Çağrı
Erol Toy
Mutlaka
dikkatinizi çekmiştir.
Sevgili medyamız
gümbür gümbür aktardı.
Görmedim,
duymadım, okumadım diyene özet.
Geçen haftanın
ortasında Bursa’da şenlik vardı.
Kadın erkek,
genç yaşlı, çoluk çocuk alanlara yığılmıştı.
Davullar vuruyor...
Zurnalar ötüyor... Halaylar çekiliyor... Horonlar tepiliyor...
Kurbanlar kesiliyordu.
Bu bir kentin,
kahramanını karşılayışıydı.
Hani şu ; Başta
devlet bürokrasisi... Siyasal rakipleri... Ve hemen her muhalifin yıllarca
uğraşıp; İş bilme, iş bitirme, köşeyi dönme çarpık düzeninin
simgesi kıldığı.. Banka hortumlamadan vergi kaçakçılığına...
Haksızlıktan yolsuzluğa pek çok kötülüğün suçlusu. Kırmızı
İnterpol bültenleriyle aranan. Amerikalarda yakalanıp bilekte
kelepçe âlâyı vâlâ ile getirilen. Ve cezaevi ya da hastane koğuşuna
tıkılan eski babanın mânevi oğlu... Eski milletvekili.. Eski
bakan..Eski tutuklu Cavit Çağlar, ogün yeniden işinin başına dönüyordu.
Helâl olsun !..
Tarihin hükmü belli.
Bireylerle
kitlelerin çıkar çelişkisi uzlaşmazlığa düşüp de ortak
bilinçte, yasa... Daha açığı yasak fikri filizlendiğinden beri
onun fırsat ve boşluklarından yararlanmak yurttaşlık hakkıdır.
Anayasalar,
yasalar önünde eşitliği boşuna mı dayatır ?
Sakın erdem
egemen olsun da, kişi verebildiğince yüküm.. Gereksinimi kadar
hak sahibi bulunsun diye, demeyin.
Toplum refah ve
mutluluğunun tarifini yaparsınız.
Ama, şu
kavanoz dipli dünyanın, hâl-i-pürmelâlini bir türlü açıklayamazsınız.
Çünkü yasalar tarihle yaşıt.Ve tarih boyunca, beceriklilerin(!)
payı... Beceriksizlerin ödevi daha eşit olmuştur.
Doğru mu ?
Doğruysa,
Cavit Çağlar’ın tıpkı diğer eşit ya da becerikliler gibi o
fırsat ve boşluklardan yararlanmasını yadırgamamalı.
Dikkat buyrun,
erdemi değil, beceriyi(!) tartışıyoruz.
Öyleyse bunca
incinin anlamı ne, diyenin ağzına sağlık !..
Şu ;
Tekrarı bağışlayın.
Bilmem dikkatinizi çekti mi ?
Medya
habercilerinden biri, haberin çocuktan alınacağını bilmiş.
Mikrofonu minnacık bir bebenin ağzına dayadı ;
- Kimi bekliyorsun ?
- Cavit Çağlar’ı...
- Cavit Çağlar
kim ?
Haberci haklıymış
!..
Büyülü cam
çocuğun ;
- Patron !..
Yanıtını,
anlayanın suratına çarpıverdi.
Bunda ne mi var ?
Hiiiç !..
Sade o saf ve
temiz çocuk sesinde, yüreğin sevdasıyla bilincin aklına sığmaz
bir aidiyet vardı da !.. Hepsi bu.
Tıpkı kölenin
efendisi... Kulun tanrısına aidiyetine benzer içten bir aidiyet.
Kişisel, ailevî ve kitlesel bir bendelik.
Haber çocuktan.
Ama yerel sanmayın. Evrensel.
İnsanlığın
bilinci dehşetli bir saldırının kıskacında.
İyi mi ?
Değilse, sağcı
solcu.. Futbolcu totocu.. Kuramcı eylemci.. Askerci sivilci..
Partici kulüpçü.. Sendikacı dernekçi her akıl sahibi, melek
cinsiyetini tartışmayı da.. Sınıf savaşımında renkli
paskalya yumurtası gibi birbirine çakmaya da son verip önlem
almaya koşulu. Çünkü tehlike büyük.
Tarihin çalkantılı
ve uzun ırmağında, yuvarlana yuvarlana kendini kopyalama çağına
ulanan insan, köleliğe dönmekte.
Bilmem sizin gözleminiz
de aynı mı ?
Aynıysa, zihin
cimnastiğimizi özeleştiri teknesinde çitileme gününün geçmekte
olduğunda da uzlaşıyoruz demektir.
Öyleyse, bırakın
insanlığın.. Toplumun... Uğruna can feda sınıfın
yitireceklerini sayıp dökmeyi.. Romalı general Kresus’un,
Spartaküs’le binlerce yoldaşını Catania yolunda çarmıha
gerdikten sonra; “Onu ben değil, durumundan hoşnut köleler
yendi, “ sözünü anımsatmak bile gereksiz.
|