ÇİMDİK
Uyum, Duyum ve
Kaygı
Bu Hükümet seçime
kadar dağılmaz.
Nerden mi çıkarıyoruz
?
İlk aklınıza gelen,
kurulduğundan beri gösterdiği beceri ve elde ettiği başarılarını
sayacağımızsa, geçin.
O Türkiye
Cumhuriyeti’nin Hükümetidir.
Kaç parçadan
oluşmuş bir koalisyon olursa olsun, her iyisi ülke ve toplumun. Yâni
hepimizindir.
Ve hükümet
eden dahasını yapamıyorsa, kalmasının anlamı da değeri de
yoktur. Çünkü seçimli demokrasilerin en darında bile hükü-met
etmek, hizmet etmekle mümkündür.
Hükmetme
heveslisi Doğunun şu süzme özdeyişini hiç aklından çıkarmasın
; “ Zulümle muktedir olunur, ama iktidarda kalınamaz. “
Hükümet
vadesinde dikkat çekmeye çalıştığımız o fasıl değil.
Son üç yılın
olaylarıyla çevrenize şöyle bir bakın.
Muhalif olması
gerekenlerle, kendini muhalif sayanların durum, tutum ve davranışlarını
şöyle bir gözden geçirin.
Vardığınız
sonuç ne ?
Hadi sizi yormadan
biz söyleyelim.
Muhalifleri bu
Koalisyon’u ne çok seviyormuş ?
Uyum ve başarılı,
başımızda daim olmasını ne kadar istiyormuş ki, aralarında küçücük
bir uyuşmazlık çıkacak diye yürekleri titriyor.
Hükümet dışı
parti kodamanlarından, sivil toplum entellerine... Medya akıldanelerinden,
basın zadegânına şöyle bir göz atın.
Başbakan ya da
yardımcılarından biri ötekilere, gözünüzün üstünde kaşınız
var... Ötekilerden biri hayır yok, diyecek de koalisyon bozulacak
diye uykuları kaçıyor.
Eh doğrusu
Allahı var !..
Hükümetimiz
de, böylesine siyasal seçeneksizliği pek bir güzel kullanmakta
iyice ustalaştı.
Zor bir dönemece
gelindi mi, bir pürüz üretiyorlar.
Örnek mi ?
Alın 159.
Maddedeki “ olasılık, “ ve “ tehlike “ sözcüklerini...
Vurun ANAP’la MHP’nin diline. Sanki hiç bir araya gelmez... Hiç
bir konuda, hiçbir biçimde tartışamazlarmış... Ve sanki
yasayla özgürlük olurmuş gibi, bir patırtı koparıyorlar.
O arada uyum ve
uzlaşma içinde kararlaştırdıkları pek çok şey... Örneğin
bankalara güvence içinde aktarılacak kaynak, uzlaşmanın
sessizliğinde, Cumhurbaşkanı vetosuna karşın geçip gider.
Ve bu Hükümet
de, bu sevgi, bu kaygı ve bu ustalıkla seçime kadar güzel güzel
idare eder.
Marlene ve Zeliha
Berksoy
Bir tiyatro
ustasının türküsünü izlemek isterseniz, gecikmeden Zeliha
Berksoy’un Marlene’nine gidin.
Ülkesi Nazizme
teslim olunca, selâmeti yurtdışında bulmuş bir şarkıcı ve
oyuncu... Bir zamanların efsanesi Marlene Dietrich’in öyküsünü
nefes nefese izlersiniz.
Bir yanıyla
zorunlulukların has sanatçıyı sürüklediği kaprisler... Bir
yanıyla savaşımdan uzak kalmanın verdiği iç rahatsızlığıyla,
huysuzluğa... Hatta yer yer anlaşılmazlığa varan hesaplı çıkışlarla
kendince sürgünde süren bir yaşamın bütün açmazları... Ve
aynı zamanda enfes bir özeleştirisi.
Davulun sesinin
uzaktan hoş gelmesi, seyirci-dinleyici ya da izleyicinin büyülenmesini
sağlayan mizansenler nasıl hazırlanıyor ? Nasıl bir ustalıkla
sunuluyor ? Ve ne kadar kolaylıkla yutturuluyor ? Zeliha
Berksoy’la Almila Uluer’in çelik kılıçla kadife kının
harikulâde uyumunda, insanın içine fısıldanıyor.
Gençlerin
ustalarıyla yarışmasını görmek isteyenlere duyurulur.
Davos ile IMF
Davos’ta görücüye
çıkan, IMF’de evlenir.
Elbette aldığı
krediyi cukka sanıp ödeme günü geldiğinde tefeci eline düşenin
düğünü de, cenaze töreni gibi olur.
Çünkü bankacılıkta
kural, eski alacağı kurtarmak için yeni işletme kredisi açmak...
Tefecilikte ise, batışı hızlandırmaktır.
Bankacı alacağını
kurtarmaya uğraşır. Tefeci borçlunun malı ve mülküne ucuza
konmayı. Ama her ikisinde de ilke, borçluyu çok sıkı
denetlemeye zorlar. Bankacı her yatırım ve üretim evresinde oy
ve onay sahibi olmayı ister. Tefeci her davranışı gözetlemek.
Ve borçlunun
boynu eğridir fetvasınca, her duruma katlanmak, işini, ülkesini,
varlığını gerektiğince yönetemeyene düşer.
Hüner borçla
şişinmek değil, alacağıyla borcunu karşılayarak, başkalarına
borç verebilmektedir.
Değilse, ister
bağır, ister bunal, ister göbek at, hem her kaprise katlanacak...
Hem de paşa paşa borcunu ödeyeceksin.
Öyleyse
durumumuz pek parlak değil mi, buyurdunuz ?
Peki bunca
muhalif, gül bahçesinde dikenden mi yakınmakta ?
|