Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


Porto Allegre'de Birleşmiş Milletler 
Rüzgarı Esti!

Massimo Speranza

 31 Ocak- 5 Şubat 2002 tarihleri arasında kapitalistler New York'ta "Dünya Ekonomik Forumu için bir araya geldiler. Ve Seattle'dan bu yana alışılageldiği gibi küreselleşme karşıtları da Brezilya'nın Porto Allegre kentindeydiler. Farklı düşüncelere sahip pek çok küreselleşme karşıtı gruplar alternatif çözümleri tartışmak için yine buluştular.

Dünya Sosyal Forumu'nun en etkin grubu olan ATTAC yine tartışmaları yönlendirerek bazı fikirlerce de eleştirilere maruz kaldı. Porto Allegre'de bu yıl gündemi şunlar oluşturdu:

1. 1.      Spekülatif sermayeyi vergilendirmek

2. 2.      Vergi cennetlerinin ortadan kaldırılması

3. 3.      Gelişmekte olan ülkelerin borçlarının iptali

4. 4.      Uluslararası kurumların gözden geçirilip yeniden yapılandırılması

5. 5.      Tarım üretiminin yeniden düzenlenmesi

6. 6.      Yurttaşların daha aktif katılımını garantiye alacak demokratik reformlar.

 

Tüm önerilerin altında Birleşmiş Milletler kapsamında 90'ların ortalarından beri süren bir çalışmanın imzası var: UNDP ( BM Kalkınma Programı). Porto Allegre'yi değerlendirmek için BM çalışmalarına biraz dönmek gerekiyor.

 

BM ALTERNATİF OLABİLİR Mİ?

BM kapitalizmin diğer kurumlarının küreselleşme ile birlikte artan denge politikaları ve yoksulluğa ilişkin 'İnsani Kalkınma/ Yoksullaşma Programları' ile UNDP' ye imzasını attı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, "Biz Dünya Halkları, 21. yüzyılda BM'nin Rolü" raporunda, küreselleşme sürecinin dünya nüfusunun ve ülkelerinin çoğunu kulvar dışında bıraktığı gerçeğinin, uluslararası topluluk için reddedilemez olduğunun altını çizdi. Ve Kofi Annan UNDP'den aldığı destekle New York'ta Dünya Ekonomik Forumu'ndaydı. Kofi Annan'ın  kapitalistlerin vicdanına(?) seslenmek gibi bir derdi vardı. O, UNDP kapsamında;

1. 1.      Küreselleşme ile olağanüstü artan piyasalaştırmalara karşı, kamu alanlarını yönlendiren siyasal süreçlerin yoksullar lehine kırılması,

2. 2.      Küresel yoksulluk karşısında kapitalizmin ıslah edilmesi,

3. 3.      Küreselleşme değerlerinin içine insani değerlerin alınması,

4. 4.      İnsanların ULUSAL bir varlık olduğunu ve kalkınmanın temel amacının sağlıklı bir yaşam için ortam hazırlamak olması gerektiği,

5. 5.      IMF ve Dünya Bankası'ndan farklı olarak kredi sistemi yerine hibe destek yoluyla yoksul ülkelere kalkınma finansmanı sağlanması konularında çalışmalar yaptı.

Aslında bu maddeleri örnek vermemizin nedeni, başta da söylediğimiz gibi, Porto Allegre'ye ulaşmak. Kofi Annan gelişmiş- gelişmemiş ülkeler arasında 'küresel bir anlaşma' sağlamak inancıyla DEF'de idi. Bunun en önemli aracı olarak da borçların silinmesi talebi baş slogan haline getirildi.

Kofi Annan DEF'de iken fikirleri ise Dünya Sosyal Forumu'ndaydı. DSF

kapsamında bu ulusal çözümlere silah ticareti ve savaş, kamu hizmetleri sorunu ve tarım da taşındı. DSF'nin genel sloganı "Başka Bir Dünya Mümkün!" ile bu görüşlerin ne kadar örtüştüğü ise BM'in kapitalizmin yarattığı kurumlardan biri olduğunu da unutmayarak biraz tartışmak istiyorum.

     

      BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN! AMA NASIL?

Elbette ki nasıl sorusunun bugün pek çok kesimce mutlak ve somut bir karşılığı yok. Fakat buna dair ipuçlarımız olmalı. Bu ipuçları da BM çizgisinden hızla uzaklaşmak zorunda. Seattle'da küreselleşme karşıtları ilk kez buluştuklarında topraklarını korumak, ücretlerini artırmak,.....gibi sistem içi taleplerin de  bu hareketin içinde yer alması ve tartışmaları etkilemesi gayet normal bir durumdu. Oysa geçen üç senede hareket adına süren tartışmalar da deşifrasyonu saymazsak çözümler anlamında çok fazla bir gelişmenin olmadığı çok açık. Özellikle 9 Kasım'da Katar'da yapılan DTÖ zirvesi ve 11 Eylül'ün ardından başlayan savaş her şeyin yeniden düşünülmesi için önemli gelişmelerken...

UNDP ve İnsani Gelişme Raporları'nda önerilen talepler bugün bu gelişmelerin çok gerisinde ve sistem dışına çıkamayan talepler. Burada niyet sorgulaması yapmaktan çok bu fikirlerin soyutluğu ve sistemi nerelerden besleyeceğini tartışmak gerekiyor.

