Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


Teslimiyet mi stand-by mı! 

İzzettin ÖNDER

Küreselleşmenin bir tanımı da merkez kapitalizmin çevreyi de kapsayacak biçimde yayılarak, sömürü ağını genişletmesidir. Bunun anlamı da, önceleri kendi burjuva sınıfının sömürüsü altındaki çevresel konumlu ülke halklarının, küreselleşme ile çok daha güçlü sömürü ve baskı altına giriyor olmasıdır. İşte, Türkiye'ye 2000 yılı başından beri sözde istikrar programı ile dayatılan, tam bir sömürgeleştirme programıdır. Son stand-by anlaşması da bu sürecin bir sonucudur.

Kriz içindeki Batı kapitalizmi için Türkiye üç açıdan fevkalade elverişli ve gelecek vaat eden bir ekonomidir. Bunlardan birincisi, Türkiye'nin spekülatif operasyonlarda yüksek finansal kazanç kaynağı olmasıdır. Ancak, spekülatif operasyonlarla veya verilen borçlarla elde edilen potansiyel kazançların garanti altına alınması gerekmektedir. Mevduata devlet garantisi ya da döviz endeksli kağıt ihraç etme vaadi gibi düzenlemeler, yüksek riski bahane ederek yüksek faizle borç verenlerin gelirlerini garanti altına almaya yöneliktir. Bu durumda, yüksek faizin gerekçesi ortadan kalktığına göre, olağanüstü kazançlar tam bir şantaj fiyata dönüşmektedir. Spekülatörler Türkiye'den dünya faiz haddinin çok üzerinde gelir sağlamaktadır.

İkinci sömürü kanalı piyasaların serbestleştirilerek dünya rekabetine açılmasıdır. Sıkışan merkez kapitalizmi çevresel konumlu ekonomileri daimi olarak piyasa açmaya çalışmaktadır. Piyasa, ekonomik güç ilişkisi ortamıdır. Piyasadan iki tarafın da avantajlı olabilmesi güç dengelerine bağlıdır. Güç dengelerinin bulunmadığı durumda, piyasadan güçlüler kârlı çıkar. Türkiye'nin tarımını, hazırlıksız olarak, dünya piyasalarına açmak, tarımı öldürmek ve Türkiye'yi besin kaynakları açısından merkez kapitalizme bağlı kılmak demektir.

Türkiye üzerinde oynanan oyunun üçüncü sömürü vantuzu, yapısal reform adı altında, güzide ve geleceği parlak kuruluşlarının özelleştirme görüntüsü altında yabancılaştırılarak, yabancı sermayeye devretmeyi amaçlayan politikalardır. Telekom, THY gibi kuruluşlara kapitalistlerin göz koyması, merkezde daralan kâr hadlerinin telafisi çabalarıdır.

IMF programlarında, çok doğal olarak, sosyal boyut ve halk yoktur, olamaz da. Çünkü bu politikalar sermaye yanlı olmaktan öte, merkez kapitalizme hizmete yöneliktir. Bu bağlamda IMF ve Dünya Bankası, merkez kapitalizmi kurtarmak için elinden gelen çabayı göstermekte ve bunda da çok başarılı olmaktadır.

Bu nedenle açıktır ki, salt Dünya Bankası'na ve IMF'ye kızmak sorunu çözmez. Bunun da ötesinde, hedeflerin böyle seçilmesi, arkadaki sistemi ve sistemin işleyiş dinamiklerini perdelediğinden, zihinleri bulandırır. Düşünülmesi ve hedeflenmesi gereken, sistemin kendisi olup, sistemin araçları değildir.

evrenselden Alınmıştır 

 
sayfa başına dön