “ olasılık, “ ve “ tehlike “ sözcüklerini... Vurun ANAP’la MHP’nin diline. Sanki hiç bir araya gelmez... Hiç bir konuda, hiçbir biçimde tartışamazlarmış... Ve sanki yasayla özgürlük olurmuş gibi, bir patırtı koparıyorlar.

O arada uyum ve uzlaşma içinde kararlaştırdıkları pek çok şey... Örneğin bankalara güvence içinde aktarılacak kaynak, uzlaşmanın sessizliğinde, Cumhurbaşkanı vetosuna karşın geçip gider.

Ve bu Hükümet de, bu sevgi, bu kaygı ve bu ustalıkla seçime kadar güzel güzel idare eder.

 

Marlene ve Zeliha Berksoy

 

 

Bir tiyatro ustasının türküsünü izlemek isterseniz, gecikmeden Zeliha Berksoy’un Marlene’nine gidin.

Ülkesi Nazizme teslim olunca, selâmeti yurtdışında bulmuş bir şarkıcı ve oyuncu... Bir zamanların efsanesi Marlene Dietrich’in öyküsünü nefes nefese izlersiniz.

Bir yanıyla zorunlulukların has sanatçıyı sürüklediği kaprisler... Bir yanıyla savaşımdan uzak kalmanın verdiği iç rahatsızlığıyla, huysuzluğa... Hatta yer yer anlaşılmazlığa varan hesaplı çıkışlarla kendince sürgünde süren bir yaşamın bütün açmazları... Ve aynı zamanda enfes bir özeleştirisi.

Davulun sesinin uzaktan hoş gelmesi, seyirci-dinleyici ya da izleyicinin büyülenmesini sağlayan mizansenler nasıl hazırlanıyor ? Nasıl bir ustalıkla sunuluyor ? Ve ne kadar kolaylıkla yutturuluyor ? Zeliha Berksoy’la Almila Uluer’in çelik kılıçla kadife kının harikulâde uyumunda, insanın içine fısıldanıyor.

Gençlerin ustalarıyla yarışmasını görmek isteyenlere duyurulur.

 

 

Davos ile IMF

 

Davos’ta görücüye çıkan, IMF’de evlenir.

Elbette aldığı krediyi cukka sanıp ödeme günü geldiğinde tefeci eline düşenin düğünü de, cenaze töreni gibi olur.

Çünkü bankacılıkta kural, eski alacağı kurtarmak için yeni işletme kredisi açmak... Tefecilikte ise, batışı hızlandırmaktır.

Bankacı alacağını kurtarmaya uğraşır. Tefeci borçlunun malı ve mülküne ucuza konmayı. Ama her ikisinde de ilke, borçluyu çok sıkı denetlemeye zorlar. Bankacı her yatırım ve üretim evresinde oy ve onay sahibi olmayı ister. Tefeci her davranışı gözetlemek.

Ve borçlunun boynu eğridir fetvasınca, her duruma katlanmak, işini, ülkesini, varlığını gerektiğince yönetemeyene düşer.

Hüner borçla şişinmek değil, alacağıyla borcunu karşılayarak, başkalarına borç verebilmektedir.

Değilse, ister bağır, ister bunal, ister göbek at, hem her kaprise katlanacak... Hem de paşa paşa borcunu ödeyeceksin.

Öyleyse durumumuz pek parlak değil mi, buyurdunuz ?

Peki bunca muhalif, gül bahçesinde dikenden mi yakınmakta ?

 

 

 


 
sayfa başına dön