İlk olarak bu taleplerin baştan kaybetmesinin sebebi ulusal çözümlerden yana olmasıdır. Bu noktada iki şeyin altını çizmek gerekiyor. Birincisi, çok değil 20-30 yıl önce 'sosyal devlet' biçimiyle karşımızda duran da kapitalizmdi. İkincisi ise ulusal alandaki çözümlerin milliyetçi dalgalanmayı ve muhafazakar kesimleri hareketlendiriyor olması. Artık ulus-devlet diye bir kavramın yıkıldığını, varolan devletlerin sadece jandarma misyonu yüklendiğini ve çokuluslu sermaye çatışmalarının dünyayı bir bütün olarak algıladığını görmekteyiz. Sistemin "evrensel kamu malı" tartışmaları ile bugüne değin ulus-devletlerin sürdürdüğü hizmetlerin de sermaye temelinde tekelleşmesinin önünü açan GATS kararları ile ulusun sadece bir kimlik problematiği oluşturduğu da ortada.

İkinci olarak ise siyasi güçlerin yoksullar lehine kamu hizmetlerini sürdürmesi konusunda uluslar arası kurumları ikna etmek. İkna lafına takılmamak imkansız. Yoksulluğun oluşmasına karşı önlemleri kapitalistler sadece talep yanlı olarak yaklaşırlar. Fakat şimdi kendi krizlerini aşmak için yukarıdaki ikna sürecini(!) boş çıkaracak yeni bir Pazar alanı var ortada. O da kamu hizmetlerinin tamamen piyasalaştırılması. Kar marjı çok yüksek olan bu alanlar aynı zamanda hayatın sürdürülebilmesinin de temel alanları. İşte bu neo-liberalizm. Ki bu yeni iktisadi hayat zaten metalaştırmayı üst aşamalara taşıyan ve satın alamayanı da dışlayan bir sistemken yoksulluk onların çok da umurlarında olmasa gerek. Umurlarında olan tek şey artan bu kesimin kendilerini rahatsız etmelerine engel olmak. Ayrıca pek inandırıcı olmasa da dünyanın en zengin adamı Bill Gates bile DEF'te yoksulluğun tehlikelerinden bahsetti. Biz, başka bir dünya isteyenler kapitalistlerin daha ilerisinden yürümek zorunda değil miyiz?

Üçüncü olarak küresel değerlere insani değerleri sokmak! Yükselen değerler neo-liberalizm ideolojisinin temelidir. İnsanı ve insani değerleri her türlü dışlayan bu ideolojinin değerlerini kabul etmek mi gerekiyor yoksa bu değerlere karşı çıkıp kendi insani değerlerimizi yaratmak mı? Kapitalizmin ıslah edilmesini savunan bir çözüm bu talebi de dillendirir tabi ki. Oysa savaşsız-sömürüsüz-başka bir dünya mümkün derken reforme edilmiş bir kapitalizme yönelmemek gerekir. Tüm dünyadaki yoksulluğun, çevre sorunlarının, işsizliğin, ucuz emeğin, savaşların... nedeni IMF, DB,DTÖ iken bu örgütleri yok etmek ve karşısına BM'i koymak ayrı bir handikap. Bugün salt 'insan hakları- sosyal haklar' üzerinden tartışarak AB'ye girelim düşüncesini savunanların düştüğü yanlışa biz de düşmüş olmaz mıyız?

Dördüncü ve son olarak 19-23 Temmuz 2001 Cenova'daki G-8 zirvesinin de temel sloganı haline gelen "IMF' YE HAYIR, BORÇLAR İPTAL EDİLSİN!" talebi. Kapitalistlerin Asya Kaplanları'nı yaratma açısından bu ülkelerin borçlarını iptal ederek, farklı bir birikim sürecini desteklemesi bu talebin kapitalistler açısından çok da kabul edilemez olmadığını gösteriyor. Ayrıca borçlar üzerinden dönen faiz oranlarının arkasından verilen yeni krediler her ülkede "yapısal uyum politikaları"nın motorunu oluşturuyor. Bu anlamıyla kapitalizmin bu borçların kendisinden çok o ülkeler üzerinden sağlayabilecekleri çok daha yüksek faiz karları söz konusu. Kısacası borç kavramı kapitalist yayılmanın bir bahanesidir. Bir başka yönden yaklaşırsak; "ne olur borçlarımızı silin!" tavrı bu borçları kabullenmek ve kaderimizi kapitalistlerin vicdanına(?) teslim etmek olmaz mı? Yıllardır gelişmesini engelledikleri ülkelerin kanları ve topraklarından beslenenlere borçlu olmak ne kadar doğru olur? Kim kime borçlu?

Sonuç yerine;

Yukarıda bahsetmediğim pek çok ayrıntı  UNDP ve ATTAC çalışmalarında bulunabilir. Burada önemli olan on bine yakın insanı bir araya getiren DSF gündemini oluşturan bu ve benzer konulara sadece 11 Eylül krizinin eklenmesi. Bu geri çözüm önerilerinin etrafında tartışmaların sürmesi. Bundan böyle küreselleşme karşıtı harekete yön verecek yeni tartışmalara ihtiyacımız var. Ne ulusçu bir bakışla ne de kapitalizmi ıslah ederek. Bizim başka bir dünyadan anladığımız, başka bir dünya düzeni olmalı.

 

 
sayfa başına dön